bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri The Cloverfield Paradox

Tarih: 17 Şubat 2018 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Uzay ve Zaman Kaosu: The Cloverfield Paradox

J.J. Abrams’ın yapımcılığında ve Matt Reeves yönetiminde görücüye çıkan Cloverfileld (2008), beklenmedik bir başarı göstermişti. Artık miadını doldurmaya başlayan Buluntu Film (Found Footage) türü ile risk almış olan yapım, bu tekniği dengeli kullanarak ve klasik canavar filmlerine getirmiş olduğu yenilikçi bakış açısı ile dikkatleri çekmeyi başarmıştı; yaratıcı ekip, gizem unsurunu yapımın geneline yayarak, merak seviyesini sürekli yukarıda tutabilmişti. Bir gece ansızın New York’a musallat olan devasa canavarı konu edinen hikâyede, ev partisine katılmış bir grup gencin hayatta kalma öyküsünü izliyorduk. Olayları bu küçük grubun çekmiş olduğu kamera görüntülerinden izlediğimizden, yaratığın nereden geldiği ve niçin şehre saldırdığı hakkında kısıtlı bir bilgiye sahip oluyorduk. Ortalıkta gezinen yoğun gizem duygusu sayesinde keyifli bir seyirlikti Cloverfileld.

2016’da gösterime giren 10 Cloverfield Lane, kapalı alanda geçen psikolojik bir gerilimdi. Bu kez Buluntu Film yerine, daha ayakları yere basan, alışık olduğumuz sinematografiye geçilmişti. Bir trafik kazası sonucunda kendisini bir evin sığınağında bağlı halde bulan Michelle (Mary Elizabeth Winstead), kazada kendisini kurtarmış olan Howard (John Goodman) tarafından eve getirilmiştir. Howard, dünyanın dış bir tehdit altına girmiş olduğunu ve dışarı çıkması halinde yaşama şansının son derece düşük alacağını söyler. Paranoid ve klostrofobik bir atmosfere sahip olan yapım, finale doğru merak duygusunun giderek artmasıyla da öncülünden çok daha başarılıydı.

The Cloverfield Paradox

İlk yapım, Canavar saldırısını; ikinci yapım da uzaylı istilasını konu ediniyordu; fakat iki film arasındaki bağ tam olarak net değildi. Serinin üçüncü halkasının ilk resmi tanıtımının yapılıp, akabinde Netflix üzerinden gösterime girmesi aslında şaşırtıcı bir durum değil. 10 Cloverfield Lane da ilk tanıtım fragmanından kısa süre sonra gösterime girmişti. Şaşırtıcı olan, yeni yapımın sinemalarda beklerken dijital platformda karşımıza çıkmış olması. Bu durum, esere karşı olan güven eksikliğinden de kaynaklanabilir; sektörün filmleri gösterime sokma tercihlerinde yeni yollara gireceklerinin bir işareti de olabilir. Yeni yapım, önceki iki filmde olan olayların sebeplerini güzelce açıklayıp yeni bir evren yaratmaya soyunsa da, ciddiyetsiz bir senaryoya ve olayların oldubittiye getirilmesi büyük bir potansiyeli baltalıyor.

Yakın gelecekte enerji kaynakları tükenme noktasına gelmiştir; devletler arasında çıkabilecek olası enerji savaşları da kapıdadır. İnsanlığın tek umut kaynağı, kısa sürede yapımı tamamlanan Cloverfield ismindeki uluslararası uzay istasyonudur. İstasyonda bulunan ve Shepard adı konulan parçacık hızlandırıcı reaktör insanlığın son umududur; ortaya çıkacak enerji sonucunda Dünya, sınırsız bir enerji kaynağına kavuşacaktır. Farklı devletlerden birçok bilim insanın bulunduğu istasyonda yapılacak olan deney, riskleri de beraberinde taşımaktadır; açığa çıkacak olan büyük enerji uzay-zamanda yırtıklara neden olabilecek, bu da geçmiş, günümüz ve hatta gelecekteki alternatif gerçekliğe bile etki edebilecektir. İki seneyi bulan başarısız testlerden sonra bir kez daha yapılan denemede sıra dışı bir durum yaşanır; mürettebat, kendilerini farklı bir gerçeklikte bulur ve ait olmadıkları bu alternatif evreninin, varlıklarına tehdit oluşturduğunu anlarlar.

