bilimkurgu kulubu

Dizi The X-Files

Tarih: 5 Mart 2016 | Yazar: İsmail Yamanol

0

İnanmak İsteyenlerin TV Efsanesi: The X-Files

“İnanmak istiyorum.” – Fox Mulder

Yapımcılığını Chris Carter‘ın üstlendiği, yönetmenlik koltuğunda ağırlıklı olarak Kim Manners ve Rob Bowman‘ın oturduğu, senaryosunu ise yine ağırlıklı olarak Frank Spotnitz ile Vince Gilligan ikilisinin kaleme aldığı The X-Files (Gizli Dosyalar), yayın hayatına girdiği 1993 yılından beri milyonlarca hayranını peşinden sürüklemeyi başaran kült bir televizyon dizisi. Yapımın oyuncu kadrosu David Duchovny, Gillian Anderson, Mitch PileggiNicholas Lea ve William B. Davis gibi isimlerden oluşuyor. Efsane dizi, 6 bölümlük 10. sezonuyla da bugünlerde oldukça popüler. Aradan geçen 14 yıla rağmen etkisini yitirmemiş olduğunu görmek kimilerine şaşırtıcı gelse de, aslında The X-Files televizyon dünyasının belki de en sadık izleyici kitlesine sahip dizilerinden biri olarak biliniyor. 5 Altın Küre Ödülü kazanmasının yanı sıra çeşitli dallarda yüzlerce adaylığı bulunan yapım, aynı zamanda unutulmaz jenerik müziğiyle de akıllara kazınmıştır.

Henüz izlememiş ama izleme niyetinde olanlara baştan belirtmek gerekir ki The X-Files, aksiyon odaklı ve karakter derinliği zayıf televizyon dizilerinden biri değildir. Tam aksine derinlikli karakterleri ve kasvetli atmosferiyle ağır ağır ilerleyen; ama bunu yaparken de asla kendi mantığıyla çelişmeyen bir yapımdır. Tabii ağır ağır ilerlerken, patlamaya hazır bir volkan gibi için için kaynadığını da bize başarıyla hissettirir. Nitekim bu patlamalara en çok sezon finaline giden bölümlerde şahit oluruz. Öte yandan dizi, sadece ana kurgudan ve gerçeği bulma kargaşasından ibaret değildir. Öyle ki pek çok bölümünde birtakım paranormal olaylara yer verilirken, aynı zamanda romantik ve hatta komik bölümlere de sahiptir. Bu durumsa, karakterleri daha yakından tanımamıza fırsat vermektedir.

Peki ama nedir bu The X-Files efsanesi?

The X-Files

FBI ajanları Dana Scully ve Fox Mulder

“Gerçek orada bir yerde.”

Her şey, Fox Mulder 12 yaşındayken kız kardeşi Samantha‘nın gözlerinin önünde uzaylılar tarafından kaçırıldığına tanık olmasıyla ya da öyle olduğuna inandırılmasıyla başlar. Yaşanan olay Mulder’ı öylesine etkiler ki o günden sonra UFO, dünya dışı yaşam ve paranormalite gibi konularda takıntı sahibi biri haline gelir. İlerleyen yıllarda The X-Files adlı FBI birimine atanır ve gerçeği arayışını burada da sürdürür. The X-Files; normal mantık kuramlarıyla çözülememiş ve “açıklanamayan” olarak adlandırılıp kapatılmış dosyaları tekrar açmak ve çözüme kavuşturmak için, Washington DC’deki FBI merkez binasının bodrum katında kurulmuş bir ofistir. Geçmişte çok parlak başarıları olan seri katil profil analisti Fox Mulder, söz konusu birimin bünyesinde uzunca bir zaman yalnız olarak çalışır. Ancak çoğu zaman kanepesinde uyuyan içine kapanık bu adam, yaptığı çalışmalar, raporlarında ortaya attığı tezler ve her şeye inanmaya olan inancı nedeniyle FBI’da alay konusu haline gelmekte gecikmez. Parlak geçmişinden ona kalan sadece iş arkadaşlarının kendisine taktığı “Spooky” (Tekinsiz) lakabıdır. Ayrıca öne sürdüğü doğaüstü bazı açıklamalar da, FBI için iyiden iyiye bir utanç kaynağı olmaya başlamıştır.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, bir de devlet içindeki bazı kurumlarda görevli kişilerin bilinçli olarak yönettiği karalama kampanyalarıyla boğuşmak zorunda kalan Mulder, giderek daha da yalnızlaşmaya başlar. Kimi zaman boşa kürek çektiği duygusuna kapılsa da, yolundan dönmemeye kararlıdır. Ona göre tüm bunlar, gerçekleri saklamak için kurulan komplolardan ibarettir. Çünkü bir şeylere yaklaşmış olmasının bazı kişileri ürküttüğüne inanır. Hatta Mulder’a göre, The X-Files biriminin kendisi bile bu komploların bir parçası olabilirdi. Öyle ya, kurulmasının ardından alaya alınarak inandırıcılığının yok edilmesi, gerçekleri saklamak adına ofisin bir maşa olarak kullanıldığı ihtimalini doğurmaz mıydı? Yoksa tüm bunlar Fox Mulder’ın ürettiği paranoyalar mıydı? Mulder, günden güne derinleşen yalnızlığı ve paranoyasıyla cebelleşirken hiç beklenmedik bir gelişme yaşanır: FBI, yanına bir ortak atamıştır: Dana Scully.

