bilimkurgu kulubu

Belgesel Prophets of Science Fiction

Tarih: 29 Mart 2016 | Yazar: Konuk Yazar

1

Bilimkurgunun Kahinleri

Yapımcılığını ve sunuculuğunu Ridley Scott’ın üstlendiği Bilimkugunun Kahinleri (Prophets Of Science Fiction)Science Channel tarafından yayınlanan son yılların en başarılı belgesel serilerinden olsa da, hak ettiği ilgiyi gördüğünü söylemek zor. Belgeselde, bilimkurgunun sekiz büyük ismi ve onların eserleri ele alınıyor. Ayrıca bir yandan bu eserlerin bilimsel gerçekliği irdelenirken, diğer yandan da yeni teknolojiler geliştirme noktasında bilim insanlarına nasıl ilham verdiklerine değiniliyor.

Geçmişteki bilimkurgu öngörülerinin birer birer gerçekleştiği göz önüne alınırsa, artık bir bilimkurgu çağında yaşadığımızı bile söyleyebiliriz. Bilimkurgunun ilk zamanlarında, hatta daha ortada “bilimkurgu” sözcüğü bile yokken, Mary Shelley cesetleri canlandırmayı hayal ediyor; Wells, zamanda yolculuk yapmak isteyen bir adam hakkında ilham verici öyküler kaleme alıyor ve Asimov ise, robotların insanlığın geleceğinde nasıl yer edineceğine dair vizyon geliştiriyordu. Bu bağlamda belgesel, bilimkurgunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkıyor ve bu türün günümüz toplumu için artık sıradan ve olağan hale gelmiş bilimsel gelişmeler üzerindeki etkisini analiz etmeyi amaçlıyor. Yapımı izledikçe fark ediyoruz ki, eskinin bilimkurgusu, günümüzün bilimi haline gelmiştir. Bir zamanlar kulağa çılgınca gelen bilimkurgu teknolojileri, şimdi bilim insanlarına kılavuzluk ediyor ve onlara vizyon katıyor.

Bilimkurgunun Kahinleri, bir bilimkurgu severin bakış açısından büyüleyici olmasının yanı sıra, aynı zamanda da eğitici. Ridley Scott, günümüzün en meşhur bilimkurgu yazarları ile en başarılı bilim insanlarını bir araya getirerek söyleşiler yapıyor ve bizlere bilim ile bilimkurgunun arasındaki sınırları ortadan kaldıran harika bir belgesel keyfi yaşatıyor. Belgeseli izlerken sadece geçmişin bilimkurgusunu öğrenmekle kalmıyor, gelecekte karşılaşabileceğimiz bilimkurgusal teknolojiler konusunda da fikir sahibi oluyoruz. İster bilim, ister bilimkurgu sever olun, bu belgesele kesinlikle bayılacaksınız.

Belgeselin yayınlanan birinci bölümü Mary Shelley ve onun ölümsüz eseri Frankenstein‘ı konu alıyor. Bu ilk bölümün ardından H.G. Wells, Phillip K. DickArthur C. Clarke, Isaac Asimov, Jules Verne, Robert A. Heinlein ve George Lucas ile devam ediyoruz. Bu yazıda, kısa tanıtımlar eşliğinde belgeselin tüm bölümlerini izleyebilirsiniz.

Bilimkurgu içerikli çok daha fazla videodan haberdar olmak için lütfen YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın. Hepinize keyifli seyirler…

