bilimkurgu kulubu

Dizi

Tarih: 3 Aralık 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

Bir Sınırbilim Efsanesi: Fringe

Yakın dönemin popüler yapımlarından olan Fringe, paralel evrenlerden kuantum fiziğine kadar ele aldığı birçok bilimsel konu ve zekice kurgusuyla belki de tüm zamanların en iyi bilimkurgu dizilerinden biri olabilecek kadar iyi bir yapım.

2008-2013 yılları arasında beş sezon ve 100 bölüm olarak yayınlanan dizinin senaristlik, yönetmenlik ve yapımcılığını aslında bilindik ve deneyimli üç isim paylaşıyor: J. J. Abrams, Alex Kurtzman ve Roberto Orci. J.J. Abrams’ı Lost sayesinde bilmeyen yoktur sanırız, ama bu dizinin Lost gibi hayal kırıklığı yaratmayacağından emin olabilirsiniz. Roberto Orci ve Alex Kurtzman ise daha öncesinde Transformers ve Görevimiz Tehlike 3 gibi bilindik yapımlarda senaristlik yapmış isimler. Bu iki ismi ayrıca 2009 yapımı Star Trek filminde de görmek mümkün.

Diziye adını veren Fringe sözcüğü İngilizce “sınır, dış kenar, marjinal” anlamına gelir. Bu nedenle de çağımızda geleneksel bilim ile bilim dışı alanların kesiştiği bilimsel çalışmalara “fringe science” adı verilmektedir ve bu terim Türkçeye “sınırbilim” olarak çevrilmiştir. Mary Shelley’nin Frankenstein adlı klasik eseri sınırbilimin edebiyattaki ilk örneklerinden biridir. Geçmiş yıllarda sinemada örneğin Geleceğe Dönüş serisinde izlediğimiz klişe çılgın bilim adamı tiplemeleri de aslında tam bu sınırbilim alanlarında çalışmaktadır. Bir başka deyişle sınırbilim tanımı bilimin güncel sınırlarını aşarak bugün fantastik bulduğumuz fikirleri gerçeğe dönüştürme çabasını ifade eder.

fringe

Adını bu kavramdan alan Fringe dizinin başlangıcında FBI’a bağlı Fringe bölümünde (Fringe Division) çalışan ajan Olivia Dunham, Dr. Walter Bishop ve oğlu Peter Bishop ile birlikte dünya üzerinde yaşanan ve the Pattern (Düzen) olarak tanımlanan birbiriyle bağlantılı bir dizi gizemli olayı sınırbilim yöntemleriyle çözmeye çalışırlar. Dizinin ana karakterlerini kendini işine adamış, fakat oldukça mesafeli bir karakter olan ve Estonya asıllı Avustralyalı oyuncu Anna Torv’un kuzeyli görünümünde can bulan FBI ajanı Olivia Dunham, Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü filmindeki Denethor rolüyle de tanınan yine Avustralyalı usta oyuncu John Noble’ın mükemmel biçimde hayat verdiği eksantrik dahi bilim adamı Walter Bishop ile Walter’ın yine kendisi kadar dahi olan, fakat eğitimini yarıda bırakarak yasa dışı işlere bulaşan oğlu Peter rolünü üstlenen ve daha önce gençlik dizilerinden tanıdığımız Joshua Jackson oluşturur. Olivia, Peter ve Walter üçlüsüne dilbilimci ve bilgisayar uzmanı FBI ajanı Astrid de katılınca dizinin çekirdek kadrosu bir araya toplanmış olur.

Fringe’in kurgusuna baktığımızda, bir zamanların efsane dizisi The X Files’tan etkilendiği açıkça göze çarpsa da, X Files’dan farklı olarak Fringe uzaylıları konu almaz. Karakter derinliği son derece yüksek olan ve ağır ağır ilerleyen kurgusunda karakterleri izleyiciye geriye dönüşler aracılığıyla tanıtan dizi, seyirciyle karakter arasında duygusal bağ kurarak izleyiciyi olay örgüsü kadar ana karakterleri ile de ekrana kilitliyor. Bunda kuşkusuz John Noble’ın incelikli ve içten oyunu ile hayat verdiği Walter Bishop karakterini dehası, sevgisi, hırsı ve zaaflarıyla gerçek bir insana dönüştürmesinin etkisi büyük.

fringe-walter

Fringe’in tüm sezonları boyunca izleyicinin dikkatini ölçen ve ince göndermeler, semboller ve Easter Egg’lerle adeta seyirciyi de gizem avına katılmaya davet eden farklı bir tarzı var. Öte yandan diziyi henüz izlemeyenleri dizide bilimkurgunun yanı sıra dramatik bir öykünün de önemli bir yer tuttuğu konusunda uyarmalıyız.

