bilimkurgu kulubu

Film Listeleri

Tarih: 31 Aralık 2017 | Yazar: Kadri Kerem Karanfil

0

Türk Sinemasında Robotlar

Robot sözcüğü ilk kez Çek yazar Karel Capek’in 1920 tarihli Rossum’s Universal Robots adlı tiyatro oyununda karşımıza çıkıyor. Capek’in robotları insana hizmet etmek için üretiliyor. Zaten robot kelimesi de Çek dilinde işçi anlamına gelmekte. Robotlar, bir sistem eleştirisi olan bu tiyatro oyunundan sonra da görülmeye devam ediliyor. 1927’de Fritz Lang’in yönetmenliğini üstelendiği Metropolis’te, ilk kez insan biçimli bir robot beyaz perdede boy gösteriyor. Yapım bir başyapıt olarak sinema tarihine geçiyor.

1942’de türün babaları arasında yer alan Isaac Asimov, Runaround adlı öyküsünde Üç Robot Yasası’na yer veriyor. Böylece robotlar dizginlenmiş, bir yerde insana ve kendi varlıklarına başkaldırmaları önlenmiş oluyor. Ancak Asimov, kendi yarattığı bu üç yasayı sınamaktan da çekinmiyor. Birçok öyküsünde bu kuralların sınırlarını zorluyor ve robotlarını, tabiri caizse iki arada bir derede bırakıp neler olacağını gözlemliyor.

metropolis

Asimov, robotları hiçbir zaman bize karşı bir tehdit olarak görmedi. Onları, yarattığımız yardımcılar olarak düşündü ve iplerinin elimizde olduğuna inandı. Ancak konu sinema olup, işin içine seyirci kaygısı, para kazanma gibi kavramlar girince robotlar korkunç makinelere dönüşüverdi.

1973 tarihli Westworld’de (Batı Dünyası) eğlence amaçlı üretilen robotlar kontrolden çıkıp dehşet saçtı. 1984 yapımı Terminator’da vücut geliştirme sporunun süper starı Arnold Schwarzenegger duyguları olmayan bir yokediciye dönüşüp, metali ete üstün kılmak için yağının son damlasına kadar çabaladı. Class of 1999’da (Sınıf 1999 / 1990) robot öğretmenler disiplini sağlamak adına öğrencilerin canına okudu. Kısacası zeki metal insanlar sinemada çoğu zaman bir korku figürü olarak sunuldu ve sunulmaya da devam etmekte.

terminator 4

Çoğu zaman diyoruz çünkü bunun aksi olduğu yapımlar da mevcut. Örneğin Short Circuit (Kısa Devre / 1986) isimli filmde savaşması için üretilen bir robot, kaza sonucu dünyanın en merhametli varlığına dönüşüyor ve film boyunca bizi kendine hayran bırakırken bazı insani özelliklerimizi de gözden geçirmemizi sağlıyor. 2015 tarihli Chappie de adeta Short Circuit’e bir selam çakıyor ve aşağı yukarı onunla aynı yolu izliyor.

Ya Türk Sineması’nda durum ne? Zayıf olsa da bizim de bilimkurgu örneklerimiz mevcut elbette. Peki bu filmlerde boy gösteren robotlar var mı? Aklınıza yakın dönemden bazı örnekler gelmiş olmalı. İsterseniz gelin biz daha eskilere gidip sinemamızdaki robotlara şöyle bir göz atalım. Baştan söylemekte yarar var; bizim robotlarımız ustaca kurgulanmış senaryoların içinde yer almıyor. Birçoğu yüzümüzde bir tebessüm oluşturmaktan öteye gidemiyor maalesef.

Uçan Daireler İstanbul’da

(1955, Yönetmen: Orhan Erçin / Senaryo: Orhan Erçin)

Gazeteci Şapsal (Zafer Önen) ve Fotoğrafçı Kaşar (Orhan Erçin) çalıştıkları gazeteden kovulmanın eşiğindedir. Onlara son bir şans tanıyan patron, İstanbul’un tepesinde dolanan UFO’larla ilgili bir haber getirmeden gözüne gözükmemelerini salık verir. Vakit kaybetmeden haberin peşine düşen ikili, şans eseri rasathanenin bahçesine inen bir UFO’ya tanık olur. Bu uzay gemisi Merih’ten gelmiştir ve içindeki uzaylı kadınların amacı da dünya erkeklerini kendi gezegenlerine götürmektir. Yanlarında bir de robot vardır. Gözlerinde ve başının üzerinde yanıp sönen ışıklar olan bu robot, zamanına göre fena görünmüyor doğrusu. Hatta Jetgiller’deki hizmetçi robot Rosie’yi andırdığını bile söyleyebiliriz.

Yılmayan Şeytan

(1972, Yönetmen: Yılmaz Atadeniz / Senaryo: Yılmaz Atadeniz)

Fantastik sinemamızın emektarlarından Yılmaz Atadeniz’in yazıp yönettiği Yılmayan Şeytan, konu olarak bir Marvel filmini aratmıyor doğrusu. Yarı deli bir bilim adamı olan Doktor Şeytan (Erol Taş) bir robot ordusu kurup dünyayı ele geçirmeyi planlıyor. Bu hain planını hayata geçirmek için de, yakın zamanda büyük bir buluşa imza atmış olan Profesör Doğan’ı (Yalın Tolga) kaçırıyor. Kahramanlarımız Bakırbaş (Kunt Tulgar) ve Holmes Bitik (Erol Günaydın) varken dünyayı ele geçirmek öyle kolay değil elbet.

