bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri The-5th-Wave

Tarih: 3 Mart 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

5. Dalga Yaklaşırken: The 5th Wave

Sonda söylenmesi gerekeni başta söyleyelim: The 5th Wave (5. Dalga), en başından itibaren tonu ve modu oturmakta zorluklar yaşayan bir yapım. Otomatik silah kavramış genç bir kız olan Cassie Sullivan (Chloë Grace Moretz), ufak bir alışveriş merkezinde hayatı için yalvaran yaralı bir askerle karşı karşıyadır. Moretz’in dehşete kapılmış yüzünü yakın çekimden uzun uzun izliyoruz. Daha sonra arka plandan Cassie’nin, bütün bu olan bitanden önce normal bir genç kız olduğunu söyleyen sesi geliyor. Oysa normal olmak Rick Yancey‘nin YA serisindeki Cassie karakteri için söylenebilecek en son şey. Film uyarlamasındaki Cassie karakterinin, oyuncu Moretz’e kitaptaki gerçek Cassie’yi canlandırma fırsatı vermediğini görüyoruz. Ekrandaki Cassie; toplu idamlar, kavuşma anları, vedalar gibi en vurucu sahnelerde bile canlı bir performans sergileyemiyor ve film de onunla birlikte sönük kalıyor.

Cassie, anne babası (Ron Livingston ve Maggie Siff) ve küçük kardeşi Sam (Zackary Arthur) ile yaşamaktadır. Gökyüzünde gizemli bir nesne belirdiğinde normal hayatı artık bitmiştir. Diğerleri olarak adlandırılan uzaylıların ilk saldırı dalgası, elektriği dünya çapında yok eden bir elektromanyetik hamledir, ki uçakların bile gökyüzünden düşmesine sebep olur. İkinci dalga, kıyı şeritlerini yerle bir eden tsunamiler serisidir. Üçüncü dalga, milyonlarca insanı daha yok eden bir bulaşıcı hastalık salgınıdır. Dördüncü dalgada diğer dalgalarda hayatta kalanları izleyip öldüren keskin nişancılar vardır. Beşinci dalgaysa çok yakındır, ancak henüz içeriği bilinmemektedir.

the fifth wave

Cassie’nin annesi salgında ölür. Ailenin geri kalanı ormanın içinde derme çatma bir mülteci kampına sığınır, burada herkes tepeden tırnağa silahlıdır. Bir gün, ordu tankları ortaya çıkar ve Albay Vosch (Liev Schreiber) çocukları alıp okul otobüsleriyle bilinmeyen bir yere götürür. Panik içindeki anne babalara, yakında çocuklarının yanına götürüleceklerine dair söz verir. Başta sorumluluğu ele alan bir kurtarıcı gibi görünse de, aslında Vosch’un gizli bir planı vardır ve Cassie’nin küçük kardeşinin sevgili oyuncak ayısıyla ormana kaçmasını sağlar. Bu arada ordu elektrik kesintisinden etkilenmemektedir ve bunun sebebi hiçbir zaman açıklanmaz.

Anlatım, Cassie’nin yolculuğu ve travmatik bir genç olan lise aşkı Ben Parish’in (Nick Robinson) yolculuğu arasındaki geçişlerle ilerler. Kardeşini bulmaya kararlı olan Cassie ormanda kamp kurar. Bu sırada bir keskin nişancı tarafından bacağından vurulup Evan Walker (Alex Roe) adlı bir çiftçi genç tarafından kurtarılır. Evan parlak mavi gözleri ve karın kaslarıyla dikkat çeken ilgili bir gençtir; ancak bir yandan da gizemlidir. Cassie, Wilford Brimley gibi bir karakter tarafından kurtarılsaydı ne olurdu? Kitaptaki hikayede Evan Walker kısmı özellikle tuhaf ve merak uyandırıcıdır; Cassie’nin, Evan’ı ırmakta yıkanırken dikizlediği sahne Mavi Göl filmi tadındadır.

the_5th_wave

Ben Parish diğer çocuklarla birlikte Hava Kuvvetleri Üssüne götürülür ve askeri eğitim programına alınır. Küfürlü konuşan çocuk askerler, kışlada poker oynarlar, silah eğitiminden geçerler ve hepsi Albay Vosch’un haşin tıbbi asistanının (Maria Bello) gözetimi altındadır. Çocuk asker bölümlerinde bazı absürtlükler göze çarpıyor; örneğin takım lideri Ben, ateş altındayken emrindekilerden birine “Eğil!” diye bağırır. Halbuki çocuğun boyu zaten 1 metredir, tüfeği kendisinden daha uzundur. Takımının yeni üyelerinden Ringer lakaplı ruhsuz bir genç kız (Maika Monroe) Ben’e meydan okur, ancak sahip olduğu yetenekler onu takımın vazgeçilmez bir üyesi yapar, zira hareketli hedefleri vurabilmektedir.