Fringe’in her bölümünde FBI ekibimiz “haftanın kötüsü” ile deneysel bilim yöntemleri aracılığıyla savaşarak ve “günün gizemini” oluşturan farklı bir olağandışı olayı çözerek ilerliyor gibi görünse de, aslında daha ilerideki bölümlerde ve sezonlarda karşımıza çıkacak olayların temel taşları dizinin arka planında dizilmektedir. Her bölüm ana konusu dışında birden fazla alt konuyu da barındırarak öyküyü birbirine bağlar ve seyircinin merakını sürekli canlı tutarak zekice tasarlanmış öngörülemez kurgusuyla izleyenleri ters köşeye yatırır. Dizinin öne sürdüğü en temel soruyu aslında pilot bölümde öğreniriz: Olağanüstü hızla ilerleyen bilim kendi sınırlarını aşarsa ne olur?

fringe

Bilimkurgu meraklısı olduğu kadar bilimle de ilgili olan bizler için dizinin 2. 3. ve 4. sezonları, paralel evreni kavramamız açısından mükemmel bölümler içeriyor. Dizi Jules Verne eserleri, Arthur C. Clarke’ın Childhood’s End romanı, Star Trek ve Back To The Future (S2E16) filmleri ile Aldous Huxley ve Asimov’a (5. Sezonda) göndermelerde bulunduğu gibi, bir bölümünde (S1E20) Stephen King’in ürettiği ve zihin gücüyle ateş yakma yeteneği anlamına gelen pirokinezi (pyrokinesis) kavramına da yer veriyor. Özellikle paralel evrenler konusu, ilk kez Fringe’de daha önce hiçbir dizi veya filmde olmadığı kadar ayrıntılı biçimde işleniyor. Öte yandan, dizinin temelde bilimkurgu türünde olmasına karşın, bilimkurgudan öteye geçerek fantastiğe doğru kaydığı ve bilimsel açıklamaların yetersiz kaldığı bölümleri de görüyoruz.

“Efsane sadece doğrulanmamış bir gerçektir.” -Walter Bishop

Spoiler Uyarısı!

Dizinin pilot bölümü esrarengiz bir uçak kazasıyla başlar. (J. J. Abrams’ın Lost’unu izleyenler bu duruma zaten aşinadır, ancak dizi boyunca ikiden fazla uçak kazası yaşanması, “Abrams’ın uçak takıntısı mı var?” diye sorduruyor izleyenlere.) Bu uçağın içinde yayılan gizemli bir hastalık soruşturması sırasında, aynı zamanda Olivia Dunham’ın sevgilisi olan FBI ajanı Scott da hastalık etkenine maruz kalarak ağır yaralanır. Ajan Scott’ın kurtulması için tek umut on yedi yıldır akıl hastanesinde bulunan Profesör Walter Bishop’tur. Walter Bishop, Harvard Üniversitesi’nde bilimin sınırlarını zorlayan çığır açıcı çalışmalar yaparken bir patlamada laboratuvar asistanının ölümüne yol açarak akıl hastanesine kapatılmıştır. Walter’ı oradan çıkarmak içinse yaşayan tek akrabası olan oğlu Peter Bishop’un yardımı gereklidir, fakat babası gibi bir dahi olan Peter, eğitimini yarım bırakarak yasa dışı işlere bulaşmıştır ve Olivia’ya yardım etmeye gönüllü değildir. Bu koşullarda bir araya gelen ekip Walter’ın Harvard’ın bodrumundaki eski laboratuarında sınırbilim çalışmalarına başlar.

fringe

Walter Bishop, ‘68 kuşağından çok renkli bir çılgın profesör tiplemesidir. Kimya profesörü olmakla birlikte fizikten fizyolojiye ve tıbba kadar bilimin pek çok alanında derin bilgi sahibidir. Aynı zamanda iyi bir piyanist olduğundan zihnini toparlamak istediğinde piyano çalar, genetik deneyleri için laboratuvarında Gene adında bir inek besler, yaratıcı anlarında ise laboratuvarda bilimsel amaçlı olarak ürettiği LSD’nin etkisi altında Yes ve David Bowie plaklarını dinler.