The Cloverfield Paradox

İlk başlarda Cloverfield: God Particle olarak anılan yapım, kısa süre önce isim değişikliğine gitti. Julius Onah tarafından yönetilen film, deneyin başarısızlıkla sonuçlandığı ana kadar ayakları yere basan bir tempoda ilerliyor. Kritik testin yapılmasından hemen önce mürettebatın, bir haber programına konuk olan araştırmacı Mark Stambler’ın (Donal Lague) Shepard deneyinin olası tehlikeleri üzerine vermiş olduğu açıklamalarını izlemesi, izleyiciyi yaşanacak olan gerilime hazırlıyordu. Dolayısıyla iyi başlayan yapım, alternatif gerçekliğe geçilmesiyle birlikte tökezlemeye başlıyor. Stambler, birden fazla alternatif boyut iç içe geçerse, gerçekliğin belirsizleşeceğini ve bunun da tüm evrende kaosa neden olabileceğini belirtiyordu; ama ekibin paralel boyuta geçtikten sonra, sıra dışı birtakım olaylara kayıtsız kalmaları ve mantıksız olaylara üstün körü açıklama getirmeye çalışmaları eserin ciddiyetine büyük zarar veriyor.

Benzer temalı ve çok daha başarılı bir iş olan Event Horizon (1997), uzay-zaman paradoksunu tutarlı bir şekilde ele almıştı. Araştırma gemisi Event Horizon’nın, çoklu evrende iki farklı gerçeklik yaşaması gemi içinde kaosa neden olmuştu. Gemi yedi sene sonra tekrar kendi gerçekliğine döndüğünde adeta bir hayalet evden farksızdı. Sonrasında kayıp gemiye giren bir kurtarma ekibi, kendilerini gerçekle hayalin iç içe geçtiği ve bazı şeyleri algılamakta zorlandıkları bir ortamda bulurlar. Event Horizon ne kadar ciddiyse; The Cloverfield Paradox ise tam tersi. Yapım, adeta paralel bir evrende Event Horizon’un bir zıttı.

The Cloverfield Paradox

Addams Family paradoksu.

Zıtlık konusu yapımın ana temalarından birisi: Test sonucu paralel evrene geçen ekip, o alternatif gerçeklikteki dünyada da Cloverfield gemisinin yapıldığını ama başarısız bir deney sonucu parçalandığını öğrenir; diğer taraftaki kendileri test sırasında ölmüşlerdir. Kendi evrenlerinde pozitif verilmiş kararlar, öte tarafta negatif olarak verilmiştir; Dünya da çoktan enerji savaşına girmiştir. Ava Hamilton (Gugu Mbatha-Raw), alternatif dünyada Cloverfileld gemisinde gönüllü olarak bulunmadığını, yerine Jensen’nin (Elizabeth Debicki) geldiğini öğrenir. Filmin ilk sahnesinde Hamilton, eşi Michael’a (Roger Davies) dünyayı kurtarma amacı taşıyan uzay görevine katılmasındaki karasızlığından bahsediyordu. Bu karar, Mr. Nobody (2009) örneğinde olduğu gibi, alternatif anlamda pek çok olasılığa neden mi olmuştur? Ama yapım ekibinin bu soru ve hatta paralel evren olgusunun bilimsel derinliği ile ilgili meselesi yok.

Yapım; Event Horizon, Life (2017) ve The Thing’in (1982) elementlerini alıp, önceki iki filmde yaşanan olayları açıklama amacına soyunuyor ama bunu ciddiyetsiz bir şekilde yapıyor. Söz gelimi geminin teknisyeni olan Mundy (Chris O’Dowd), istasyonun hasar almış bir bölgesini tamir ederken, gemi canlı bir varlıkmışçasına kolunu kapar; fakat Mundy, kolu kopmasına rağmen durumu gayet olağan karşılar. Sonrasında Mundy’nin kolunu yerde sürünürken (Addams Family’deki kopuk el gibi) ve akıllı davranışlar yaparken bulan ekip, Schmidt’in (Daniel Brühl) üstün körü yapacağı bilimsel açıklamasıyla durumu hemen kabulleniyor; “bu gerçeklikte olanlar, aklımızın alacağı şeyler değil”, deyip konu geçiştiriliyor.

The Cloverfield Paradox

Beklenmedik bir anda dijital platformda gösterime giren yapım, başarılı oyunculuklarına rağmen bir olmamışlık hissi yaratıyor. Aceleye getirildiği her halinden belli olan film, yalnızca Cloverfield evrenindeki olayları açıklamak için çekildiği itibarını uyandırıyor; yoksa başarılı set ve gemi tasarımı dikkat çekici; önceki olayların parçacık hızlandırıcı testi yüzünden gerçekleşmiş olduğu ilginç bir fikir. Boyutlar arası yolculukları ve kaos kuramına merakınız varsa The Cloverfiled Paradox, doğru bir seçim olmayacaktır. Event Horizon, bir başyapıt olmasa da, benzer temalı konuyu çok daha eli yüzü düzgün işlemişti. Bu yılın sonlarına doğru ismi Overlord olan yeni bir Cloverfield filminin gösterime girmesi planlanıyor. Anlaşılıyor ki J.J. Abrams , Cloverfield evrenini genişletmekte kararlı. Anlaşılan Shepard testi, bu korkunç savaşı da etkileyecek.

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.