bilimkurgu kulubu

Anime

Tarih: 1 Kasım 2018 | Yazar: Serpil Şahin

0

Bilimin Varoluş Amacı Nedir: Steamboy

Gerçeğinden ayırt etmekte zorlanacağın çizimlere sahip animeler” ya da “Gelmiş geçmiş en iyi CGI yapımlar” gibi listelerde kendisine haklı bir yer edinen Steamboy‘a geçmeden önce yapım süreci ve yapımcıları hakkında biraz laflamak istiyorum. Steamboy, 20.2 milyon dolarlık yapım bütçesiyle (gişede sadece 18.8 milyon dolar gelir elde edebilmiştir) tüm zamanların en pahalı anime yapımlarından biri olarak tarihteki yerini almış durumda. Onu diğer yapımlardan ayıran bu maddi ayrıcalığın dışında yapım süreci de dikkat çekici. Anime tam 10 yılda tamamlanmış. 10 yıl boyunca süregelen yüz binlerce çizim ve yıllarca süren CGI… Bu filme ayrılan para ve zaman her çizginin, her hareketin hayattan bir parçaymış gibi görünmesine neden olmuş. Arka planlarda, manzaralarda en ufak bir ayrıntının gözden kaçmasına izin verilmezken sanat stili de herhangi bir animeden daha gerçekçi yansıtılmış. Animenin şahane görselliğinin yanında, Japonların kastığı felsefi duyara rağmen hikayesi “eh işte” tanımından öteye geçemiyor benim için. Fakat yine de o efsane steampunk dünyanın hatırına birkaç kez izlenebilir.

Anime 101 seviyesindeki bir izleyicinin bile haberdar olduğu Akira filminin yönetmeni Katsuhiro Otomo’nun viktoryan rüyası Steamboy’a objektifimizi çevirme zamanı…

Orijinal Adı: Suchîmubôi
Anime Yapım Yılı: 17 Temmuz 2004
Stüdyo: Studio 4°C, Sunrise
Kaynak: Orijinal
Tür: Aksiyon, askeri, bilimkurgu, macera, tarihi, dram

Bölüm Sayısı: 1 (2 saat 6 dakika)

MAL: 7.41 – IMDB: 6.9

Senaryo

Genel hikayemiz kısaca şu: 1860’ların Britanya’sında Ray adında bir çocuk mucit yaşar. Dedesiyle babasının buhar aşkını o da paylaşır ve bu aşk yeni icatların doğmasına vesile olur. Kendi çapında sakinlik ve gerilim arasında gelip giden hayatı bir gün dedesinden gelen paketle, keşmekeş bir can pazarına dönüşür ve aksiyonun tansiyonu bir daha düşmez.

Steamboy seyircisini, buhar teknolojisinin hemen her şey olduğu 1863 İngiltere’sine götürür. Bilim adamları Lloyd Steam ve Edward Steam (oğlu) saf sıvıyı keşfetmeyi başarmışlardır. Baba-oğul bu saf sıvı ile, buhar makineleri için daha önce karşılaşılmamış yüksek bir basınç ve güç elde etmeyi amaçlamaktadır. Bu sıvının sıkıştırıldığı küre sayesinde büyük kazanlar ortadan kalkacak ve bu küçücük küreyle uçmak bile mümkün olacaktır. Heyecanlanan bilim insanları Alaska’da keşfettikleri saf sıvı ile yaptıkları deneyde başarısız olurlar ve Edward babasının “daha çok basınç” hırsı yüzünden hiçbir insanın maruz kalmaması gereken bir basınç buharına maruz kalır. Yerle bir olan deney alanından geriye sadece saf sıvının sıkıştığı siyah küre kalır.

Üç yıl sonra, Edward’ın oğlu ve Lloyd’un torunu Ray Steam 13 yaşına girmiştir ve yaşına göre oldukça zeki, yaratıcı ve hırslıdır; ailesindeki erkeklerin adımlarını takip etmektedir. Manchester’da bir tekstil fabrikasında makinelerin bakımından sorumlu işçilerden birisi olarak çalışmaktadır. Bu fabrikada meydana gelen bir kazada hasarı minimize etse de sinir bozucu patronunun gazabından kurtulamaz, makinelerde oluşan hasardan payına düşeni maaş kesintisi olarak alır. Ray de “Madem öyle işte böyle” diyerek fabrikadan ufak tefek aletler aşırır. Bu kazanın yaşandığı gün, fabrikatörün en az kendisi kadar gereksiz oğlu ve arkadaşları tarafından “babası ve dedesi” üzerinden zorbalığa uğrar. Japon animelerinde karakter gelişimini genelde zayıf karakter üzerinden izlediğimiz için burada da benzer bir durumla karşılaşacağız sanıyoruz ama Ray fabrikadan arakladığı pirinç boruyla bebelerin arasına öyle bir dalıyor ki, sonrasında yaptığı her gözü karalık son derece normalleşiyor. Lakin tam da bundan sebep Ray’i bağrımıza basamıyor, onu sarıp sarmalayamıyoruz.