Fringe’in ilk çarpıcı sınırbilim deneyi, pilot bölümde Walter’ın bilinçsiz durumdaki ajan Scott’ın zihnindeki yaşamsal önemdeki bilgileri alabilmesi için Olivia ile Scott arasında zihinsel bir köprü kurmasını konu alır. Bunun için Olivia’ya bilincini açacak bir kimyasal kokteyl enjekte edildikten sonra üzerine elektrotlar takılır ve tıpkı bir fetüs konumunda içi sıvı dolu bir tankın içine kapatılır. Bu deney tehlikesiz olmasa da, tehlike Olivia’yı durduracak bir engel değildir.

fringe

Bu sırada tüm dünyada “Düzen” (The Pattern) adı verilen gizemli bir olaylar zinciri izlenmektedir ve Olivia’nın FBI’daki şefi Broyles, birbirine bağlı gibi görünen bu doğaüstü olayları araştırmaktadır. Fakat ekibin her soruşturmasında karşılarına hep Massive Dynamic adlı dev bir teknoloji şirketi çıkmaktadır. Massive Dynamic aslında Walter Bishop gibi bir bilim adamı olan ve bir zamanlar Walter ile aynı laboratuvarı paylaşan eski dostu William Bell (Belly) tarafından kurulmuş, adeta dünyadaki tüm bilimi tekeline alacak boyutlara ulaşmıştır. Uzay Yolu dizisinin Mr. Spock’ı, unutulmaz oyuncu Leonard Nimoy tarafından canlandırılan esrarengiz William Bell karakteri ise ortadan yok olmuş gibi görünmektedir. Bunun yerine Massive Dynamic’in başında hem William Bell, hem de Walter Bishop’un üniversite arkadaşı ve eski dostu Nina Sharp bulunmaktadır.

Ekip olayları çözdükçe “düzen” adı verilen olaylar zincirinin arkasında ZFT (Zerstörung durch Fortschritte der Technologie/Teknolojinin İlerlemesiyle Gelen Yıkım) adındaki bir biyoterör örgütünün bulunduğu anlaşılır ve birinci sezon bu örgüte karşı mücadeleyi konu alır. ZFT’nin lideri, adını geçen yıl yitirdiğimiz ünlü şarkıcı ve oyuncu David Bowie’nin gerçek isminden alan David Robert Jones adında karizmatik bir karakterdir ve Almanya’da adı – ilginç bir gönderme ile – “bilim” anlamına gelen Wissenschaft hapishanesinde tutulmaktadır. Hem düzenin, hem ZFT’nin başlangıcının Walter Bishop ve William Bell ile bağlantısı bölümler ilerledikçe anlaşılacaktır.

fringe

Birinci sezon bu gizemli olayları konu alırken, sezonun ortasından itibaren Fringe daha derin sularda kulaç atmaya başlar ve dizide Gözlemci adı verilen ve resimlerde tarihin en önemli anlarına tanıklık ettiği görülen gizemli bir karakter ortaya çıkar. Sezon boyunca tırmanan gerilim sonunda Olivia’nın gizemli William Bell ile karşı karşıya geldiği final bölümünde izleyicinin paralel evren ile tanıştığı son derece çarpıcı bir twist ile sona erer.

İkinci sezon da bu finale yakışan biçimde açılır. Geri dönüşlerle Walter, Peter ve paralel evren üzerine yoğunlaşan öykü, büyük ölçüde John Noble’ın dokunaklı oyunculuğu ve birinci sezondaki unsurların mükemmel biçimde geliştirilerek birbirine bağlandığı olay örgüsü sayesinde dizinin hayranlarının büyük kısmının en beğendiği sezondur. Bu sezonda geri dönüşlerle Walter Bishop’un dâhi fakat kibirli bir bilim adamıyken nasıl olup da ruh sağlığını yitirmiş, kırılgan birine dönüştüğünü anlarız.