The X-Files

Dana Scully ve Fox Mulder, FBI merkez binasının bodrum katındaki Gizli Dosyalar ofisinde

Tıp doktoru, bilim insanı ve kuşkucu Dana Scully’nin The X-Files’a atanma sebebi, Tekinsiz Mulder’ın çalışmalarını ve tezlerini çürütmesinin, aynı zamanda da Mulder hakkında üstlerine düzenli olarak rapor vermesinin istenmesiydi. Ayrıca bu atama, müdür yardımcısı olan Walter Skinner‘ı da rahatsız etmişti. Çünkü atama emri, doğrudan C.G.B. Spender (namı diğer Sigara İçen Adam) tarafından ulaştırılmıştı ve kendisi FBI’ın en karanlık kişiliklerinden biriydi. Scully, verilen emirlere bir süre uydu. Birbirlerine zıt iki kutup olan Mulder ve Scully ikilisi, mantık ve inanç bakımından sürekli olarak çelişseler de, Scully’nin çalışmaları Fox’un vizyonunun daha da gelişmesini sağladı. Ayrıca ikili, kısa süre içinde çeşitli başarılara imza atmaya başlamışlardı. Öte yandan Mulder, Scully’nin kendisini üst mercilere rapor etmek üzere atandığını ve bu emri de yerine getirdiğini zaten biliyordu. Her şeye rağmen bu iki zıt kutup, yavaş yavaş da olsa birbirlerine doğru çekiliyordu…

Bazı söylentilere göre, Dana Scully karakteri Kuzuların Sessizliği romanındaki FBI ajanı Clarice Starling‘den esinlenerek yaratılmıştır. Soğukkanlılığı, dinginliği, hedefe odaklanma becerisi ve zarif duruşuyla iki karakterin gerçekten de benzer tarafları vardır. Ama bu benzerliğin bir kopya değil de, esinlenme olduğu çok açıktır. Scully ve Mulder ikilisinin olaylara bakış açıları arasındaki fark, aynı zamanda izleyenleri de ikileme düşürecek niteliktedir ve bu da yapımın zenginleşmesini sağlar. Örneğin kendimizi Mulder’ın rüzgarına kapılıp uzaylı komploları içinde görmeye başlamışken, aynı zamanda Scully’nin akılcı açıklamalarıyla da tatmin olmuş bulabiliriz. The X-Files, bu karakter çatışmasına dayalı kurgusuyla izleyenleri bile ikiye bölmüştür. Öyle ki izleyenler arasında Mulderist ve Scullyist adlarıyla anılan gruplaşmalar ortaya çıkmıştır. Bu da yapımın, seyirci üzerindeki etkisine güzel bir örnektir.

The X-Files

Komadaki Scully’nin, yaşamla ölüm arasında yaptığı düşsel yolculuk

Ancak yaşanan bir olay, aynı zamanda dizinin de kırılma noktalarından biri olur: Dana Scully uzaylılar tarafından kaçırılır! Scully’nin uzaylılar tarafından kaçırılması (büro bunu inkar etse de Mulder böyle olduğuna emindi), ikisi için de her şeyi sonsuza kadar değiştirir. Scully bir süre sonra bulunur; komadadır ve uyandığında net bir şey hatırlamıyor, dahası uzaylılar tarafından kaçırıldığını da kabul etmiyordur. Ancak daha sonra Scully’nin ensesinde bir çip olduğu anlaşılır. Çipin operasyonla çıkartılmasının ardından Scully, ölümcül bir beyin kanserine yakalanır ve Mulder’ın ısrarı üzerine çipin geri takılması sonucu aniden iyileşir. Yaşanan bu gizemli gelişme sonrası Dr. Dana Scully, katı bilimsel yargılarını bir kenara bırakarak olaylara çok daha geniş açıdan bakması gerektiğinin farkına varır…

