bilimkurgu kulubu

Dizi

Tarih: 22 Haziran 2019 | Yazar: Varlık Ergen

0

Leila: Hüznün Distopyası

Netflix’in distopik Hint dizisi Leila, ilk altı bölümüyle yayına girdi. Dizi, kalabalıklar için su ve temiz havanın artık bir lükse dönüştüğü 2047 yılına ait görüntülerle açılıyor. Dizinin açılış jeneriği de bir hayli dikkat çekici:

Yıl: 2047.

Ulus: Aryavarta.

Lider: Tüm toplumlarca saygıdeğer Dr Joshi.

İlke: Tecrit ile barış. Şehirler, uzun duvarlarla sektörlere ayrılır. Her sektörde inançlarını özgürce uygulayabilecek bir toplum vardır.

Basti: Duvarların dışındaki gecekondular.

Lüks: Temiz hava ve su.

Prayaag Akbar‘ın aynı adlı romanından uyarlanan dizinin yönetmenliğini ise Shanker Raman, Deepa Mehta, Pawan Kumar üstleniyor. Leila’nın karanlık atmosferinde öne çıkan oyuncularından ilki Shalini Pathak karakterine can veren Huma Qureshi. Özellikle duygusallığın ön planda olduğu sahnelerde tüm yeteneğini gözler önüne seren oyuncunun güçlü performansı dikkat çekici. Dizide güvenlik görevlisi olan Rizwan Chowdhury’i ise Rahul Khanna oynuyor. Dizideki çocuk oyuncuların performansları da övgüye değer. Rol gereği yaşadıkları travmaları seyirciye gerçek bir hayattan kesit sunulmuşçasına yansıtabiliyorlar.

Dizinin ilk bakışta akıllara The Handmaid’s Tale’i getirdiği söylenebilir. Onun kadar profesyonel olmasa da, Leila da baskıcı bir yönetimi kadın yaşantısı üzerinden ifade etmeyi deniyor. Tabii benzer yapımları izlerken, Atatürk tarafından 1930 yılında başlatılan iyileştirmeler neticesinde kadınlara 5 Aralık 1934’te Seçme ve Seçilme Hakkı verilmesinin ve 5 Şubat 1937 ‘de de anayasaya laiklik kavramının eklenmesinin önemini bir kez daha anlıyoruz. Her iki yapımda da tarif edildiği üzere rejimler, kadınları uslandırılması gereken ve sadece doğurma yetisi olan birer varlık olarak görüyor ve garip bir şekilde erkeği cezalandırırken “ona ait” olduklarını düşündükleri kadınlara ve çocuklara eziyet ediyor.

2049 yılında kentlerin yüksek duvarlarla çevrildiğini, ayrıştırılan halkın çeşitli sebeplerle kendi bölgelerinde yaşam mücadelesi verdiğini izliyoruz. Leila özellikle “arı ırk” vurgusu yaparak kendi insanlarını “saflaştırma” sürecine alan Dr. Joshi yönetiminin uygulamalarına odaklanıyor. Su ve temiz havanın ulaşılması güç ihtiyaçlar olduğu anlatılan dizide, küçük mantık hataları da peşi sıra karşımıza çıkıyor. Vücudumuzun çok büyük bir kısmı sudan oluşuyorken ve günlük ortalama 2,5 litre suya ihtiyacımız olduğu bilinirken, Leila’da insanların bir bardak su bile içemediğini görüyoruz. Yine banyo ve temizlik gibi konularda da suya erişimin çok ama çok kısıtlı olduğu vurgulanıyor. Hal böyleyken, bu şartlar altında bir toplumun uzun süre hayatta kalması mümkün görünmüyor. Yine bu insanların hem susuzluktan hem de salgın hastalıklardan dolayı büyük felaketler yaşaması da muhtemel görünüyor. Dizi küresel ısınma ve tasarruflu su tüketimi gibi konulara dikkat çekiyor olabilir, ancak bunu indirgediği senaryosunu bilimsel bir çizgide işletemiyor.