Mary Shelley

Gotik bir romanın sayfalarından fırlamışa benzeyen kasvetli bir yaz gecesinde, Cenevre Gölü kıyısında bulunan Diodati Villası’nda beş kişi bir araya gelir. Bu kişiler ozan Lord Byron, Byron’ın yakın dostu Dr. John Polidori, Byron’ın sevgilisi Claire Clairmont, bir başka ozan olan Percy Bysshe Shelley ve yakın bir zamanda onun eşi olacak on sekiz yaşındaki Mary Goodwin’dir. Birbirlerine hayalet hikâyeleri okurlarken Lord Byron bir yarışma teklifinde bulunur. Acaba aralarında, en korkunç hikâyeyi yazmayı kim başaracaktır? Doğumundan hemen sonra annesini kaybeden ve felsefeci bir babanın elinde büyüyen Mary, elbette dostlarından geri kalmak istemez ve gördüğü bir kâbustan da etkilenerek ileride bir edebiyat klasiği olacak romanı yazmaya koyulur. Bu romanın adı Frankenstein Ya da Modern Prometheus olacaktır. Bu isim Shelley’nin ilk kez 1818’de yayımlanan romanına gayet uygundur. İlk insanı yaratan ve ateşi çalıp ona armağan eden Prometheus gibi, türünün ilk örneği olan bir canlı yaratan Victor Frankenstein da yaptığının bedelini ağır ödeyecektir.

Frankenstein Ya da Modern Prometheus her ne kadar korku ve dehşet edebiyatına dâhil edilse de, kökleri bilimkurgu edebiyatının topraklarında kök salmış bir eserdir. Mary Shelley’nin entelektüel bir çevrede yetişmiş olduğunu unutmamak gerekir. Charles Darwin’in dedesi olan Erasmus Darwin ve ölü kurbağalar üzerinde elektrikle deneyler yapan İtalyan fizikçi Luigi Galvani gibi bilim insanlarının çalışmalarından etkilenen Shelley, daha önce yazılan gotik ve fantastik eserlerden farklı olarak, romanını, bilimsel bir tema üzerine oturtmuştur. (Romanının kahramanı Victor Frankenstein çocukluğunda ağaca düşen bir yıldırıma şahit olunca elektriğin gücünü keşfeder. O sırada yanlarında bulunan bir doğa filozofunun elektrik akımı ve galvaniz üzerine olan düşünceleri de onda büyük merak uyandırır. Bu tecrübeler, gelecekte yapacağı ölü bir insana hayat verme deneyinin kapılarını açmış olur.) Roman bu özelliği ile bilimkurgu edebiyatının öncülerinden sayılır. (Kadri Kerem Karanfil)

H.G. Wells

Zaman Makinesi ve Dünyalar Savaşı gibi hikayelerle H.G. Wells, kendini neredeyse geleceği görebilme yeteneğine sahip bir bilimkurgu yazarı olarak kabul ettirdi. Ancak Wells’in yüksek teknoloji serüvenlerini konu alan bu hikayeleri, aynı zamanda geleceğe dair rahatsız edici öngörüler de içeriyor.

1895 tarihli Zaman Makinesi romanında Wells, bir yandan gelişmiş teknoloji öngörülerini sıralarken, bir yandan da sınıflar arası uçurumlara değinen distopik bir gelecek kurguluyor. 1898’de kaleme aldığı ve bir Marslı istilasını konu edinen Dünyalar Savaşı’nda ise, modern savaş alanının başlıca ögesi haline gelen korkunç biyolojik silahlardan bahsediyor.

Yine 1914 yılında yazdığı The World Set Free isimli romanında, bilim insanları toplumu yeni bir zenginlik ve teknoloji çağına taşıyacak olan devrimsel bir güç kaynağı keşfederler. Ancak bu teknoloji, çok geçmeden insanlığın eşi benzeri görülmemiş dehşetini ortaya çıkartan bir savaş aracına dönüşür. Hikayesinde H.G.Wells, atom bombasının icadını tam olarak öngörmeyi başarıyor.

Aslında H.G.Wells, tüm bu eserlerinde bizlere büyük bir uyarıda bulunuyor: Teknolojinin karanlık tarafının farkında olun. Zira en büyük buluşlarımız, aynı zamanda kendi yok oluşumuzun araçları haline de gelebilir…

Philip K. Dick

O, edebiyat dahisi, hayal gücüyle ünlü paranoyak bir serseri: Philip K. Dick… Dick, akıl almaz bilimkurgu hikayelerinin sayfalarından fırlamışcasına sürekli değişen gerçekliklerle örülü bir hayat yaşadı. Dick’in çalışmaları, Azınlık Raporu, Bıçak Sırtı gibi gişe rekorları kıran filmlere zemin hazırlarken; ayrıca fizik, robot bilimi ve hatta kanuni yaptırımlara dair çığır açan araştırmalara da ilham veriyor. 50’ler ve 60’lar boyunca Dick, bilimkurguda sanal gerçeklik konseptinin öncüsü oldu. Hareket sensörlü vidyo oyunlarından, UC San Diego’nun tamamıyla üç boyutlu StarCAVE’ine kadar dijital bir geleceği hayal etmeyi başardı.