Öte yandan ikiliye; Deep Throat, Mr. X ve Lone Gunmen gibi çeşitli konularda yardım eden kişi ve oluşumlar da vardır. Özellikle bağımsız hacker grubu Lone Gunmen (Yalnız Kovbaylar), ikiliye pek çok hayati konuda destek sunmuştur. Ayrıca Mulder’ın dizi boyunca tek ortağı Scully olmamıştır. Örneğin Alex Krycek, Mulder’ın bir dönem ortaklığını yapan isimlerden biridir. Ne var ki ilk başlarda hırsı ve çalışkanlığıyla Mulder’ın gözüne girse de kısa süre sonra ‘konsey’e ve konseyin tetikçisi C.G.B. Spender‘a çalıştığının anlaşılması sonucu ortadan kaybolmuştur. Buna rağmen kendisini; kimi zaman konseyin adamı, kimi zamansa bir Rus casusu olarak dizide görmeye devam ederiz.

Peki ama dizi boyunca adını sıkça duyduğumuz ve neredeyse her türlü komplonun merkezinde yer alan bu Konsey de nedir?

The X-Files

The X-Files, çok çeşitli paranormal olayların yanı sıra, uzaylı istilasına dayanan bir ana mitolojiye sahiptir.

Konsey; hayatlarının bağışlanması karşılığında uzaylı kolonistlerle iş birliği yaparak, onların Dünya’yı istila etmelerine zemin hazırlayan nüfuzlu insanlarca kurulmuş bir topluluktur. Çiçek aşısından, polenlere, arılardan kara yağa kadar bir çok yöntem kullanarak, uzaylı varlıklara hizmet edecek köle bir melez ırk yaratma amacındadırlar. Bir diğer ifadeyle dünyanın gizli efendileridir. Uzaylı işgalciler, konseyin sadakatini güvence altına almak için her birinin ailesini tutsak edip, UFO lara bindirerek bilinmeyen bir yere götürmüşlerdir. Fox Mulder, yaptığı araştırmalarında aslında götürülecek kişinin kendisi olduğunu; fakat daha sonra kız kardeşi Samantha’nın alındığını öğrenmiş ve kız kardeşini bulabilmek adına iyice hırslanmıştır.

Diğer taraftan, tüm bunların da birer komplo olabileceği ihtimali vardır. Ya uzaylılar gerçekten bu işin dışındaysa ve söz konusu senaryo tamamen Konsey tarafından hazırlamışsa? Konsey üyeleri, Roswell UFO kazası‘nda ve 51. Bölge‘de ele geçirdikleri uzaylı varlıklardan gelişmiş teknolojiler edinerek ve bu teknolojileri geliştirerek kendi çıkarları için kullanmaya başlamış ve hatta bu uğurda çekinmeden ailelerini de gözden çıkarmış olamazlar mı? Dizinin bir bölümünde, uzaylı kostümü içinde sigara içerek söylenen birisine yer verilmesi zamanında herkesin aklını kurcalamıştı. Tüm bu belirsizlikler, dizinin 10. sezon finali itibariyle de cevapsız bırakılmıştır. Ancak bilinen bir şey var ki o da Sigara İçen Adam’ın her şeyin merkezinde olduğudur.

The X-Files

Fox Mulder ve Sigara İçen Adam

“Sigara İçen Adam, The X-Files’ın Darth Vader’ıdır.” – Chris Carter

C.G.B. Spender, nam-ı diğer Sigara İçen Adam (Cigarette Smoking Man) ya da Kanser Adam (Cancer Man), The X-Files mitolojisindeki en önemli karakterlerden biridir. Karaktere, aktör William B. Davis tarafından hayat verilmiştir. Hatta William B. Davis’in rahatsızlanıp bir süre tedavi görmesinin ardından, dizide Cancer Man geçen tüm replikler değiştirilmiştir. Chris Carter, bir röportajında Sigara İçen Adam için “o The X-Files’ın Darth Vader’ıdır” demesine rağmen, aralarındaki tek benzerlik “aile ve çocuklar” durumudur. Yoksa Darth Vader’ın kötülüğü ile Sigara içen Adam’ın kötülüğü kıyaslandığında; sabrı, eylemleri ve planları açısından Darth Vader, Spander’ın yanında 10 yaşında bir çocuk kadar masum ve temiz kalmaktadır! C.G.B. Spender, konseyin sözcülüğünü, tetikçiliğini, arabuluculuğunu, kısacası her türlü kirli işini yapan acımasız bir katildir. Aynı zamanda da başarısız bir roman yazarıdır. Onun için, hükmettiği onca güce rağmen sonunda yalnız kalmış birisi demek de mümkün.

