bilimkurgu kulubu

Anime 70'ler Animeleri

Tarih: 11 Mayıs 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

70’lerin İzlenmesi Gereken Bilimkurgu Animeleri

Eğer bir hobi olarak Anime izleyerek zaman geçiriyorsanız muhakkak bir noktada “İnsanlar neler izliyor?” diye merak edip çeşitli gruplara ya da forumlara göz gezdiriyorsunuzdur. Bu durumda da en azından bir kere, öneri isteyen birisinin verdiği şu velvele dikkatinizi çekecektir: “Mümkünse şu tarihten sonra yapılmış olsun…” Bu yazıyı yazma sebebim de açıkçası öncelikle bu ve benzeri ifadelerle tektipleşen “şu yıldan önce yapılmış = kötü” yargısını yıkamasam bile sarsmaya çalışmak. Bir diğer sebepse, topyekün Anime tarihini sıkıştıra sıkıştıra bir top-10, top-20 türevi listelere sığdırmaya çalışırken, arada kaçırabileceğiniz yapıtların sayısını mümkün olduğunca az tutmak. “İzlenmesi Gereken Bilimkurgu Anime’leri” derken öncelikle bir uyarı olarak bu bağlamda ana akım ve popüler Anime’leri listeye sokmak ve övmek için özel bir çaba sarfetmeyeceğimi belirtmek isterim. Zira maalesef her konuda olduğu gibi, bundan 10-15 yıl önce sınırlı bir kitle tarafından sevilip sahiplenilen, ama yayıncılar tarafından kaale alınmayıp ticari bir meta olarak görülmeyen pek çok animenin potansiyeli daha yeni yeni fark ediliyor.

Öte yandan, şu an mal bulmuş mağribi gibi davranan yayıncıların bundan 5 sene önce Anime ya da Manga kültürü ile ilgili, o dönemin amatör çevirmenlerinin emeğinin %1’i kadar bile bir şey ortaya sunup sunamadıkları, ellerini taşın altına hakkınca koyup koymadıkları sorusunu sizlere yöneltmekten de kendimi alamıyorum. Hayranından piramidin en üstündeki yayıncısına kadar her boyutta yaşanan orta malı olma sürecinin ışığında, bu soru daha da bir anlam kazanıyor. Anime altkültürünün; Hollywood uyarlamaları, modern Anime remake’leri ya da batıda lisanslanan yapımların sayısındaki artışla doğru orantılı olarak bir pazar payı yarattığı aşikar. Ayrıca her dönem olduğu gibi bilimkurguya orijinal fikirler ya da akıcı işlenişler sunan Anime-Manga kültürü, bu türe gönül vermiş ve kendisine saygısı olan bir izleyicinin kayıtsız kalamayacağı hikayeleri de bünyesinde barındırıyor. Elbette sadece yakın dönemi hedefe almak konuyu büyük ölçüde ıskalamak, yanlış izlenimlerin yayılmasına aracılık etmek ve hatta ustalara saygısızlık anlamına geleceğinden, Anime’lerin henüz bir endüstri boyutuna gelmediği ve hedef kitlesinin henüz çok dar olduğu 70’li yıllardan bir seçki sunmanın yerinde olacağını düşünüyorum. Öte yandan listeyi uzattıkça uzatmamak için her 10 yıllık süreyi en fazla 10 yapımla belirtmeyecek, aynı evrende geçen yapımların bağlantılı ya da alternatif parçalarına ayriyeten yer vermeceğim. Neyse, lafı fazla uzatmadan seçkiye geçeyim:

1979: Mobile Suit Gundam

mobile-suit-gundam

Yoshiyuki Tomino‘nun “izleyici için, izleyiciye rağmen” diyebileceğimiz bir anlayışla hazırladığı bu ilk seri, aslen ilgi görmeyip yayından erken kaldırılmış olsa da, son bölümlere tesadüfen denk gelen izleyicilerin giderek artan hayran mektupları sebebiyle sinemaya uyarlanmış, bu da 20. yy’ın en önemli bilimkurgu külliyatlarından birisini yaratmıştır. Ulus devletlerin ortadan kalktığı, iyi – kötü çizgisinin belirsizleştiği ve dev makinaların yenilmez olmadıkları bir evren kurgulayan Tomino, insanın önündeki uzay çağı ve insanlığın zihinsel evriminin yaratacağı sonuçlar üzerine adeta tez yazmış, ortaya çıkardığı ürün onlarca sene sonra bile hala ilk günkü önemini ve değerini koruyan bir başarı örneği haline gelerek kendinden sonraki yapımlara olmazsa olmaz değerde birçok standart bırakmıştır.