1956 yılında yayımladığı heyecan verici eseri Azınlık Raporu’nda Dick, polislerin geleceğe giderek suç işlenmeden suçu durdurabilecekleri bir gerçekliği kurguluyor. Amerikan polis birimleri, gerçek dünyanın bilişsel suç önleme teknolojisinde Philip K. Dick’ten ilham almaya başladı bile. Dick’in 1968 yılında yazdığı ve bilimkurguda bir dönüm noktası sayılan “Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?” romanı (bu roman bir dönemin sinema seyircileri tarafından Bıçak Sırtı filmi olarak bilinir) insanlar ve makineler arasındaki sınırın bulanıklaştığı bir durumu ele alır. Robot mühendislerine göre, şu an böyle bir dünyanın tam da kıyısındayız.

Başarılı yazarın eserleri sürekli genişleyen bir okuyucu kitlesiyle yayılmaya devam ediyor. Philip K. Dick, sürreal deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı eserlerinde şu basit gibi görünen soruyu soruyor: Gerçeklik nedir?

Arthur C. Clarke

Hiç kuşkusuz Sir Arthur C. Clarke, en saygın bilimkurgu yazarlarından biridir. İz bırakan onlarca eserin yanı sıra, modern dünyada kullanıldığımız pek çok temel teknolojinin de fikir babasıdır. Bazı bilimkurgu yazarları sadece öngörüde bulunmakla yetinir, ancak Arthur C. Clarke öngörülerinin hayata geçirilebilmesiyle de yakından ilgilenmiştir. Aynı zamanda Clarke, modern telekomünikasyonun bel kemiği olan uydu teknolojisinin de ilham kaynağıdır…

Clarke, 1945’te yazdığı bir denemede uydu teknolojisini detaylarıyla tasvir etmeyi başarır. Bu radikal fikrinin patentini alamaması nedeniyle daha sonra “Nasıl Bir Milyon Dolar Kaybettim?” başlıklı bir makale bile yazmıştır. 1960’larda efsanevi yönetmen Stanley Kubrick’le, bilimkurgu sinemasında devrim yaratan 2001: Bir Uzay Macerası filminin yapımında da çalışmıştır. Film, çekildiği yıla aldırmaksızın ticari uzay uçuşları, görüntülü konuşma ve hatta iPad’ler de dahil olmak üzere günümüz teknolojilerine dair kesin kehanetlerde bulunur. Peki ya HAL 9000? Filmin bu ölümcül yapay zeka sahibi bilgisayarı bir gün gerçekten de ortaya çıkabilir mi?

Clarke’ın 1979’da yazdığı Cennetin Çeşmeleri isimli romanı, Dünya’dan diğer yıldızlara seyahat etmenin ustaca bir yöntemini sunar: Uzay Asansörü… Clarke’ın bu öngörüsü, gelen haberlere bakılacak olursa yakın zamanda hayata geçirilebilecekmiş gibi görünüyor.

Arthur C. Clarke’ın eserleri, uzay çağının şafağında bizlere hep yol gösterici oldu ve olmaya da devam edecek. Hatta bize, yıldızlar arası seyahate dair bir sonraki aşamanın ne olabileceğini bile gösterdi. Kısacası onun bilimkurgu mirası, evrenin gizemlerini ortaya çıkarmak için insanoğluna kılavuzluk etmeyi sürdürüyor.

