bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri wall_e

Tarih: 9 Nisan 2016 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Tüketim Toplumu Eleştirisi: Wall-E

Geçmişten günümüze kadar olan süreçte animasyon yapımlarının salt küçük izleyici kitlesine yönelik olarak yapılmadıklarını ve tüm izleyicilere hitap eden bir değişim geçirdiğini görüyoruz. Yetişkin kitlenin de ilgisini çekmesindeki en büyük etkenlerden biri de, hiç kuşkusuz uzak doğu animasyon sinemasıdır. Uzak doğu animelerinin dikkat çeken özelliğini, sinemasal derinlikleri oluşturuyor. Katsuhiro Ohtomo’nun 1988’de gerçekleştirdiği Akira’nın günümüz animasyonlarına katkısı büyük. Geleceğin Tokyo’sunda, 3. Dünya Savaşı’ndan sonra yükselen yeni neslin hikâyesini konu alan bir siperpunk klasiğidir. Bütün olarak ele alındığında, gerek hikâye gerekse anlatım yönünden hedef kitlesinin yetişkinler olduğunu görüyoruz. Gene bir uzak doğu yapımı olan Mamoru Oshii’nin Ghost In The Shell’i de (1995) yetişkin kitlenin animasyona olan ilgisini daha da arttırmış ve bu iki yapım günümüz animasyon sinemasını ciddi oranda etkilemeyi başarmıştır.

Okyanusun öte tarafındaki animasyon alanında gerçekleşen bu değişim ve ilgiyi hemen fark eden Amerikan film endüstrisi, aynı metodu kendi animasyon sektörüne de yerleştirdi. Son 15 yılda çıkan hemen her animasyon filminin hem küçüklere hem de yetişkinlere yönelik bir yapı içinde olduğunu görüyoruz. Dramatik yapının ciddiyetle kurulmasına bağlı olarak,  hikâyelere akıllıca yerleştirilen alt metin ve göndermelerin, yetişkin izleyicileri tavlayan en önemli unsurlar olduğu söylenebilir. Günümüz animasyonlarında öne çıkan bu elementler iki farklı yaş gurubunda algılamaya yönelik farklılıklar yaratmaktadır. Wall-E’yi ele alırsak, küçük izleyicilerimiz için başrolde bir robotun olduğu, eğlenceli ve komik olayların yaşandığı bir seyirlik iken; biz yetişkin izleyiciler içinse, ciddi bir tüketim toplumu ve kapitalist sistem eleştirisi sunmaktadır.

walle

Wall-E, Dünya’da biriken çöpleri toplamak için yaratılmış sevimli bir işçi robottur. Film, I Am Legend’a (Ben Efsaneyim) benzer bir başlangıç sahnesine ve ikinci yarısıyla da 2001: ASpace Odyssey’e (2001: Bir Uzay Macerası) andıran bir hikâye örgüsüne sahip. Bu benzerlikler yetişkin kitle için yapılmış. İnsanlık, biriken çöplerden dolayı yaşanmaz hale gelen Dünya’yı dev uzay gemileri ile terk etmiştir. Geride kalan tek varlık diyebileceğimiz, robot Wall-E’dir. İnsanlığın Dünya’yı terk etmesinin üzerinden uzun yıllar geçmiş, Wall-E bir şekilde hayatta kalmanın yolunu bulmuştur. Hatta yıllar içinde bir kişilik oluşturup, kendine ait bir düzen bile kurmuştur.

Zamanını çöpleri toplayarak ve bunları uygun yerlere yerleştirerek geçiren robotumuzun en büyük hobisi çöpleri toplarken bulduğu ilginç antikalardır. Bulduğu bu antikaları yaşadığı konteynerdeki özel bölümünde biriktirir. Wall-E’nin tek dostu bir hamam böceğidir. Robotumuzun yaşamı, beklemediği bir anda gökyüzünden gelen devasa uzay gemisinin inişi ve bu geminin içinden çıkan dişi bir robotun gelişiyle alt üst olur.

wall-e-2

Wall-E, hayli etkileyici bir açılışa sahip. Neşeli bir müzik eşliğinde dokunaklı uzay manzaralarıyla başlayan filmimiz, kameranın uydu çöplüğüne dönmüş Dünya’ya yaklaşıp robotumuzun yaşadığı bölgeye girmesiyle, bu neşeli açılışı ironikleştirir. Devasa çöp kulelerinin adeta şehri yutan manzarası, post-apokaliptik bir Dünya manzarası sunar. Fakat buradaki manzara, savaş ya da kıyamet sonrası olmayıp, artık çöpleri toplayacak ve geri dönüştürecek yeri kalmamış olan Dünya portresidir. Tüm bu karamsar ve terk edilmiş Dünya’daki tek neşe kaynağı halen çöp toplama işine devam eden Wall-E’dir.

Robotumuzun uzaydan gelen gizemli robota aşık olup, onun peşinden gizlice uzay gemisine saklanması ve nihayetinde insanların yaşadığı devasa uzay gemisine ulaşmasıyla film, acımasız kapitalist eleştirilerini bize bir bir sıralar. İnsanlığın birkaç nesil önce Dünya’yı terk ederek kendilerine yaşam alanı kurdukları bu devasa uzay gemisinde otorite, zaman içerisinde kendi totaliter rejimini oluşturmuştur. Herhangi bir muhalif oluşumun gözükmediği bu sistemde insanlık, rejim  kontrolünde pasifize edilmiş bir tarzda yaşatılır.

walle-3

İnsanlar, yaşamlarını dev reklam panoları ile çevrili ortamlarda sürdürürken, ulaşımlarını ise ultra-modern koltuklar vasıtası ile gerçekleştirirler. Doğdukları andan itibaren bu uçan koltuklara yerleştirilmiş olan insanlığın yürüme yetisi de körelmiştir. Tüm iletişim ve sosyalliklerini bu koltukların önünde bulunan elektronik ekran yoluyla sağlarlar. Tüketime yönelik her an hazır olda tutulan insanlık, kapitalizmin boyunduruğu altındadır. Daha sonra, bu totaliter sistemin sürekliliğinden sorumlu gücün, 2001: A Space Odyssey‘nin HAL 9000’ine benzeyen AUTO adlı yardımcı kaptan konumundaki bir yapay zeka olduğunu öğreniriz. Wall-E’nin buraya gelmesiyle sistemdeki yanlışlıkları görmesi ve aşkı uğruna bu düzene karşı koyması, onu bir anda devrimci konumuna sokar.

Tüm bu tespitlerin atında karamsar ve ağır ilerleyen bir animasyon olduğu anlaşılmasın. Yönetmen Andrew Stanton, eleştirileri ve tespitlerini eğlenceli anlatımının bir parçası haline getirerek her iki yaş gurubunu da tavlamayı başarıyor. Özellikle ayrıntılı kurulmuş sanat yönetimi dikkat çekici. Robotumuz Wall-E tasarım açısından çok basit ve  kafa kısmı bir dürbünün şeklini andırıyor. Ağzı olmadığı için tüm duyguları gözleri üzerinden verilmiş. Wall-E, derinlerine indikçe son derece ayrıntılı bir hikaye sunuyor. Her bir ayrıntısına takıldığımızda kendimizi göstergebilimsel çıkarımlar yaparken bulabiliyoruz. Kısacası Wall-E, başından sonuna kadar zevkle izlenebilecek her yaş gurubuna yönelik unutulmaz bir serüven.

Etiketler: , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.