Kadınları sıradan figüranlar değil, çok yönlü ve kendi ayakları üzerinde durabilen, güçlü figürler olarak resmeden ilk serilerden olan yapım, aynı zamanda insanlık varoldukça savaşın da kaçınılmaz şekilde varolacağına, bu denklemi kırmak için yeni nesillerin öncekilerin yaptığı hataları tekrarlamamasını ve değişmelerini öğütler. Öte yandan, seri savaşın her iki tarafını da yozlaşmış iki farklı demokrasi örneğinden seçerek, ideologlar ya da militer yaşam tarzının kitleleri nasıl bir nefret döngüsüne soktuğunu yorumsuz şekilde izleyiciye sunarken, aynı zamanda bir şeyleri değiştirmek için savaşan bireyleri de kutsamaktadır.

1979: Cyborg 009

Cyborg 009

Geçmişte Kamen Rider‘ı yaratmış olan Ishinomori Shotaro‘nun 36 ciltlik bu hikayesi, onu “tek başına en çok eser üreten çizer” dalında Guinness Rekorlar Kitabı’na sokmakla kalmadı, aynı zamanda Japonların kendilerine has kahramanlar yaratabileceğine dair inancını da tazeledi. 1960’lı yıllarda SSCB ve ABD arasındaki soğuk savaş sürecinden aksi yönde ilham alan Shotaro, bilimi belli bir ülkeye karşı caydırıcılık için değil, topyekün tüm insanlığı koruyacak bir misyon olarak görür ve eserinde bilimle yaratılan süperkahramanların maceralarını işler. Çok uluslu bir süper kahraman grubunu işleyen Cyborg 009‘da, o zamana dek yan yana gelmesi dahi düşünülemeyecek ülkeleri temsil eden cyborg’lar uyum ve görev bilinci ile insanlığı korumak için savaşırlar.

Shotaro, hem karmaşık bilimsel açıklamalar yaparak eseri kasvetli ve anlaşılması zor bir hale büründürmemek, hem de akıcılığının önünü kesmemek adına karakterlerin süper güç konseptinden asla vazgeçmedi; ancak izleyicinin kendince açıklamalar yapıp konuyu bir noktaya bağlayabileceği ucu açık işleyişlerden de geri durmadı. Örneğin ağzından ateş saçar gibi görünen bir kahramanın alevi, ağzından değil belli bir mesafeden çıkar, dolayısıyla izleyici yanıcı gazın vücuttaki üreteçten üretilip dışarıdaki hava ile temas ederek yanmaya başladığını düşünecektir. Cyborg 009 aynı zamanda Anime’nin ilk büyük ticari başarılarından birisidir. Seri ortadoğudan Latin Amerika’ya, Avrupa’dan Pasifik ülkelerine dek birçok coğrafyada büyük kitlelerce ilgi ile karşılanmıştır.

1978: Space Pirate Captain Harlock

captainharlock1280

Leiji Matsumoto‘nun yarattığı bu efsane, esrarengiz bir uzay korsanının sadece Dünya’ya değil, akıl sahibi tüm canlıların yaşadığı bir satıh olarak evrene barışı getirme çabasını anlatır. Harlock‘un bir kahraman olarak değil de bir anti kahraman portresi olarak yanısıtılması, ana fikir olarak özgürlüğü yüceltilmesi temasının bir uzantısı olarak göze çarpar. Bu yapımda Harlock, sadece kötü uzaylılarla değil, yozlaşmış ve baskıcı bir rejimin çarkı olmayı seçmiş insanlarla da mücadele eder. Bir sözün –ne kadar önemsiz görünürse görünsün- yerine getirilmesi gerektiğinden, bir amacı gerçekleştirmek için savaşan bir insanın önce kendi egosu ve duygularını bozguna uğratması gerektiğine dek, sayısız sade ama derin mesaja da ev sahipliği yaptığını söylemeliyim.