Isaac Asimov

O, geleceği canavar robotlardan kurtardı! Robotların sadece yaratıcılarına eziyet ettikleri bir bilimkurgu geleneğine karşı çıkarak, Isaac Asimov kendi teknolojimizden korkmak zorunda olmayacağımız daha iyi bir gelecek hayal etti. Çığır açan eseri Ben, Robot’ta, hem bilimkurgunun ve hem de robotiğin kurallarını belirledi. Robbie ve Runaround gibi öykülerinde, mekanik adamların bizim işlerimizi yine bizim için yapabileceği bir geleceği yazdı. Fikirleri, General Motors’un Unimate (ilk endüstriyel robot) yatırımına ilham verdi ve modern endüstride otomasyonun önünü açtı.

The Naked Sun romanında Asimov, insanların robotları savaş aracı olarak kullanabileceğine dair uyarılarda bulunuyor. Bugün, giderek gelişen robot askerler modern savaş alanının en ön saflarında yer almaya hazır hale getiriliyor. Asimov’un Bicentennial Man isimli hikayesi, insan ötesi teknolojinin gelişmesiyle insanlarla makinelerin birleşmesini öngörüyor. Bugün, akıllı çip takılı robot bacaklar ve hatta güç artıran robotik iskeletler Asimov’un öngördüğü Cyborg çağına çok yakın olduğumuzu gösteriyor.

Asimov, bugün robot biliminin babası olarak anılmakta. Isaac Asimov’un şaşırtıcı derecede verimli çalışmaları (toplamda 500’den fazla kitap) robot dostu bir dünyaya zemin hazırladı.

Günümüzde robot doktorlar hassas omurga operasyonları yaparak hayatlar kurtarıyor ve otomatik astronotlar uzay boşluğundaki istasyonları onarıyor. Ve bunların hepsi Asimov’un geleceğe dair öngörüsüyle başladı: Her evde bir robot…

Jules Verne

Viktorya çağında Ay’a insan gönderdi. 1800’lü yıllarda interneti öngördü… Jules Verne çevresindeki dünyayı gözlemleyerek, trendlerimizin ve teknolojimizin bizi bundan sonra nereye götüreceğini tam olarak söylemek gibi esrarengiz yeteneklere sahip eşsiz bir fütüristti.

Neil Armstrong 1969’da Ay’a ayak bastığında, bu göreve bir yüzyıl öncesinden ilham verdiğini söyleyerek ona teşekkür etti. Ay’a Yolculuk isimli romanında, Jules Verne sadece insanın Ay yüzeyinde yürüyebileceğini değil, bunu tam olarak nasıl yapması gerektiğini de söylemişti…

Denizler Altında 20000 Fersah ve Gizemli Ada romanlarında, Jules Verne suyu yakıta dönüştüren temiz bir güç kaynağından bahseder. Bu konsept uzun süredir Verne’in henüz başarılamamış kehanetlerinden en büyüğü olarak görülür. Ancak temiz, yenilenebilir bir enerji kaynağı olarak hidrojen yakıt hücresi teknolojisinin günün birinde fosil yakıtların yerini alacağı varsayılıyor.

Bazı bilimkurgu yazarları geleceği sadece icatlar bazında öngörür. Ancak Verne bunun ötesine geçerek, geleceğin toplumsal ve siyasal yapılarını da işlemekten geri durmamıştır. Örneğin 1879’da yazdığı Begümün 500 milyonu isimli romanında, Dünya Savaşlarının yaratacağı dehşeti işaret etmiştir: Kitle imha silahları, kimyasal silahlar ve hatta Alman bir delinin dünyayı yönetme girişimi…

Verne’in 20. Yüzyılda Paris isimli 1863 tarihli romanı, modern hayatın detaylarını tam olarak verir: gökdelenler, televizyon, Maglev trenleri, bilgisayarlar ve internet tarafından işgal edilmiş bir kültür.

Dünya’nın merkezinden Ay’ın yüzeyine, Jules Verne’in sıra dışı bilimkurgu seyahatleri sanat, endüstri, kültür ve teknolojiye ebedi bir soruyla ilham vermeye devam ediyor: Bilim bizi nereye götürebilir?