fringe

Her şey Walter Bishop’un 10 yaşındaki oğlunun genetik bir hastalığa yakalanmasıyla başlar. Walter, laboratuvarında aralıksız çalışmasına rağmen oğlunu iyileştirecek ilacı zamanında bulmayı başaramaz ve Peter’ı kaybeder. Aynı sıralarda da laboratuvarında ürettiği “paralel evren aynasıyla” paralel bir dünyayı gösteren bir pencere açmış ve diğer taraftaki Walter ve Peter’ı izlemeye başlamıştır. Diğer Peter da aynı genetik hastalıktan ölmek üzeredir ve karşı evrendeki Walter – ya da dizideki adıyla Walternate – da Peter için ilaç üretmeye çalışmaktadır. Fakat bu sürecin en kritik anında laboratuvara, sonradan adının September olduğunu öğreneceğimiz gözlemci çıkagelir ve Walter’ın dikkatini dağıtarak ilacının başarılı olduğu anı kaçırmasına neden olur. Bunu izleyen Walter, diğer Peter’ın da yaşama ümidini kaybettiğini anlar. Oğlunun acısını kabullenemeyen ve hiç değilse paralel evrende yaşamasını isteyen Walter, hiçbir uyarıya aldırmaz ve Reiden Gölü üzerindeki kritik noktadan diğer evrene geçer. Aslında amacı yalnızca bu evrende hazırladığı ilacı diğer evrendeki Peter’a verip geri dönmektir, fakat Nina Sharp’ın engellemesi ile işler beklendiğinden farklı biçimde gelişir ve Walter Peter’ı tedavi için kendi evrenine kaçırmak zorunda kalır. İzleyen yıllarda Walter, bu kararından duyduğu suçluluk nedeniyle ruh sağlığını gitgide yitirecek ve sonunda kendini bir akıl hastanesinde bulacaktır.

Üstelik Walter’ın iki evren arasında açtığı bu kapı iki evrende de yapısal bozulmalara yol açmıştır. Paralel evren bu durumdan daha fazla zarar görmektedir. Bilimin sınırını geçmenin elbette bir bedeli vardır ve o andan itibaren karşı evrende doğal felaketlerin ardı arkası kesilmez. Birinci evrendeki Walter’ın aksine, paralel evrendeki Walternate hala kibirli ve acımasız karakterini korumaktadır ve iki evrenin yakında “büyük fırtına” adını verdiği bir savaşa doğru ilerlediklerinden emindir. Öte yandan, paralel evren birinci evrene göre teknolojik olarak daha gelişmiştir ve Walternate iki evrenden biri yok olacaksa bunun kendi evreni olmaması konusunda kararlıdır. Bu amaçla “makine” olarak adlandırılan karmaşık bir cihaz geliştirmiştir ve makine, yalnızca kaçırılan oğlu Peter’ın DNA’sı ile harekete geçecek biçimde tasarlanmıştır.

fringe

Birinci sezonun sonunda Olivia’nın aslında Walter’ı önceden de tanıdığını ve çocukluğunda Walter’ın çocuklar üzerinde yaptığı bir deneye katıldığını öğreniriz. Bu deneyde Walter’ın çocukların beynini geliştirmek için verdiği Cortexiphan adlı ilaç Olivia’nın beynine yerleşmiştir ve Olivia bu sayede diğerlerinden farklı olarak iki evren arasında kolaylıkla geçiş yapabilmektedir. İkinci sezonun sonunda Olivia paralel evrende iken Walternate’ın eline geçer ve karşı taraftaki Fauxlivia (sahte Olivia) onunla yer değiştirerek casus olarak birinci evrene gelir.

Bu noktada Fringe, son derece özgün bir diziye dönüşmüştür. Potansiyeli o kadar yüksek ve içeriği o kadar zengindi ki, Fringe’in de the X-Files gibi on sezon olmasa bile en azından birkaç sezonu daha dopdolu biçimde götürmesi bekleniyordu. Fakat senaristlerin üçüncü sezon boyunca öyküyü fazla hızlı tüketmeye başlamaları ve özellikle de Olivia – Peter – Fauxlivia romantizmini gereksiz biçimde zorlayarak abartılı duygusal sahnelere yer vermeleri sonucunda dizinin izlenme oranları düşmeye başladı. Öyle ki, Fringe’in yayın saati artık cuma akşamları “ölü saat” olarak bilinen zaman dilimine kaydırılmıştı. Oysa bu sezonü, paralel evren konusunun en derinden işlendiği ve Walter-Walternate ikilisinin zıt karakterlerinin başarıyla yorumlandığı bir sezondu ve bundan daha fazlasını hak ediyordu. Fringe’in olay örgüsü üçüncü sezonda, özellikle de Joshua Jackson’ın isteğiyle Peter’ın kendini iki evrene barış getirmek için makineye girerek feda ettiği bir finalle zirve noktasına ulaşarak kapandı.