Kıyamet sonrasını andıran çorak topraklardaki sahneler, yönetmen J. Blakeson ve prodüksiyon tasarımcısı Jon Billington‘ın öne çıkan başarıları: Kaza yapmış arabalar, etrafa saçılmış cesetler, karanlık manzarayı aydınlatan turuncu alevler… Bu kasvetli hikaye için zaman zaman fazla parlak renkler kullanılmış ve grup travma depresyonuna yer verilmemiş; en azından Açlık Oyunları’nın açılış sahnelerindeki kadarını görmeyi beklerdik. Cassie’nin kardeşini bulma azmi aşırı duygusallaştırılmış, bunu hissettirmek için de oyuncak ayıya çok fazla yakın çekim yapılmış. Kitaptaki Cassie, keder ve hiddet altında oldukça yıpranmıştır. Filmdeyse bazen sadece biraz keyifsiz görünüyor, bazen de aşırı derecede ürkek oluyor. Moretz harika bir oyuncu olmasına rağmen bu filmde Cassie’ye 5. Dalga’nın ihtiyaç duyduğu derinliği veremiyor. Ayrıca saçı her an yeni yıkanmış gibi, haftalarca ormanda yaşamış olsa bile… Ayrıntılar önemli. Tüm bunlara rağmen, The 5th Wave için hafif distopya diyebiliriz.

the fifth wave

Bir kitap ekrana uyarlandığında, bazı yüzeysel kurgu noktalarından vazgeçilmesi doğaldır. Ancak Yancey’in kitabını uyarlayan senaristler Susannah Grant, Akiva Goldsman ve Jeff Pinkner kitabın zengin dokusunu yok etmişler. Bir film uyarlamasını kaynak materyal üzerinden yargılamak adil olmayabilir, ancak problemlerin bu denli fazla olması uyarlamadaki ciddi hataların göstergesidir. Daha da kötüsü, kitabın da filmi kadar saçma olduğunu düşündürür.

Kıyamet sonrası hikayeler kendi yok oluşumuzu hayal etme ihtiyacımızdan, “Bu durumda ben ne yapardım? Nasıl üstesinden gelirdim?” gibi anksiyete dolu sorularla rahatsız eden bir ihtiyaçtan faydalanır. Shelley’in Ozymandias‘ı çölün kumları üzerinde kadim bir kralın heykelini betimler. T.S. Eliot’ın The Hollow Men şiiri devrilmiş sütunlar ve sönen yıldızlar tasvirleriyle ve meşhur son mısralarıyla Avrupa’nın 1. Dünya Savaşı sonrası çoraklaşmasını anlatır; “İşte dünya böyle sona eriyor / Hayal kırıklığı ile“. Aldous Huxley ve George Orwell‘in eserleri ile Margarate Atwood’un The Handmaid’s Tale, Philip K. Dick’in Do Androids Dream of Electric Sheep?, Stephen King’in The Mist, H.G. Wells’in The War of the Worlds eserleri, 1950’lerin bilimkurgu filmleri, çizgi romanları, bunların hepsi şu an yaşadığımız yazınsal distopya çılgınlığının altyapısını oluşturmaktadır.

the fifth wave

Lois Lowry’nin YA okuyucu kitlesini hedef alan 1993 tarihli The Giver kitabı gençlere yönelik distopyada çığır açmıştır. Suzanne Collins’in başarılı Açlık Oyunları serisi, başka pek çok yazara ilham vermiştir. Eğer Anne of Green Gables bugün basılacak olsa gözü pek kızıl saçlı yetim, ilgi çekebilmek için endüstriyel bir çorak araziden sürünerek geçmek zorunda kalacaktı. Rick Yancey’nin sonuncusunun 2016 Mayıs’ında çıkması planlanan üçlemesi, içi boşalmış bir dünyanın rahatsız edici görüntüleriyle doludur. Ancak en tüyler ürperteni tiranlık yönetimini ve nasıl çalıştığını anlamış olmasıdır:

Eğer kafası karışık ve korkmuş insanları hizaya çekip intizamlı bir şekilde çıkışa yönlendirirseniz, onları ele geçirme yolunda işin yarısını başarmışsınız demektir.

Bu önemli unsurlar filmde üstünkörü geçilmiş ve irdelenmemiş. Bunun yerine film boyunca Cassie ve Evan’ın birbirine arzu dolu bakışları, insanların 5. Dalga’nın ne olduğunu anladığı kafa karıştırıcı monologlar ve hiç de can alıcı olmayan kavuşma sahneleri verilmiş. Filmin kapanış anlatımı ise kitaptaki Cassie’nin katı kalbiyle asla hoş görmeyeceği bir muhallebi çocuğu klişesi.

Çeviri: Cem Şensoy

Kaynak: RogerEbert

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...