Patronunun uyuz oğlunu tartaklayıp eve dönen Ray, kız kardeşini de güldürdükten sonra icat dolu odasına geçer, icat defterine bir şeyler yazar ve bu rutin yaşamı çok yakın bir tarihte dedesi Lloyd’tan gelen bir paketle değişir. Pakette üç yıl önceki patlamada sağ kalan küre -steamball (buhar topu)- vardır ve küreyle birlikte gelen mektupta küreyi saklaması, kimseye vermemesi yazmaktadır. Birkaç dakika sonra da büyük şaşkınlık oluşur: Ray ve ailesinin evine Alfred ve Jason adında, O’hara Vakfı görevlisi iki kişi gelir. O’hara Vakfı aynı zamanda Ray’in babasının ve dedesinin çalıştığı yerdir. İki yabancı adam buhar topunu ister ama Ray vermez. Bu kadar sürpriz yetmiyormuş gibi Lloyd da ortaya çıkıverir ve Ray’e küreyi asla onlara vermemesini, hemen kaçıp Bay Stephenson’ı bulmasını söyler. Çocuk bir de o esnada babasının öldüğünü öğrenir. Ray henüz şoku atlatamamış ve gelişen olayları pek de anlamamış olsa da istenileni yapar ve kendi icat ettiği tekerlek şeklindeki bisikletiyle hiç beklenmedik bir maceranın içine dalar. Kasaba halkı da ilk kez bu hengamede işaret fişekleri ve kendinden itmeli traktörle karşılaşır. Bay Stephenson’a bu kovalamacada denk gelen Ray, tüm çabalara rağmen O’hara Vakfı tarafından kaçırılır.

Uyuz insan sayısı yetmiyormuş gibi bu kez karşımıza O’hara Vakfı’nın kurucusu Scarlett O’Hara-St. Jones çıkar; köpeğine uyguladığı şiddetle sahneye giriş yapan küçük hanım dakika bir nefretimizi kazanır. Bu sayede Katsuhiro Otomo’nun kötü karakter yaratmadaki başarısını bir kez daha deneyimleme şansını elde ederiz. Bu sarışın kızın kim olduğunu anlamaya çalışan zavallı Ray ise öldüğünü düşündüğü babasının ansızın karşısına çıkmasıyla buruk bir sevinç yaşar. Babası hatıralarındaki babası değildir; vücudunun yarısı mekaniktir ve konuşmalarında eski tat yoktur. Ray, büyük babasının küresinin çalındığını anlatadursun babasıysa ona O’Hara Vakfı’nın ne yapmaya çalıştığını aslında bilimin insanlığa hizmet için var olduğunu, o kürelerin üç tane olduğunu ve eksik olan parçayı da Ray’in getirdiğini söyler. Sonrasında Llyod ile hayallerini süsleyen Buhar Kulesi’ne oğlunu sürükler.

Senaryo boyunca Ray, sıklıkla babası ve dedesi arasında gidip gelir; ikisi de bir zamanlar aynı ideali paylaşmış bilim insanları iken şimdilerde neredeyse düşmanlardır. Öyle ki Llyod oğlunun varlığını reddedip onu ölü kabul etmiştir. Edward eldeki kinetik enerjinin dağıtılması ve insanlığa hizmet etmesi gerektiğini savunurken buna silahlanmayı da dahil eder, çünkü onun inanışına göre silahlanmak ilerlemenin bir yoludur. Llyod ise felsefesi olmayan bir bilimin çöp olduğunu, kapitalistlerin elinde maymuna dönen oğlunun kendisi için ölü olduğunu ve bu yaptıklarının umutsuzluktan başka bir şey getirmeyeceğini anlatır. Bundan sebep oğluyla hayalini kurduğu Buhar Kulesi’ni imha etmek için elinden geleni ardına koymaz ve Edward’ın vakıftan arkadaşı Alfred tarafından vurulur. Durum karşısında şaşkına dönen Ray dedenin söylediği gibi küreyi alır ve kaçar. Bu kez Bay Stephenson ile karşılaşan Ray ona da bilimin var olma amacını sorar ve “mutluluk” yanıtını aldıktan sonra tam tatmin olamamış bir ifadeyle Bay Stephenson’a küreyi verir. Küreyi alan Stephenson ise bilimin asıl amacını açıklar: Bilim ulusların mutluluğu için vardır. Kandırıldığını fark eden Ray için bundan sonra daha bireysel bir mücadele başlar.

Temponun düşmediği animede, diyaloglar gerçek hayattan izler taşır, bazı anlarda sıkılabilirsiniz ama animasyon bu sürecin uzun soluklu olmasına izin vermez sizi yeniden yükseltir. Lakin bittiğinde “Güzeldi ama bir şeyler eksik sanki” hissinden kurtulamazsınız. O güzelim buharlı makinelerin, o güzelim animasyonun hatırına 2 saatin lafı olmaz kuşkusuz ama senaryosu da sağlam bir anime izleyeyim derseniz o anime bu anime değil derim. Senaryo daha ilginç ve katmanlı işlenseymiş, Edward ve Llyod’un neden fikir ayrılığına düştüğü daha keskin gösterilseymiş, inandıkları felsefe daha yoğun anlatılsaymış ve baba-oğul o kadar büyük bir ayrılığa düştükten sonra bir şey olmamış gibi birlikte hareket etmeseymiş güzel de işlenen bir senaryoya sahip olabilirmiş.

