bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri

Tarih: 14 Mayıs 2016 | Yazar: Mikail Boz

0

Tanrılar ve İnsanlar Arasındaki Sınır: Prometheus’un Ateşi

Prometeus‘un hikayesini hepimizi biliriz. Yunan Mitoloji‘sinde insanoğlunu yaratan ve tanrılardan ateşi çalıp, insanlara bilimi, yaratıcılığı ve uygarlığı veren titandır. Prometeus’un bu yaptığı cezasız kalmaz ve Kafkas Dağı‘nda zincire vurulur. Her gün bir kartal gelip Prometeus’un karaciğerini yer, geceleyin ise karaciğer yeniden oluşur. Böylece her gün katlanılmaz bir acıya maruz kalır. Prometeus, insanlık tarihinde cesaretin, bilgeliğin, yeniye yönelik arayışın bir simgesi olmuştur ve ismiyle bile büyük bir beklenti oluşturur. Bu yüzden Ridley Scott‘un Prometheus‘unu heyecan verici bir film olarak görmek isterdik, ancak öyle olmadı. Karşımıza vasat ve Prometeus’un cesaretinden uzak, muhafazakar bir film çıktı.

Bilimkurgu’nun “Bilim”i…

Öteden beri sorduğumuz temel bir soru, “Nerden geldik ve nereye gidiyoruz?” sorusudur. Bu soru, yeni araştırmalara yol açmış, böylece insanlık kendi kabuğu içinde sınırlı kalmayıp bu sorunun peşine düşerek bilimsel, sanatsal, felsefi araştırmalara hep devam etmiştir. Neden sorusunu soranlar için bir sınır kabul edilemez ve yeni sorular bizi yeni arayışlara itmeye devam eder. Bilim de bizi bu yeniliklere taşımada her zaman temel önemdedir. Bilimin sinemada temsili ise öteden beri sorunlu olmuştur. Bilim sinemanın günah keçisidir. Bilim insanları “çılgın işler” peşinde koşan, ne yaptığının farkında olmayan, bu yüzden de dünyayı tehlikeye atan “aklı bir karış havada” tipler olarak karşımıza çıkar. Yaptıklarının ne kadar büyük bir yanlış olduğunu fark ettiklerinde ise ya ölümle bunun bedelini öderler ya da “iyi” tarafa geçip büyük tehlikenin savuşturulmasında bir aracı olurlar.

Peter Weyland

Prometheus’un her ne kadar bir bilimkurgu filmi olsa da, aslında baskın taraf “bilim” değil de, “kurgu” kısmı. Filmin başında geçmişin keşfedilmesinde önemli çalışmaları yapan Charlie (Logan Marshall-Green) ve Dr. Shaw (Naomi Repace), uzay gemisinde mürettebat önüne çıkıyorlar ve yaptıkları bu araştırmanın neden önemli olduğunu anlatmaya başlıyorlar. Mürettebat anlatılanlara pek ilgili görünmez, fakat anlatının ilerleyen aşamalarındaki sınırı aşmanın getirdiği rahatsızlık ağır ağır hissettirilir.

Bilimsel araştırmanın temel niteliklerinden biri, ele alınan nesnenin mümkün olduğunca kendi özgül koşullarında incelenmesidir. Örneğin NASA, Mars gezegenine bir araştırma gemisi gönderip orada canlı bulunup bulunmadığını araştırdığında, gezegenin “kirletilmesine” izin vermez. Çünkü geçmişte Amerika’nın keşfi sırasında Avrupa’dan Amerika’ya giden göçmenler, yanlarında pek çok mikrobu da götürmüş, ömürleri boyunca bu mikroplarla hiç karşılaşmayan yerliler ise bağışıklıkları olmadığı için ölmüşlerdi. Bunlardan ders alan bilim insanları yeni bir gezegene gönderilen ekipman veya insanların üzerinde hiçbir dünyasal canlı bulunmasına izin vermez. Zira Dünya’daki bir canlının Mars üzerinde, eğer varsa, oradaki canlılarla nasıl bir etkileşim içine gireceğini bilemez. Eğer “yeni” bir dünyaya gidiyorsanız oradaki habitatın mümkün olduğunca kendi özgülünde kalmasına dikkat etmelisiniz.