fringe

Bu noktada dördüncü sezonun başında öykünün gideceği yön için dizinin yapımcılarının elinde sonsuz seçenek vardı. Fakat senaristler büyük olasılıkla üçüncü sezonda izleyici kitlesinden gelen tepki nedeniyle dizinin zaman çizgisini geriye alıp, Peter’ı bir süreliğine öykü dışında bırakarak diziyi yeni koşullar ve değişmiş karakterlerle devam ettirmeyi tercih ettiler. Peter’ın hiç var olmadığı bu yeni evrenlerde Walter artık işlediği büyük suçtan arınmıştır, Peter’ın oğlu Henry ortadan kalkmıştır ve Olivia ile Fauxlivia işbirliği içinde çalışmaktadır. Dördüncü sezonun ortalarına doğru Peter’ın “sevgi” nedeniyle geri dönmesi olay örgüsünü zayıflatan bir başka unsurdur. Yine dördüncü sezonda Walter’ın eski dostu William Bell’in her iki evreni senkronize ederek Olivia’nın beynindeki Cortexiphan’ın yardımıyla iki evreni de çökertme ve kendi kontrolünde üçüncü bir evren kurma çabasına tanık oluruz. Sezonun sonunda Walter’ın bunu önlemek için Olivia’yı vurmak zorunda kalması dizinin can alıcı anlarından biridir.

İkinci ve üçüncü sezonda yaşananların silinmesi ile bir süre Peter Bishop olmadan ilerleyen öykünün, dördüncü sezonda diziye ivme kazandırması beklendiyse de izleyici aynı kanıda değildi. Dördüncü sezonda Fringe giderek kan kaybetti ve bu darbeyi atlatamadı. Senaristler üçüncü bir paralel evreni hikayeye ekleyerek diziye sonsuz açılımlar kazandırabilir ya da bu sezonda özellikle izleyicilerin beğenisini toplayan 4.2 One Night in October gibi bağımsız olayların iki evren arasında işbirliği ile çözüldüğü öykülere yer vererek diziyi rayına oturtabilirdi, fakat bu bölüm bu açıdan tek örnek olarak kaldı. Bunun yerine, uğruna Peter’ın hayatını feda ettiği makinenin iki evren arasında kurduğu köprünün sonsuza dek kapatılarak iki evrenin birbirinden ayrılması izleyici için sezonlar boyunca verilen savaşın boşa gitmesi demekti. Artık Fringe, zengin potansiyelini harcamış ve dönülmez yola girmişti.

fringeseason3

Öykünün yarım kalmaması ve dizinin sadık hayranlarına bir kapanış sunmak için çekilen kısacık beşinci sezon izleyiciye önceki sezonların aksine kapkaranlık bir atmosfer sunar. Zaman çizgisi 2036’ya çekilmiştir ve artık o barışçı Gözlemciler insanlığın düşmanı olmuştur.

İlk dört sezon boyunca, September başta olmak üzere dört Gözlemciyle tanışmıştık. Fringe’in her bölümünün bir sahnesinde bir Gözlemci ekranın bir köşesinden bize göz kırpıyor ve dizinin izleyici kitlesi de bu Easter Egg’leri dizinin forumlarında paylaşıyordu. Ekrana gelmeyenlerle birlikte her birinin adı bir aya karşılık gelen 12 kişilik bir Gözlemci ekibinin zamanı gözlemlediğini öğrenmiştik, hatta September 4.14 bölümünün efsane sahnesinde Peter’a zaman çizgisini kendi bakış açısından da göstermişti.