Karakterler

Karakterlere hiç olmadığı kadar kısa değineceğim, çünkü onlara dair sihirli şeyler söylemek zor.

James Ray Steam & Scarlett O’Hara-St. Jones

Ray, başından sonuna güçlü bir karakter. Genelde ana karakter bu kadar güçlüyse onun yanına kontrast yaratması ve hikayenin gelişimini izleyiciye kolay anlatması için daha güçsüz kişiler serpiştirilir, lakin Ray’in partneri Scarlett de en az Ray kadar güçlü. Şımarık zengin kız çocuğu Scarlett’in geçmişindeki yaralarına, baba ya da anne sorunlarına değinilmediği için onu animenin “salt” kötülerinden biri olarak algılıyoruz; animede rengini göstermekten imtina etmeyen tek kişi o. İki ana karakterin de minimal değişimler yaşaması onlarla empati kurmayı zorlaştırıyor. Yine de Scarlett gibi bir kadının bir erkeği sahiplenmesi ve korumak istemesi güzel anlatılmıştı.

James Lloyd & James Edward Steam

Tüm mevzu bu ikisinin başının altından çıkıyor, zavallı Ray de aralarında pinpon topuna dönüyor. Baba-oğlun hayatı deneyden önce ve deneyden sonra olarak ikiye ayrılıyor. İnatçı ve hırslı ihtiyar gene inatçı ve hırslı ama inat ettiği şeyler farklılaşmış durumda, oğlu ise deneyden önce babasının açgözlülüğünü tasvip etmiyorken bu kez kendisi açgözlü. Açıkçası ikilinin yaşamış olduğu bu fikir ayrılığını net bir şekilde görmek isterdim. Çünkü belli ki iki karakterin de kırılma noktası bu kısım olmuş ve onlara dair daha fazla şey duyabilecekken didişen bir baba-oğlun yerle bir ettiği İngiltere’yi yeniden kurtarışlarını izliyoruz.

Görsellik ve Animasyon

İncelemenin en başında da dediğim gibi Steamboy’un en güzel yanı hiperrealist arka planları, detaycılığıyla gözü kör eden makineleri ve hepsini bir araya getiren şiirsel animasyonudur.

Müzik ve Seslendirme

“Müzikleri ne şahaneydi abi” tarzında müzikleri yok maalesef. Steve Jablonsky tarafından bestelenen müzikler daha çok senfonik. Steampunk temasından çok hikayenin geçtiği dönemin ruhunu anlatır.

İşleniş

Batılı filmlerin klişelerinden farklı, daha radikal yapımlar izlemek istiyorsanız Steamboy doğru anime değil ama sürükleyici bir maceranın iyi bir görsellikle buluşmasını istiyorsanız, hele bir de steampunk hayranıysanız bir dakika dahi düşünmeden izleyin. Sınırsız bir bütçeyle yapılmış gibi duran böyle gıcır gıcır animasyonları ne sıklıkla izleyebiliriz ki…

İşlenişteki eksiklerden bahsedecesk olursam: Edward ve Llyod arasındaki değişimin nedeni kuvvetli bir şekilde anlatılmadı, Ray ve Scarlett ilişkisi sıcak tutulmadı, kürenin peşinde olan Bay Stephenson kapının dış mandalı gibi sebepsiz ortada kaldı, babasını ve dedesini kaybeden Ray el kadar olsa da olgun bir erkeğin bile gösteremeyeceği gereksiz bir olgunluğa büründü, filmin felsefesi baba-oğlun sarf ettiği sözlerden ötesine dokunamadı ve Buhar Kulesi Howl’un Yürüyen Şatosu’ndan öteye gidemedi.

Steamboy’un hikayesi orijinal değil ama orijinal olmayan onlarca yapım, işlenişleri sayesinde aradan sıyrılabiliyor. Otomo Katsuhiro, Akira’dan sonra da benzer bir derinlikle kurgulasaydı senaryoyu eminim ki Steamboy ikinci kült yapımı olabilirdi. Günün sonunda bilim-kurgu izlesek de esas izlemeyi sevdiğimiz şey insanın zayıflığı, zayıflığına rağmen beslediği inancı ve bu inancın ortaya çıkardıkları… Tam da burada eklemek lazım Steamboy daha iyi bir finali hak ediyordu.

Etiketler: , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

"Eşek kadar kadın çizgi film mi izlermiş" isyanına cevap olarak doğdum. Radyo ve TV ile başlayan iş hayatı, dergi ile devam etti ve 2006'dan bu yana dijital reklam sektöründe çalışıyorum. Hikaye kitapları (Aşk Yemeği Acılı Sever ve Yakıngörmez) yazdıktan sonra, şimdilerde bir roman üzerine çalışıyorum.