bilimkurgu kulubu

Sinema Üzerine

Tarih: 20 Ekim 2019 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Sinemada Kurgu

Bir sinema filminin omurgasını oluşturan kurgu, film yaratım sürecinin son aşamalarından biridir. Söz konusu bir sahnede istenilen duygu ya da etkinin yansıtılabilmesi, doğru bir kurgu çalışmasıyla mümkün olabilir. 90’lı yılların sonlarından itibaren sinemada “hızlı kurgu” anlayışı yaygınlaşmaya başladı. Hızlı kurguya stlize kamera kullanımı da eşlik etmeye başlamıştı. Modern zaman vampir filmi The Hunger (Açlık / 1983) ile sanatsal anlamda büyük bir başarıya imza atmış olan Tony Scott, Top Gun’nın (1986) gişedeki büyük başarısıyla ticari sinemaya yönelmişti. Scott’un ortalama işlerinden biri olan Domino (2005), sinema tarihinde hızlı kurgunun en yoğun kullanıldığı yapımlardan biriydi; sahne planlarının uzunluğu bir ile üç saniye arasında değişiyordu. Scott’un, her bir sahneyi birden fazla kamera ile görüntüye alması, sahnelerdeki hızlı kesmelere imkan tanımıştı. Bir suç filmi olan Domino, iyi bir senaryoya sahip olmasına rağmen, hızlı kurguda aşırıya kaçılmasından dolayı gişede iki seksen yattı; izleyici açısından takibi zor bir seyirlikti. Deneyimli yönetmenin, bilimkurgu türünde (Deja Vu /2006) olan bir sonraki yapımında gene hızlı kurguya başvurduğunu ama bu sefer daha denetimli bir tutum içerisine girdiğine şahit olmuştuk. Dolayısıyla sinemada biçimsel anlamda deneysel numaralara kalkışmak çoğu zaman ters tepebiliyor.

Kurguda yapılan kesmeler yalnızca A/B ve B/A sahneleri arasındaki takipleri değil, birbirinden bağımsız sahne geçişleri içinde kullanılmaktadır. Örnek olarak; Stanley Kubrick yapımı 2001: A Space Odyssey (1968), bir sahnede, tarih öncesi ilkel insan türünün elindeki kemiği büyük bir coşkuyla göğe fırlattığı ana ev sahipliği yapar. Kemik düşüşe geçtiği anda, “sıçramalı kesme” yapılarak, adeta bir uzay gemisine dönüşür; uzay gemisi planı, kemiğin düşüş açısına paralel olarak kurgulanmıştır. Kubrick’in yapmış olduğu atlamalı kurgu, tarih öncesinden geleceğe büyük bir sıçrama yaptırmış ve kemik/uzay gemisi sahnesini sinema tarihinin unutulmazları arasına sokmuştur. “Atlamalı”, “çapraz” ve “eşleşmeli kurgu”; “düz kurgu” haricinde kullanılan birçok teknikten biridir. Teknik konulara hakim çoğu yönetmen, farklı kurgu tekniklerini tek bir eserde kullanarak, ortaya yaratıcı ve dinamik eserler çıkarmasını biliyorlar.

İzleyicileri beğeni anlamında ikiye bölen Ad Astra (2019), kurgu anlamında başarılı bir yapımdı; ama senaryonun, yan karakterlerin zoraki olarak ölmelerine hizmet etmesi ve aksiyon sahnelerinin olay örgüsüne pek bir katkısı olmaması eserin en büyük problemiydi. Gösterimden önce yapılan yanlış reklam kampanyaları da, izleyicinin beklentisini yanlış yönde etkilemişti. James Gray, başkarakterinin psikolojik durumunu yansıtmak için tüm kurgu tekniklerine başvuruyor: Roy McBride’ın (Brad Pitt) ayrıldığı eşiyle olan özel anlarını göstermek için, yakın yüz çekimleriyle zamanı geriye alıyor (flashback); Ay yüzeyinde Ay Korsanları ile olan çatışma sahnesinde McBride’ın aracının kontrolden çıkıp tepeden düşmeye başlarken, ağır çekim (slow motion) efekt etkisini akıllıca kullanıyor. Ay yüzeyinde yer çekimi düşük olduğu için araç yavaşça düşmeye başlar; James Gray, ağır çekim etkisini düşük yer çekimiyle yaratıyor. Dış ses (voice over) ile karakterin iç dünyasını yansıtıyor; Neptün’e olan uzun yolculuğunda yaşayacağı psikolojik çöküntüler, sıçramalı kesmelerle perdeye aktarılıyor.

2010 sonrası dönemde, birbirleriyle yakın ilişkili sahnelerin birleşimini oluşturan sekanslarda, daha dengeli bir kurgu anlayışının hayat bulduğunu görüyoruz. Sahne uzunlukları ortalama dört ve yirmi saniye arasında seyredebiliyor. Süreler kısa gibi görünebilir, ama tüm bir sekansın tek bir kamerayla kesintisiz olarak yapılması, hataların oluşmasına sebebiyet verebiliyor. Dolayısıyla bir sekansın birbirine bağlı sahnelerle oluşturulması hata payını ciddi oranda azaltır. Bilimkurgu filmlerinde “plan sekans” -tek kamerayla kesintisiz çekim- gerçekleştirmek oldukça zahmetli bir iştir; görselliğin ön plana çıktığı bu türde, sanat yönetimi ve görüntü yönetmenliği hayati önem taşıyor. Örneğin; Blade Runner’da (1982), dedektif Deckard’ın (Harrison Ford) yaşadığı apartmana girip, sonrasında viskisini alıp balkona çıktığı sekansındaki zorlayıcı faktör balkon sahnesidir. Geleceğin dünyasında, oyuncu, evinin balkonuna çıkartılıyorsa, şehrin etkileyici manzarası da sunulmalıdır; karakterin eve girişi, ev içindeki faaliyetlerinden sonra, balkon planının ayrıca sahnelenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla ilgili tüm sahnelerin birleşimi, karakterin ev sekansını oluşturacaktır.

Kısa film ile uğraşanlar için doğru kurgulanmış bir plan sekans hem bütçe hem de pratiklik açısından büyük avantaj sağlar. Dar bir bütçe ile çalışan kısa film yönetmenlerinin birden fazla kamera ile çalışma lüksleri maalesef yok. Kısa filmlerde az bir oyuncu kadrosu ile çalışıldığı ve genellikle doğal ortamlarda çekimler yapıldı için, plan sekans tekniğinin kullanımı kurguda daha az kesme yapılmasını sağlayacaktır. Plans sekansların kısa filmde yoğun olarak kullanılması, kimi anlarda filmin temposunu düşürebilir; hızlı zaman geçişlerini temsil eden “atlamalı kurgu” kullanımı, ritmin kimi anlarda yükselmesini sağlayabilir. Dolayısıyla kısa filmciler için plans sekans kullanımı pratik ve ekonomik, uzun metrajlı yapımlar için de tersi yönde riskleri vardır. Sinemada ister kısa metrajlı, olsun ister uzun metrajlı yapım olsun, iyi kurgulanmış sahnelerin güçlü müzik çalışmalarıyla desteklendiğini görüyoruz. Bir sonraki yazı dizimizde müzik kullanımı ile ilgili bilgiler paylaşacağız…

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.