İnanmaktan bu kadar bahsetmişken, Tanrı inancı meselesi dizinin alt metninde oldukça sık vurgulanan konulardan biridir. Her şeye inanmaya gönüllü olan Mulder, mesele Tanrı inancı olduğunda son derece ketumdur. Tanrıya kesinlikle inanmıyordu. Kısacası Fox Mulder, Arı Adam tarafından yenileceğini düşünen birisine bile inanırken, Tanrıya inanmayan tuhaf bir kişiliktir. Buna karşın bilim insanı ve kuşkucu Dana Scully’nin tanrıya inanıyor olması ise, dizinin ve karakterlerin özgünlüğüne vurgu yapar niteliktedir. Örneğin, Afrika kıyılarında keşfedilen UFO enkazının gövdesinde kutsal kitaplardan yazıtların bulunması (bulunanlardan biri de Kuran’daki Kıyamet Suresi’ydi), Scully’nin inancını, Fox’un ise inançsızlığını pekiştirmesine neden olmuştu.

The X-Files

The X-Files, toplam altı bölümlük onuncu sezonuyla, yıllar sonra tekrar televizyon ekranlarına döndü.

Yayınlandığı dönem boyunca milyonlarca insanın efsanevi yapımı haline gelmiş olan diziye, The X-Files (1998) ve The X-Files: I Want to Believe (2008) adında iki devam filmi de çekildi. Ancak hayranlar, dizinin tekrar televizyon ekranlarına dönmesi gerektiği fikrindeydi. Başrol oyuncuları David Duchovny ve Gillian Anderson da yaptıkları çeşitli açıklamalarda bu fikre sıcak baktıklarını belirtmişler; ancak programlarının yoğunluğundan şikayet etmişlerdi. Neyse ki beklenen oldu ve 14 yıl aradan sonra dizi yeni bir sezonla tekrar ekranlara döndü. Ancak 6 bölümden oluşan yeni sezon, hayranları çok sevindirse de pek tatmin etmişe benzemiyor. Öte yandan yeni sezonun son bölümlerinde Ajan Einstein ve Ajan Miller‘ın ön plana çıkarılması, akıllara dizinin bu iki karakterle devam ettirilmek istendiği fikrini de getiriyor. Ancak böylesi bir projenin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı muamma.

Her şeye rağmen tam 14 yıl sonra yeni The X-Files bölümleri izleyebilmiş olmak herkesi mutlu etmiş görünüyor. Fakat izleyenler, yeni bölümlerle birlikte ucu açıkta bırakılmış soruların cevap bulacağını umut ederken, akıldaki soruların daha da artmasından mustarip. Bu da yapıma dair gelecek projeleri dört gözle beklemek için iyi birer gerekçe sunuyor. Dizinin 10. sezonu, öncekilerden bazı ufak tefek farklarla ayrılıyor diyebiliriz. Göze çarpan ilk belirgin fark, çekimlerin kasvetli ve yağmurlu kış gecelerinden ziyade daha aydınlık mekanlarda geçiyor oluşu. Buna rağmen kahramanlarımızın kendileriyle özdeşleşen karanlık ortamlarda el feneriyle yaptıkları çalışmalar ve kovalamacalar yeni sezonda da aynen var. Aradan geçen zamana ve teknolojik gelişmelere de oldukça hoş göndermeler yapıldığı gözden kaçmıyor. Örneğin bir sahnede Scully, Mulder’a “internet sana hiç yaramamış” diye takılıyor.

The X-Files

Dizinin yeni sezonundan bir kare

Kısacası The X-Files, hala bildiğimiz The X-Files. Şehir efsanelerinden fantastik canavarlara, uzaylılardan mutantlara, komplo teorilerinden doğaüstü olaylara kadar aradığınız her şeyi bu dizide bulmanız mümkün. Fantastikle bilimkurguyu, korkuyla gizemi ustalıkla harmanlamayı başaran dizi, televizyon dizileri arasındaki nadide yerini korumaya devam ediyor. Günümüzde bile onun yarattığı bu kulvarda koşmaya çalışan pek çok yapım var. Dolayısıyla sonradan çekilen benzer projeler için bir başucu eseri, hatta bir başvuru kaynağı olmayı sürdürüyor.

“Gerçek orada bir yerde olduğu sürece pes edemem.” – Fox Mulder

Alpay Eralp‘e teşekkürler.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…