Atlamalar, zıplamalar, patlamalar, tren vagonları üzerinde kovalamacalar… Yılmayan Şeytan başından sonuna dek aksiyon ve erotizmle dolu. Acımasızlığı ve ifadesiz yüzüyle T-800’ü aratmayan tin tin yürüyüşlü robotumuzu da unutmayalım elbet. Ara sıra içindeki insanın çıplak kolu görünse de yabana atılacak cinsten değil hani. Düşmanlarının işini bir iki hamlede bitirmede üstüne yok. Abartıyorsunuz mu diyorsunuz? Eh birazcık abartsak ne olur canım.

Turist Ömer Uzay Yolunda

(1973, Yönetmen: Hulki Saner / Senaryo: Ferdi Merter)

Zorla nikâh masasına oturtulan Turist Ömer (Sadri Alışık) dualar edip kurtulmayı umar. İmdadınaysa uzaylılar yetişir. Elbette onu kendi gezegenlerine ışınlayan uzaylıların Turist Ömer’i kurtarmak gibi bir maksatları yoktur. Tek istedikleri, işledikleri cinayeti üzerine yıkacak bir kurban bulmaktır. Turist Ömer kaçmaya çalışır ama bir robot tarafından yakalanır. İşte bu robot, büyük sinema emekçilerimizden biri olan Solmaz Yıkılmaz’dır. Yıkılmaz’ın uzun boyu, kaslı vücudu ve ifadesiz yüzüyle bu rolün hakkını verdiğini söyleyebiliriz.

Dünyayı Kurtaran Adam

(1982, Yönetmen: Çetin İnanç / Senaryo: Cüneyt Arkın)

Bu filmi nasıl tarif edeceğimizi bilemiyoruz doğrusu. Motosiklet kasklarından yapılan uzay başlıklarını mı anlatsak, peluş canavarlardan mı bahsetsek, beyin yakan diyaloglara mı değinsek, Indiana Jones’un film müziği eşliğinde yapılan dövüş sahnelerini mi ele alsak… Gelin biz yine konumuzdan sapmayalım ve size filmdeki robotlardan bahsedelim. Bunlardan bir tanesi, iki metreyi aşan boyu ve tepesindeki sireniyle tarihin gördüğü en acımasız robot. Çoluk çocuk demeden öldüren bu hain robot, neyse ki sonunda dünyayı kurtaran adama denk geliyor da işi bitiyor. Bu arada robotun içinde Solmaz Yıkılmaz’ın olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Dünya çapında ün yapmış bu kült mertebesindeki filmde yer alan diğer robotlar ise, Sihirbaz (Hikmet Taşdemir) isimli kötü karakterin askerleri. En azından biz robot olduklarını düşünüyoruz diyelim ve vakit kaybetmeden, içinde robot olan diğer bir Türk filmine geçelim.

Japon İşi

(1987, Yönetmen: Kartal Tibet / Senaryo: Erdoğan Tünaş)

Japon İşi güldürü sinemamızın büyük ustaları arasında yer alan Kemal Sunal ve yine sinemamızın dev isimlerinden Fatma Girik’in başrollerini paylaştığı bir komedi/bilimkurgu filmi. Konusu kısaca şöyle özetlenebilir: Veysel (Kemal Sunal) bir gazinoda garson olarak çalışmaktadır. Ancak gazinonun süper yıldızı Başak Billurses’e (Fatma Girik) âşık olduğundan aklı bir karış havadadır. Mahalledeki arkadaşları da onun bu halini alaya almaktadırlar. Veysel yine de bir gün aşkına karşılık bulacağını düşünmektedir.

Günün birinde yardım ettiği Japon turist, onun Başak’a nasıl âşık olduğunu fark eder. Ülkesine dönünce Başak’ın birebir kopyası olan bir robot yapar ve onu Veysel’e gönderir. Ortalıkta dolanan iki Başak olunca herkesin kafası karışır. Başak’ı karısı yapmak isteyen Kabadayılar kralı Dilaver’in de (Sümer Tilmaç) hapisten çıkmasıyla işler iyice içinden çıkılmaz bir hal alır. Japon İşi, “Bir robot âşık olabilir mi?” ya da “Bir robot kendi varlığını sorgular mı?” gibi sorulara yanıt arıyor diyebiliriz.

G.O.R.A.

(2004, Yönetmen: Ömer Faruk Sorak / Senaryo: Cem Yılmaz)

Sinema tarihimizin en pahalı yapımları arasında yer alan G.O.R.A. senaryosu Cem Yılmaz tarafından yazılan bir komedi/bilimkurgu filmi. Uzaylılar tarafından kaçırılan halıcı Arif’in maceralarını içeren filmde Ozan Güven de Prenses Ceku’nun (Özge Özberk) sırdaşı olan 216 isimli eşcinsel bir robotu canlandırıyor. 5 Ocak 2018’de Arif v 216 adlı iddialı bir yapımın gösterime gireceğini ve bu filmin, 216’nın insan olma çabasını konu edindiğini de belirtip yazımıza son verelim.  

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bilimkurgu Kulübü emektarı. Yalnız bilimkurguyla değil, korku ve çocuk edebiyatıyla da ilgili. Stephen King'in sadık okuyucusu. Ray Bradbury'nin büyük hayranı. 80'lere ait korku filmlerinin tutkunu.