fringe

Son sezonda ise Gözlemciler hakkında dört sezondur edinemediğimiz bilgiler izleyicilere sunularak pek çok soru cevaplanır: Gözlemciler gerçekte Norveçli bir bilim adamı tarafından 2167’de insan beyninde olumsuz duygulara yol açan bölümlerin yok edilerek, bu alanların zekanın artırılması amacıyla kullanılması için yapılan genetik bir müdahale ile oluşturulmuşlardır. Bu noktada da dizinin bilimin sınırlarını aşma tehlikesine yaptığı vurguyu görürüz, çünkü izleyen nesiller boyunca yalnızca olumsuz duygular değil, tüm duygular yok olmuş ve sonuçta neredeyse duygusuz bir insan soyu ortaya çıkmıştır. Gelişkin zekalarıyla Gözlemciler, zamanı baştan sona bir bütün olarak görürler. Gözlemciler kendi zamanlarından 2015 yılına dönerek insanlığın çoğunu yok etmiştir ve geri kalanları da köleleştirerek dünyayı kendi yaşayabilecekleri şekilde değiştirmeye çalıştırmaktadırlar. Beklenmedik işgal karşısında Fringe ekibi hiçbir şey yapamaz ve Olivia, Peter, Walter ve Astrid 2036 yılına kadar kehribarın içinde saklanmak zorunda kalırlar.

Fringe ekibi 2036 yılında kızları Etta sayesinde kehribardan kurtulduktan sonra Gözlemcilerin işgaline karşı yer altında mücadele verir. Son sezon, her bölümde geçmiş sezonların mitolojisine ve karakterlerine birer selam göndererek ilerler ve Walter’ın kendi başlattığı olaylar zincirini sonuçlandırma sorumluluğunu üstlenerek bir anlamda ölümsüzleştiği finalle sona erer.

fringe

Beşinci sezon fikir açısından son derece yaratıcı ve özgün olmasına karşın, ele alınış biçimi bir o kadar başarısızdır. Düşen izlenme oranlarının yol açtığı maliyet kaygılarıyla son sezon 13 bölümle sınırlandırıldığından senaryo aceleye getirilmiş hissi verir. Geçmiş sezonlarda barışçı gibi görünen Gözlemcilerin artık kötü adamlara dönüşmesi bir grup izleyici için inandırıcılıktan uzak, bir çeşit “deus ex machina” çözümüdür.

Öte yandan, Olivia ve Peter arasındaki romantizmin tutmayan kimyası ve yer yer zorlama bir hal alması kimi izleyici için can sıkıcıdır. Olivia’nın 5.2’deki Loyalist’e karşı kendisinden beklenmeyecek bir duyarlılık ve merhamet göstermesi kadar, aynı Loyalist’in daha sonra direnişçilere katılması da inandırıcılıktan uzaktır. Etta’nın büyük olasılıkla maliyet kaygılarıyla diziden erken ayrılışı da ki öykünün kasvetli ortamını iyice karartır. Olivia artık izleyicinin bağ kuramayacağı kadar öfkeli ve karanlık bir karaktere bürünmüştür, Walter ise hüzün doludur. Öyle ki, beşinci sezonun yedinci bölümünün finalinde Walter’ın David Bowie’nin the Man who sold the World adlı şarkısı eşliğinde – ki şarkının adı (dünyayı satan adam) bile çok manidardır – sessizce geçmişin muhasebesini yaptığı sahne belki de tüm dizinin en karamsar ve dokunaklı anıdır.

fringe

Son sezona yönelik bir başka eleştiri ise bazı soruların cevapsız kalmasıdır. Walter’ın önceki sezonlarda beyin parçalarını kendi isteğiyle aldırması yüzünden yaşadığı hafıza sorunları anlaşılabilir olsa da, beşinci sezonda planı yine unutması ve ekibin planı öğrenmek için yeniden uğraş vermesi bir déjà vu duygusu verir. Gözlemciler ve kullandıkları melek cihazı gibi bazı teknolojilerin hiçbir açıklamaya kavuşturulmaması da boşlukta kalan noktalardan biridir. En rahatsız edici ayrıntılardan biri ise Gözlemcilerin “the boy must live/çocuk yaşamalı” derken Peter’dan söz ettikleri açık olduğu halde son sezonda bu noktanın ikna edici olmayan bir biçimde geçiştirilmesidir.

