black mirror

Bilimkurgu Giderek Daha Karanlık Anlatılara mı Yöneliyor?

Bilimkurgu, popülerliğe ulaştığı 50 ve 60’lı yıllardan bu yana insanlığın mevcut durumunu doğrudan hedef almasına gerek kalmadan eleştirebilecek bir tür olageldi. On yıllardır bilimkurgu yazarları ve senaristleri, hem kitlelerinin ilgisini çekip onları kendilerine bağlayacak hem de kendileri ve içinde yaşadıkları dünya hakkında düşünmeye zorlayacak paralel gerçeklikler yaratıyor. Bilimkurgu, doğası gereği özellikle de sinema alanında hep sınırları zorlayan ve hem anlattıkları hem de karakterleri alanında yenilikçi oldu. Bunun belki de en iyi örneği, farklı arka planlara sahip oyuncuları ve karakterlerinin yanı sıra dünyanın gerçek problemlerini yansıtan senaryolarıyla Star Trek‘tir.

Tarih boyunca sanat, bir bütün olarak özellikle de teamüllerin, kişilerin veya toplumların açıkça eleştirilmesine hoş gözle bakılmadığı coğrafyalarda fikirler iletmek için kullanılageldi. Sanat evrim geçirdikçe, kaçınılmaz olarak sanatın üretildiği yollar, öne sürdüğü fikirler ve mesajlar da evrimleşti. Sanat hayatı, hayat da sanatı taklit ettiğinden, bu değişimler zamanın ruhunu da yansıtıyordu.

Güncel bilimkurgu filmleri ve dizileri arasında anlatmak istediklerini aktarmak için karanlık tonlar kullanan pek çok örnek var. Bunlardan biri, 2020 yılında yayımlanmaya başlanan ve insanlıkla teknoloji arasındaki ilişkiyi, bu ilişkinin nasıl insanlığın farklı dini inançlara olan sürekli ilgisine bağlandığını anlatan Raised by Wolves. Ağır ve tartışmalı konulara ve duygusal noktalara değinen dizi, bu sırada modern toplumun sorunlu, hatta potansiyel olarak tehlikeli bile olabilecek taraflarına ışık tutuyor.

Westworld ve Severance da, toplumun bize fayda sağlaması gerekirken aksine bizi bir anlamda insanlığımızdan eden taraflarına eğilen iki farklı örnek. Westworld’de, teknolojinin gelişmiş formlarıyla nasıl etkileşime girişimizi, var oluşumuzun bir parçası yapacak kadar buna bağımlı hâle gelişimizi izliyoruz. Severance da ise iş ve hayat arasındaki dengeyi yeni bir seviyeye taşıyan “ikiye ayırma prosedürü” isimli bir işlem konu ediliyor. Beyne yerleştirilen bir çip sayesinde insanlar, iş yerindeyken sosyal hayatlarına dair tüm anılarını yitiriyor. Aynı şekilde mesaileri bitip de sosyal hayatlarına döndüklerinde de çalıştıkları işle ilgili hiçbir şeyi hatırlamıyor. Ve tabii bu bölünmüşlük, çok geçmeden insanları insan olmaktan çıkarıyor.

Bilimkurguda karanlık tonlar deyince herhâlde akla gelen ilk örnek ise Black Mirror olacaktır. The Twilight Zone‘dan esinlenen Black Mirror, hem kısa ve birbirinden bağımsız bölümleri hem de her bölümün insanların hatalarına ve bu hataların bazen evrenimizin ötesini bile etkileyebilecek sonuçlarına odaklanan yapısı ile kısa sürede büyük bir hayran kitlesi edindi. The Twilight Zone’da da her bölüm toplumun farklı bir sorunsalına değiniyordu, ancak içinde bulunduğu dönem itibarıyla bunu daha hafif bir tonda dile getiriyordu. Pek çok yaratıcı ve hatta ürkütücü bilimkurgu konseptine değinmiş olsa da, Black Mirror kadar korkutucu ve meşum değildi.

Black Mirror ise mesajını izleyiciye iletmek için daha yetişkin öğeler kullanmaktan, hatta bazen ciddi ölçüde rahatsız edici hikâyeler anlatmaktan çekinmiyor. Bu karanlık ve kaygı verici yaklaşımı kullanarak, dizinin yaratıcıları izleyenlerin daha büyük bir kesiminden tepki almayı ve bu sayede onların üzerinde daha uzun süreli kalıcı bir etki bırakmayı hedefliyor, ki bunun belli ölçüde başarılı olduğunu da söyleyebiliriz.

Bununla birlikte, böyle bir yaklaşımın seçilmesindeki amacın izleyicileri travmatize etmek değil, odaklanılan konuların aciliyetini ve ciddiyetini vurgulamak olduğunu da söylemek gerekir. Bilimkurgu, birden fazla nesildir var olan ve sürekli benzer konulara odaklanmasıyla ister istemez kendine ait klişeler de yaratmış eski bir tür artık. Bu da daha karanlık bilimkurgu dizilerinin günümüzdeki popülaritesini açıklıyor: Tekrar tekrar anlatılan bu konseptlerin ciddiye alınması gerektiği, aksi takdirde çok kötü sonuçları olacağı vurgulanıyor. Diğer bir deyişle bu trend, iletilen mesajı izleyicilerin içselleştirmeleri için yoğunlaştırılmış ve yenilenmiş bir çaba gibi duruyor.

Bilimkurguda gittikçe karanlıklaşan bu tonun ardında yatan sebep ne olursa olsun, bunun türe yeni bir katman getirdiğini söylemek mümkün. Pek çok bilimkurgu eserinin bizimkinden farklı bir evrende ve gerçeklikte geçtiğini de düşünürsek, hikâyenin tonu ağırlaştıkça işlediği dünya da kararıyor ve izleyiciye bir ibret alma vesilesi sunuyor. Bu hikâyelerdeki dünyalar bir şekilde bizimkine de dokunuyor ve o dünyaların başına gelenlerin bizim dünyamızın da başına gelebileceği izleyiciye net bir şekilde aktarılıyor.

Pandemi, tüm dünyada artan siyasi gerilimler ve savaşlar gibi pek çok güncel olay da düşünülünce, bilimkurgunun daha ciddi, daha sert bir tavra bürünmesi anlaşılır oluyor, zira insanlığın geleceği de her gün daha önceye göre daha büyük bir tehlikede görünüyor. Ne de olsa sanat hayatı taklit ediyor. Toplumdaki sorunlar karmaşıklaşmaya ve çözülmeden kalmaya devam ettikçe, bilimkurgu gibi spekülatif kurguların bunu yansıtması kaçınılmaz olacaktır.

Kaynak

Yazar: Erkam Ali Dönmez

Oyun sever, oyun oynar, oyun çevirir, oyun yapar.

İlginizi Çekebilir

Nietzsche

“Çöl Büyüyor”: Nietzsche’nin Kâbusu Üzerine

Friedrich Nietzsche‘nin (1844-1900) Böyle Söyledi Zerdüşt‘ündeki Çölün Kızları Arasında bölümünde geçen “Çöl Büyüyor” (Die Wüste …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et