1978: Future Boy Conan

conan-ragazzo-futuro-05

Sonraki yıllarda Gundam’ı yaratacak Yoshiyuki Tomino ile ileride Ghibli stüdyosunu kuracak Isao Takahata ve Hayao Miyazaki‘nin bu ilginç işbirliği, post apokaliptik Anime’lerin ilk ve en başarılı örneklerindendir. Seri, son teknoloji ürünü silahlarıyla Dünya’yı yerlebir eden süper güçlerin yarattığı yıkımı, bu yıkımdan uzaya kaçarak uzaklaşmayı deneyen bir grup insanı ve onların uzak bir okyanus adasına zorunlu iniş yapmasını, uzun yıllar sonra bu gruptan hayatta kalan sadece iki kişi kalmasını, Conan adlı çocuğun adaya dışarıdan gelen Lana adlı bir kızın akabinde, eski savaşın karanlık mirası minvalinde yaşadığı tuhaf ve esrarengiz maceraları anlatır.

Kahramanımız tıkılı kaldığı adayı türlü badireler sonrası terk edip dış dünyayı kendi gözleriyle keşfettikçe insanlığı ve bir yetişkin olmanın sonuçlarını tecrübe eder. Bilim adamları, halen bir şekilde hayatta kalmış teknolojiyi canlı tutmaya çabalasalar da amacından sapmış bilimin insanların hayatlarında yaratacağı değişiklikleri maalesef göremezler ve bir güç sarhoşluğu ile eski savaşın mirasının su yüzüne çıkmasına sebep olurlar. Conan, bu miras ve korumak istedikleri arasındaki kontrastı anlar ve elinden geldiğince birşeyleri değiştirmeye çalışır. Seri, bilimi lanetlemez ama bilimin her şeyden önce yaşatmak için kullanılması gerektiğine ilişkin bir söyleme sahiptir.

1974: Uchuu Senkan Yamato

uchuu senkan yamato2

ıı. Dünya Savaşı travmasına çocukluğu ve okul yılları boyunca maruz kalan Leiji Matsumoto‘nun değişim sürecinde sığındığı kurtarıcısı olan, İmparatorluk donanması devi Yamato bu yapımın ilham kaynağıdır. İnsanların, onurlu bir toplum olarak bilinmelerine karşın yakın tarihleri hakkında ne kadar sindirilmiş olduklarını gören Matsumoto, asla kazanılamayacak son görevlerine gözü kapalı giden ve diğer birliklere bir nebze daha zaman kazanmak için kendini bir sürü filoya karşı tek başına savaşa sokan mürettebatın yerine, bu kez her jenerasyondan Japon gönüllülerden oluşan ve Dünya’yı kurtarmak için belirsiz bir sefere çıkan ekibi yüceltir. Yamato’nun kendisi bile, nükleer bombalar yüklenmiş asteroid’lerin bombardımanıyla cehenneme dönmüş ve okyanusları bile buharlaşmış Dünya’nın elindeki son umuttur.

Bu durum açılış şarkısında Yamato dışında hiçbir şeyin kadraja girmemesi ile kendine yer bulur, zira Yamato bile bir bağlamda karakterlerden birisidir. Yamato aynı zamanda düşmanları iyi ve kötü diye bir tarafa ayırmaz. Binlerce yıl önce uzay teknolojisine ulaşan, ama geçirdikleri bir felaket sonrası dış uzayda mahsur kalanlar mı dersiniz, yoksa bir uzay diktatörünün dramatik hkayesini mi, seri bu anlamda çok başarılı. Örneğin Kaptan Okita‘nın sırf içinde mikro biyolojik yaşam bulunabilecek bir gezegene ateş açmak istememesi (ki bunun tek sebebi, velev ki binlerce yıl sonra evrimin o gezegenlerde başlayabilkeceği inancıdır), Amiral Hijikata‘nın kulandığı taktiklerle kendinden çok daha kalabalık bir armadayı ucu ucuna da olsa yenişi gibi direkt anlatım odağındaki olaylar bile ne dediğime kanıt teşkil eder diye düşünüyorum.

Hazırlayan: Hamit Gökalp

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...