Leila distopyasının çıkış yaptığı bir diğer konu da “arı ırk” demiştik. Sistem, melez ya da farklı kategorilerdeki insanları ayıklayarak saflaştırma yoluna gidiyor. Ve yürüttüğü gizli bir proje ile bu insanların tamamını yok etmeyi hedefliyor. Yıkık dökük bir gelecekte, mutlu azınlığın teknolojiyi en üst seviyede kullandığını görüyor, öte yandan yeni doğmuş bebeklere dahi saflık testi uygulandığını ve bunun sonucunda öldürmelerine kadar gidecek bir prosedüre girişildiğini izliyoruz. Kadınlar için de durum benzer nitelikte seyrediyor. Saflığa erişemeyen kadınlar adım adım daha zor koşullara sürükleniyor.

Dizi boyunca sürekli şahit olduğumuz sistem duyuruları da aklımıza George Orwell’in 1984‘ünü getiriyor. Tek fark ise söylenecekler burada açıktan ilan ediliyor. Örneğin sık sık “kameralar sizi izliyor, hata yaparsan ölürsün, dünyanın en muhteşem yurdu Aryavartan” gibi sesler biz izleyicileri de huzursuz etmeye yetiyor. Dizide yer alan mekânların inandırıcılığının yüksek olduğunu da belirtmek gerekiyor. Harabe yoksul sokaklar, sağlıksız ve kirli bedenler, çöp yığınları ve kirli hava, bir set atmosferinden ziyade izleyiciye gerçeği sunma iddiası taşıyor.

Filmin hikayesi, Shalini Pathak’ın evine zorla giren ve kocasını öldüren bir grubun onu esir alması üzerine kurulu. Bu saldırı anında çocuğundan da ayrı düşen Shalin, uygulanan baskı nedeniyle geçmişini unuttuğunu söylemek zorunda kalıyor. Sistem içerisinde yüksek mevkilere gelmiş kimselere hizmet etmek zorunda kalan karakterimiz, bir yandan iyi bir köle olduğunu göstermeye çabalarken bir yandan da çocuğunu arıyor. Bu süreçte isyancılarla tanışan Shalini, onların telkinlerinin aksine yürüttüğü mücadeleyi sadece ve sadece çocuğuna kavuşmak için yapıyor. Benzer sistem örneklerinde olduğu gibi, Leila’da da kadın bedeninden bir öç alma dürtüsü ön plana çıkıyor. Baskıcı Aryavarta rejimi, eski zengin sınıfı alaşağı ederek kendi burjuva sınıfını yaratırken kadın bedenine olan öfkesini de açıkça dile getiriyor.

Tabii her sistemde olduğu gibi burada da çeşitli çatlaklarla karşılaşıyoruz. Kadınlar sistemin açıklarını kolayca kendi lehlerine çevirebilirken, bu sefer de karşımıza ikili ilişkilerdeki muhbirlik sorunu çıkıyor. Sistem ihbar etmeyi kutsadığı için bu tip insanları da bağrına basmayı ihmal etmiyor. Büyük bir bolluk içinde yaşayan mutlu azınlığın, melez ırktan olduğu gerekçesiyle alıkonulan çocukları kendi evlatları gibi göstermeleri, kalabalığa şükretmelerini söylemeleri ve ruhen temizlenmelerini istemeleri baskıcı sistemlerin olmazsa olmazı olan kirliliğe en iyi örnekler. Rejimin bekası için ölümlerin kutsandığı yapımda yoğun dram sahneleri olduğunu da belirtelim. Ayrıca baskın Hint kültürünün alışılmadık mimiklerine ve tepkilerine de hazırlıklı olmak gerekiyor.

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Sabaha karşı başlamış bir doğumun eseriyim_ Cennet bahçelerinden yere düşenlerdenim bir de- Parçalanmış benliklerimin gölgesinde bir bireymiş gibi yaşıyorum_ Tuzlu suyun yakınlarında olmak şanslı kılıyor beni- yazar-okur-seslendirir- Yayımlanmış Yazılarım: felsefehayat.net / yenipapirus.com / bilimkurgukulubu.com / lgbti.org