Robert A. Heinlein

Bilimkurgu efsanesi Robert A. Heinlein, adeta yürüyen bir çelişki. Hikayeleri vatanperverlik ve görev konularını ele alırken bir taraftan da kişisel özgürlük ve ifadenin önemine dikkat çekiyor.

Robert Heinlein’ın 1952’de yayınladığı Merih’ten Saldıranlar isimli kitabında, Dünya zihin kontrolü yapabilen uzaylılar tarafından işgal edilmiştir. Peki bu sadece bilimkurgu mudur? Çağdaş teknolojiyle bu konuda neler yapılabildiğini görseydiniz, bunun pek de fantastik bir öngörü olmadığını anlardınız.

1960’ta yayınladığı Starship Troopers (Yıldız Gemisi Askerleri) kitabıyla, Robert Heinlein güç artırıcı kıyafetler giyen bir ordudan bahseder. Bugün, ABD Ordusunda elektronik dış iskeletler, geleceğin süper askerlerini yaratmak için üretilmekte.

Heinlein’ın Yaban Diyarlardaki Yabancı isimli romanı, 1960’lardaki karşı kültürün ilgisini çekmekte gecikmedi ve yazarı özgür-sevgi hareketinin isteksiz bir ikonu haline getirdi. Heinlein tarafından öngörülen gelecek araçları arasında bir bilimkurgu klasiği de bulunmakta: Su yatağı…

Robert Heinlein’ın yerleşik anlayışa kafa tutan eserleri, günümüzde bile tabu olarak karşımıza çıkan din ve cinsellik gibi konuları işleyerek, ana akım edebiyatta bilimkurguyu da yer açılmasını sağlamıştır. Yapıtları, her kesimden okuru toplamaya ve siyasetçilerden felsefecilere kadar geniş topluluklara meydan okumaya devam ediyor: Özgürlük nedir?

George Lucas

George Lucas denince akla gelen ilk şey hiç kuşkusuz Star Wars… Fantastikle bilimkurgunun sınırlarını ortadan kaldıran Lucas, çılgın teknoloji ve uzay savaşlarıyla hepimizin aklını başından aldı… İnsanlık günün birinde gerçekten de galaktik bir siyasi yapılanmaya imza atabilir mi, uzay iyiyle kötünün destansı mücadelesine sahne olabilir mi ve peki ama bu Güç de neyin nesi?

14 Mayıs 1944′te Kaliforniya’da doğan George Lucas profesyonel araba yarışçısı olmayı düşlerken liseyi bitirdikten hemen sonra geçirdiği trafik kazası nedeniyle bundan vazgeçti ve hayatı değişti. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde sinema okumaya karar veren Lucas, bu dönemde çektiği kısa filmlerden biri olan THX-1138: 4EB (Electronic Labyinth) ile Amerikan Ulusal Öğrenci Filmleri Festivali’nde büyük ödülü kazandı. Bunun sonucunda da Warner Brothers yapım şirketinde staja başladı.

Burada Francis Ford Coppola’nın yönettiği “Finian’ın Gökkuşağı – Finian’s Rainbow” ‘un (1968) çekimlerine katıldı. Coppola ile arkadaşlıkları da böylece başladı. Birlikte 1969 yılında American Zoetrope adıyla bir şirket kurdular. Yaptıkları ilk iş de THX-1138: 4EB’nin uzun metrajlı versiyonu oldu. Ancak Warner Brothers’ın finanse ettiği film gişede başarı getirmedi. Filmin gişe başarısı getirememesi günümüz koşulları düşünülünce kaçınılmazdır. Böyle olmasının nedeni filmin düşünsel anlamda zamanının ötesinde olması ve değerinin yakın zamanda anlaşılmasıdır. Aynı 1984 romanında olduğu gibi. Fakat en düşündürücü olan şey ise, kapitalizm, sistem ve otorite karşıtı film çekmiş olan George Lucas’ın, sonraki filmlerinde eleştirdiği bu değerlere hizmet etmesidir. (İsmail Yamanol & Buğra Şendündar)

Hazırlayan: Cem Şensoy

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...