Prometheus

Filmde ise af buyurun ama bu “çakma” bilim insanlarımız daha gezegene adım atar atmaz heyecan içinde, beklemeden araçlara atlayıp keşif yapmaya çıkıyorlar. Dahası piramite benzer yerin içine girip de buranın havasının “kendi soludukları havadan bile temiz” olduğunu anladıklarında hemen maskelerini çıkarıp soluk almaya başlıyorlar. Yani ne ortamdaki organik yaşamın insanları nasıl etkileyeceğine, ne de kendi üzerlerindeki organizmaların bu ortamı nasıl etkileyeceğine dikkat etmiyorlar, ki zaten bu dikkatsizlik sebebiyle çok geçmeden ileride “yaratık” olarak karşımıza çıkacak olan şey hayat bulmaya başlıyor.

Biraz zaman geçince, Charlie hemen bir kapı buluyor ve bilimsel çalışmanın esası olan bekleme, ortamı anlama, ortamı yalıtım içinde inceleme düsturundan uzaklaşıp kapının üzerine çıkarak sağı solu tuşluyor ve binyıllardır kapalı olan kapıyı açtığı için gülerek “özür diliyor”. Sonra da etrafa bakınan David‘i (Michael Fassbender) “bir şeye dokunmaması” için uyarıyor. Zaten çok geçmeden hava ile temasa geçen odadaki cisimler hareketlenip, ileride mürettebatın ölümüne yol açacak hayata kavuşuyorlar. Bu kutsal ortam açılıp, bu yeni gezegende yer gök sarsılıp fırtına kopunca da derhal bir tane “kafa“yı alıp kurtarmaya çalışıyorlar. Kafayı açıp incelerken de çok geçmeden, ağızları açık biçimde doğrudan “ameliyat” yoluyla incelemeyi seçiyorlar.

prometheus2

Filmin içinde çokça örneğini gördüğümüz bu “bilimsellik dışı” durum ilk bakışta “altı üstü film” diyerek savuşturulabilir. Ancak bir film de olsa, hatayı yapanlar, aynı zamanda yenilik peşinde koşan bilim insanlarıdır. Hollywood‘un bilime bakışı aslında milyonlarca yıl önce ateşin yakıcı olduğunu ona dokunarak tecrübe eden atalarımızın ilerisinde değildir. Ellerinde son teknoloji aygıtlar olsa da, “ortamda oksijen mi vardır, hadi başlıklarımızı çıkartalım” edimi bilim değil, maymun iştahlılıktan başka şey değildir. Bilim Hollywood için her daim bir günah keçisidir ve dokunulmayacak olana, kutsal olana dokunma günahını işler, dengeyi bozar ve ölümlere yol açar.

Filmlerdeki bilim insanları hiç bir zaman tam bir bilim insanı değildirler. Bilim insanının başvuracağı bilimsel kuralları uygulamaktan uzaktırlar. Sahte bir merak içinde etrafı kırıp dökerler ve sonunda tıpkı Charlie gibi, bunu hayatlarıyla öderler. Ama biz soralım, Prometeus’un ateşi verdiği insanlığın bilimi böyle mi olmalıdır? Eğer karşımızda bir bilimkurgu filmi varsa, ondan daha bilimsel bir tavır, bilimi ve bilim insanını daha objektif bir şekilde temsil etme görevi bekleyebiliriz. Prometheus bu konuda sınıfta kalıyor.

Merak etmek günah mı?