Fringe başlangıçta FBI ajanı Olivia ile sıra dışı kahraman Peter üzerine kurgulanmış olsa bile, öyküde bir yan karakter olan Walter Bishop, bu rolü canlandıran John Noble’ın üstün oyunculuğu sayesinde kısa zamanda pek çok izleyicinin en sevdiği karakter haline geldi. Senaristlerin de öyküyü Walter Bishop üzerinden başarılı biçimde geliştirmesi, bilimkurgu evrenine klasikleşen bir karakter kazandırdı. Dizide Walter’ın babasının 1943 yılında Almanya’dan göçen bir bilim adamı olduğunu ve ülkesinde yaşarken Nazi yönetimine karşı casusluk yaptığını öğreniriz. Gerçekte Walter Bishop karakteri “Einstein’ın oğlu” düşüncesinden ilham alınarak yaratılmıştır.

fringe

Dizide Walter Bishop ve William Bell’in 1980’lerin başında geliştirdikleri zeka artırıcı bir ilaç olan ve testlere katılan deneklerin zihinsel yetilerini güçlendirerek insan zihninin “sonsuz kapasitesine” ulaşmasını sağlamayı amaçlayan Cortexiphan adlı bir ilaçla deney yaptığını görürüz. İlacın yetişkinlikte alınması hayati tehlike oluşturabileceğinden deneyler çocuklar üzerinde yürütülmüştür ve Olivia Dunham da deneylere katılan çocuklardan biridir. Cortexiphan çocuklara telepati, zihinsel kontrol, pirokinezi, telekinezi ve evrenler arasında geçiş yapma yeteneği gibi yetiler kazandırır. Walter’ın devlet desteğiyle yaptığı bu deneyler, aslında hiç de sanıldığı gibi gerçeküstü deneyler değildir. Soğuk SavaşIın zirvede olduğu 1970’lerde ABD Sovyetler’e karşı her yöntemi denemeye hazır olduğundan, CIA desteğiyle bilimin sınırlarını zorlayan ve parapsikolojinin alanına giren pek çok deney yürütülmüştür. 2. Dünya Savaşı’nda başta Einstein olmak üzere Alman bilim adamlarından yardım alarak atom bombasını yapan ABD’nin, Einstein benzeri bir bilim adamı rehberliğinde Soğuk Savaş’ta neler yapabileceğini hayal etmek zor değil. Fringe’de Walter’ın ‘80’lerde askeri destekle yaptığı sınırbilim çalışmaları ve geliştirdiği yöntemler, gerçeğe sanıldığından daha yakın olabilir.

İnanç konusu da dizinin alt metninde Walter üzerinden işlenen konulardan biridir. Walter başlangıçta İncil’den ezbere alıntı yapacak kadar inançlı biriyken, Peter’ın ölümünden sonra inancını kaybeder ve bilimin sınırlarını aştıkça tanrı kompleksine kapılır. Hubris olarak tanımlanabilecek bu kibir ve haddini bilmezlik dizide Walter’ın en ünlü repliklerden biri olan “There’s no god in this lab but me/Bu laboratuarda benden başka tanrı yok” sözlerinde yankılanır.

fringe

Fakat ilerleyen yıllarda Walter, Peter’ı diğer evrenden kaçırmasının bedelini büyük bir pişmanlıkla öder. İkinci sezonun 17. bölümünde (The White Tulip) geçmişteki bu tavrı nedeniyle yol açtığı olayların ağırlığı altında gerçekleri Peter’a açıklamaya çalışırken, zaman yolcusu dostu Prof. Alistair Peck’e tanrıdan affedildiğine dair bir işaret, bir “beyaz lale” almayı ne kadar çok istediğini anlatır. Bölümün sonunda Walter, Peck’in geçmişten gönderdiği bir mektup alır. Zarfın içinde bir beyaz lale resmi vardır. Affedilmenin sembolü olan aynı beyaz lale figürü dizinin final bölümünde de Walter’ın Peter’a gönderdiği bir mektupta yeniden karşımıza çıkar.

Beş sezon boyunca ufkumuzu bilim ve paralel evrenlere açan Fringe her şeye rağmen bilimkurgu tarihine geçse de, yapımcı ve senaristleri, öykü ve karakterlerin sunduğu sonsuz potansiyeli yeterince değerlendirebilselerdi izleyicilerine birkaç sezon daha bilimkurgu heyecanı sunmayı sürdürebileceğinden sadık izleyicileri için hep kaçırılmış bir fırsat olarak kalacak.

