The Bad Batch

İkinci Sezonuyla Star Wars: The Bad Batch

Star Wars, izleyici karşısına çıktığından beri durmaksızın genişleyen bir evrene sahip. Oyunlar, animasyonlar, diziler, filmler… Gelen her yapım, üzerine biraz daha ekleyerek bu evreni büyütüyor ve nihayetinde gerçekten de uzak, yabancı bir galaksinin karmaşıklığına sahip bir kurgu çıkıyor karşımıza. The Bad Batch‘in olayı ise biraz farklı. Dizi, ikinci sezonu ile Star Wars evrenini âdeta bir kırılma noktasına taşıyor. Stormtrooperlar ve Klonlar hakkında yeni bilgiler ediniyoruz ve Star Wars’un geçmişi de düşündüğümüzden daha göz alıcı, daha karmaşık, daha büyük bir hâle geliyor…  Star Wars’un sürekli gelişen hikâyesinde, küçük detaylar bile büyük önem taşıyor. Örneğin The Book of Boba Fett‘te, Luke’un nasıl oldu da Yoda’nın küçük ışın kılıcını ele geçirdiğini merak etmiştik, Obi-Wan Kenobi‘de Ben, Darth Vader’ın göğüs plakasındaki düğmelere zarar vermişti ve Andor’da ise Ölüm Yıldızı’na eklenen “cogs” adlı savaş aygıtlarını görmüştük. Ancak The Bad Batch, çağdaşı diğer dizilere kıyasla Star Wars tarihiyle ilgili önceden sahip olduğumuz fikirleri sarsmakla meşgul. İkinci sezonunda, bunu küçük parçalar hâlinde büyük bir etki bırakarak yapmaya devam ediyor.

The Bad Batch’in ikinci sezonu, ilk sezonda olduğu gibi Clone Force 99 ile Omega arasındaki bağa odaklanıyor. Zaten dizinin en güçlü ve en zeki yanı, Omega’yı gereksiz yere bir sır kutusu hâline getirmemesi ve ikinci sezonda da bu tutumunu sürdürmesi. Yeni sezon, Dooku‘dan arta kalan hazineyi yağmalama görevi ile başlıyor. Ekip bütün umudunu, özgürlüklerini kazanacak kadar büyük miktardaki bu hazineyi elde etmeye bağlıyor. Gelgelelim bu detayların pek bir önemi yok, çünkü iki bölümlük başlangıç hikâyesi karakterlerin alacağı riskleri belirlemekle geçiyor. Yani anlattığımız kısım, bir nevi arka plandaki dekorlar gibi. Merkezde ise birtakım çekişmeler ve çelişkiler var. Echo, Batch’in İmparatorluk’a karşı daha agresif olmasını isterken, Hunter ise temkinli kalma taraftarı. Geri kalan Klonlar da ne yapmaları gerektiği konusunda kararsız, çünkü hikâye bu insanların gerçekten herhangi bir faaliyet alanı oluşturmasına izin vermiyor. Üstelik Genç Omega dışında, Clone Force 99 üyelerinin her ne kadar klasik Star Wars evreni tarafından kuşatılmış olsalar da üzerlerindeki o alışılageldik rolü kırmaya çalıştıklarını görüyoruz.

The Bad Batch ile bir nevi dirsek teması içinde olan ve yaklaşık on yıl sonrasını konu alan Star Wars: Rebels, isyana aktif olarak katılan tek eski Klon’un Kaptan Rex olduğunu, ayrıca Wolffe ve Gregor adında iki Klonun da bulunduğunu söylüyordu. The Bad Batch’te Rex, başka bir Klon Savaşları serisinden alınan bir yan karakter. Bu dizide ise gelecekteki isyanlar için bir süreklilik köprüsü yaratmak adına kullanılıyor. The Bad Batch’in ikinci sezonunda bu tür bağlantılar iyice ayyuka çıkıyor. Dizi bir anlamda, Star Wars hikâye ve sürekliliğinin başka bir mihenk taşı, bir nevi bağlantı noktası hâline geliyor. Birinci sezonda olduğu gibi, yeni sezon da merkeziyetçilik tezini vurguluyor: mesela klonların hepsi Emir 66‘ya topyekûn itaat etmiş değil, üstelik itaat edenler arasında bile çıkıntılık yapanlar var. Hatta dizide, hâlâ İmparatorluk için çalışan Klonlara taraf olmamızı teşvik eden anlar da mevcut. Hâl böyle olunca, The Bad Batch’in genel amacı biraz belirsizleşiyor.

Eğer dizi, Emir 66’dan hoşlanmayanların sadece Batch, Rex ve birkaç rastgele Klon olduğunu ileri sürseydi, o zaman bu hâliyle evreni çok fazla değiştirmezdi. Ancak dizi ilerledikçe, Revenge of the Sith‘teki Palpatine’in tüm planını geri getirmek için daha da istekliymiş gibi görünüyor. 2005 yılındaki bir sinemasevere zaman yolculuğu yaptırıp 2023’te The Bad Batch’in bir bölümünü izletirseniz büyük bir şaşkınlık yaşayacağı aşikar. Yani, Jedi’ları sorgusuz sualsiz öldüren bunca insanın yalnızca pişman olduğunu değil, aynı zamanda suçsuz yere geniş bir İmparatorluk komplosunun parçası hâline geldiğini de düşünmemiz gerekiyor.

Adil olmak gerekirse, The Bad Batch’in ikinci sezonu tüm bu entrikayı mümkün olduğunca gerçekçi bir şekilde sunuyor. Klon Ordusu hakkında düşünmemiz ve hissetmemiz gereken kurallar, George Lucas tarafından 2008 yılında başlatılan The Clone Wars serisi ile değişti. Yine de, Jedi’ların öldürülmesi ve İmparatorluğun yükselişi, Star Wars tarihinde devasa bir dönüm noktası ve konuyla ilgili hâlâ yeni bilgiler öğrenmek biraz kafa karıştırıcı olabiliyor. Bu olayların hepsini dengeleyen kişiyse Omega. The Bad Batch’in gizli silahı. Omega, yeni bir karakter, hem diziye yeni bir soluk getiriyor hem de bir derdi olduğunu da hissettiriyor. Diğer Klonlar gibi genel tema üzerine sunulan bir çeşitlilikten ziyade, gerçek bir karakter olduğunu anlıyorsunuz. Üstelik Omega, çoğu ekip üyesinin gelecekteki karmaşık Star Wars kanon problemlerinden çıkmaları için basit bir yol yaratıyor. O, dizideki en küçük karakter ve gücünü de buradan alıyor.

Kısacası The Bad Batch, ikinci sezonuyla Star Wars evreninin Rosetta Taşı olmaya doğru hızla ilerliyor. Evet, The Clone Wars bu fikri çok daha öncesinde uygulamaya çalıştı, ancak mevzu evrendeki hiç ayak basılmamış bölgelere temas etmek olduğunda The Bad Batch bu işi The Clone Wars‘tan bile iyi yapıyor.

Kaynak

Önceki

Yazar: Can Kaçan

Asimov ve Stargate hayranı...

İlginizi Çekebilir

2024 bilimkurgu dizileri

2024 Yılının En Çok Merak Edilen Bilimkurgu Dizileri

2024, pek çok iddialı bilimkurgu dizisinin seyirciyle buluştuğu bir yıl olacak. Popüler roman uyarlamaları giderek …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et