Prometheus 3

Bilimkurgu filmleri, tıpkı mitolojik hikayelerde olduğu gibi bir arayışı konu alırlar. Hemen hepsinde insanlık bir aşamaya gelmiştir ve ilginç, tanımlanması güç bir şey anlaşılmak istenmektedir. Sonrasında bunu anlamak için bir grup insan toplanıp ilgili yere gönderilir. Metaforik düzeyde kendi dünyasında sıkışıp kalmış insanın yenilik arayışını simgeler bu durum. Bunun arka planında ise var olan durumdan duyulan bir hoşnutsuzluk gizlidir. “Yeni diyarlar” bu hoşnutsuzluğun giderilmesi için bir “umut” yeridir.

Prometheus’un sonunda Shaw şu sözleri rapor eder, “Gemi yok oldu ve tüm tayfa öldü. Bu mesajı alıyorsanız başlangıç noktasına gelmeye kalkışmayın. Burada sadece ölüm var…”

Başlangıç noktası insanın varoluşudur. Prometheus insanın kökenini anlamak için çıkılan yolu simgelemektedir ve mürettebattan birisinin Shaw’a söylediği gibi “boynundaki haçı çıkarıp atma zamanı” gelmiştir. Shaw bir süre haçını “kaybeder“, ki bu süreç aynı zamanda felaketle yüzleştikleri süreçtir. Ancak “bilim insanı” Dr. Shaw bu yolculuğun insana felaket getirdiğini çok geçmeden anlar. “Kaybettiği” haçını alıp boynuna takar ve yenilik arayışının gereksiz, insanlık için felaket olduğunu söyler, kendi yaratıcıları, Prometheus’lardan kalan son kişiyi öldürmeye karar verir.

Mitolojik hikayelerde kahraman hiç değilse olgunlaşır, elindekilerin değerini anlar ve sonunda yeniden sıla hasretiyle evine dönse de o “büyümüş”tür, gelişime ve dönüşüme uğramıştır. Bir bilimkurgu filmi olarak Prometheus gerici bir şekilde bize şu mesajı verir, “Yenilik peşinde koşma, soru sorma, geçmişi anlamaya çalışma, bu sana mutsuzluk verir”.

Prometheus4

Bu mesaj elbette özgürleşimci bilimkurgu felsefesinin özüne aykırıdır. Ancak mevcut durum analiz edildiğinde bu mesajın ne kadar ideolojik bir mesaj içerdiği anlaşılacaktır. Yani kendi gündelik yaşamından hoşnutsuz olan insana yeniliğin ve araştırmanın korku ve ölüm getireceği mesajının ulaştırılması, var olan düzeni ve etiği meşrulaştırmada önemli bir etkiye sahip olacaktır. Muhafazakarlık var olanı korumak ister, değişimden hoşnutluk duymaz. Eğer geçmişi anlamak bugünü değiştirecekse anlamamayı yeğler. Prometheus da aynı bu biçimde bugünü korumak adına insandaki tüm araştırma güdüsünü yok etmeye amaçlıyor görünüyor. Tam da farklılığı anlamak için bu filmi izleyenlere “merak etme” demektedir. Yani Prometeus’un insanlığa verdiği umudu kaldırıp bir kenara atmaktadır. Prometeus’un çaldığı ateşi, uygarlığı ve en önemlisi soru sormayı bırakıp, ateşi yeniden tanrılara iade etmektedir. Filmde ne olgunlaşma, ne gelişim vardır. Hayata korkuyla bakıp, kendi dünyasına hapsolma güdüsü vardır.

Ne yazık ki Prometheus, isminin getirdiği çağrışımlara kulak tıkayan bir film. Zeus’un ateşin karşılığı olarak insanlara gönderdiği Pandora’nın Kutusu olarak kökleri anlamaya dönük bilişsel serüven, Scott’a göre ritsel bir yapıya bürünüyor ve Yaratık (Alien) serisi tam da bu rit/kurban ilişkisini telafiye çabalayan amaca hizmet ediyor.

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Ömrünün yarısını ne yapacağını, kalan yarısını da ne yaptığını düşünerek geçirmek istemeyen bir yersiz yurtsuz... Bilimkurguyu da bu yüzden seviyor...