Meraklısına Çeşitli Bilgiler

1- “Na einai kalythero anthropo apo ton patera tou”:

Olivia’nın ikinci sezonun ilk bölümünde komadan çıkarken haykırdığı bu gizemli parola William Bell’den Peter’a bir mesajdır. Peter Olivia’ya annesinin çocukluğunda her gece uyumadan önce kendisine bunu söylediğini ve bu sözün Yunanca “babandan daha iyi bir adam ol” anlamına geldiğini anlatır. Üçüncü sezonda ise Peter Fauxlivia ile birlikte olduğundan kuşkulandığında bu cümleyi Olivia’nın kimliğini test etmek için kullanır.

Fakat Fringe yapımcıları daha önce Smallville ve The X-Files dizilerinde yapılan hatayı tekrarlamış ve cümleyi Yunanca’ya hatalı biçimde çevirmişlerdir: Gerçekte bu ifade “na einai kalytheros anthropos apo ton patera tou” biçiminde olmalıdır ve “babasından daha iyi bir adam olsun” anlamını taşır.

fringe

2- Şekil Şifreleri (Glyphs)

Fringe izleyicileri dizi boyunca sahne aralarında tekrarlanan gizemli şekilleri görmüşlerdir. Glyph olarak anılan bu şifreler arasında çekirdeklerinde iki evreni sembolize eden birer fetüs bulunan bir elma, sırtında altın oranın sembolü olan ve aynı zamanda Fringe’in de baş harfini oluşturan Yunanca Fi harfini taşıyan bir kurbağa, altı parmaklı bir el, kanatlarında parmak kemikleri ve ortasında İsa figürü olan bir kelebek, Fibonacci ve Mandelbrot dizilerini sembolize eden bir çiçek, yine Fibonacci dizisi ile Fi harfinin sayısal sembollerini taşıyan bir boynuz, içinde tanrısal bir üçgen sembolü saklayan bir yaprak, Walter’ın babasının takma adı ve imzası olan bir deniz atı ile dumandan oluşan bir kadın yüzü de vardır. Sembollerin harf karşılıkları aşağıda görülüyor:

fringe glyphs

3- Jenerikte Geçen Sınırbilim Adları

Fringe dizisinin jeneriğinde şekillerin dışında sınırbilimin alanına giren ve her sezonda değişen bir dizi bilimsel terim de izleriz:

• Psychokinesis
• Teleportation
• Nanotechnology
• Artificial intelligence
• Precognition
• Dark matter
• Cybernetics
• Suspended animation
• Transmogrification
• Hypnosis
• Pyrokinesis
• Hive mind
• ESP
• Neuroscience
• Clairaudience
• Cryonics
• Parallel universes
• Astral projection
• Protoscience
• Mutation
• Genetic engineering
• Personal computing
• Gold fusion
• Cloning
• DNA profiling
• Nanotechnology
• Invisibility
• Genetic engineering
• Laser surgery
• Stealth technology
• In vitro fertilization
• Virtual reality
• Hypnosis
• Pyrokinesis
• Hive mind
• ESP
• Neuroscience
• Clairaudience
• Cryonics
• First people
• Astral projection
• Protoscience
• Mutation
• Genetic engineering
• Wormholes
• Singularity
• Speciation
• Synesthesia
• Transhumanism
• Pandemic
• Reanimation
• Neural networks
• Telepathy
• Transcendence
• Retrocognition
• Biotechnology
• Cellular rejuvenation
• Thought extraction
• Cryptozoology
• Neural partitioning
• Brain porting
• Temporal plasticity
• Dual maternity
• Chaos structure
• Clonal transplantation
• Water
• Biosuspension
• Hope
• Existence
• Quantum entanglement
• Philosopher’s stone
• Psychometry
• Viral therapy
• Ethereal plane
• Gravitons
• Time paradox
• Gsychogenesis
• Bilocation
• Psychic surgery
• Transgenics
• Community
• Joy
• Individuality
• Education
• Imagination
• Private thought
• Due process
• Ownership
• Free will
• Freedom

Hazırlayan: Gamze Özfırat

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...