Çarşamba , 28 Şubat 2024
The-matrix-Terminator

Matrix ve Terminator: Doğru Formülü Bulmak

Yeniden çevrim filmlere imza atmak ya da uzun zaman önce bitirilmiş bir seriye devam etmek her zaman yapım şirketlerinin para hırsı dolayısıyla olmayabiliyor. Örneğin 2008 yılında Steven Spielberg, Indiana Jones filmlerinin dördüncüsünü hayranlarından gelen yoğun istekler sonucunda çektiğini beyan etmişti. Giderek ilerleyen görsel efekt teknolojisi ile yeni nesil bir Indiana Jones filminin muhteşem olacağını düşünen serinin hayranları, Spielberg’e her fırsatta dördüncü bir film olup olamayacağını sormuştu. Sonunda dördüncü filmi çekmeye karar veren Spielberg, bu kez kendisine aynı soru yeniden sorulduğunda, “Doğru senaryoyu yazmaya çalışıyoruz, acele etmeyeceğiz,” demişti.

Evet, doğru senaryo. Doğru formül…

Uzun zaman önce bitirilmiş, final filmi çekilmiş, tabiri caizse defteri dürülmüş bir yapımın devamını getirmek kolay değildir. Çünkü  dediğimiz gibi; o serinin artık defteri dürülmüştür. Öyküsü nihayete ermiş ve bağlanılmak istenen yere bağlanılmıştır. Bitmiş bir öyküyü devam ettirmek herkesin harcı değildir. Hatta o öykünün yaratıcısı bile bunu yapamayabilir. İşte tam da bu noktada Spielberg’in de atıfta bulunduğu gibi, ‘Doğru Formülü Bulmak‘ kavramı devreye giriyor. “Devam filmi nasıl yapılmalı? Bitmiş bir öykü nasıl canlandırılmalı ya da ille de canlandırılmalı mı?” soruları üzerine düşünüp çalışmak gerekiyor.

Örneğin Star Wars serisi, 1983 yılında Return of the Jedi adlı üçüncü filmiyle harika bir şekilde bitirilmişti. 1999 yılında ise seri yeniden başladı. Ancak George Lucas doğru formülü bulmuş ve ileride Darth Vader olacak Anakin Skywalker’ın çocukluğunu anlatmıştı bizlere. İlk üçleme ile bağlantılı ancak onlardan çok özgün, yeni bir üçleme çekmişti. 2015 yılında üçüncü üçleme için bu kez J.J. Abrams işe koyuldu. Palpatine’nin imparatorluğunun ardından yeni bir yapılanma kurulmuştu ve o yeni yapılanmayı anlattı bizlere.

Ancak doğru formülü bulma konusunda maalesef Lucas kadar başarılı olamadı ve ilk üçlemenin (serinin kendi kronolojisine göre iki) neredeyse aynı senaryo matematiğini uygulayan filmlerle karşımıza çıktı. A New Hope ve Force Awakens filmlerinin birbirine ne kadar benzediğini hatırlayın. Adeta Force Awakens, A New Hope’un yeniden çevrimi gibiydi. Aynı şey Empire Strikes Back ve The Last Jedi için de söylenebilir. Bitmiş bir öyküyü kaldığı yerden devam ettirmeye çalışmak, aslında ilk öyküyü yeni karakterler ve yeni mekânlar ile yeniden yazmaktan farksız oluyor.

TERMINATOR_2_JUDGMENT_DAY

Yazımızın konusu olan The Terminator ve The Matrix filmlerine gelelim. 1991 yılında James Cameron’ın o kendine özgü görkemli, karakter psikolojilerini öne alan, insan yaşamının değerini kutsayan ve son derece zarif bir anlatıma sahip olan Terminator 2: Judgment Day, seriye kusursuz bir kapanış yaptı. Ancak 2003 yılında ABD’nin Irak savaşını başlatması ve Hollywood’un da savaş filmleri çekmeye girişmesi sonucu yeni mesajlarla yeni bir Terminator filmi çekilmesi gereği doğdu. Hollywood’un insanların algılarıyla oynamasında kullanacağı aygıtlardan biri de Terminator serisi oldu. Terminator 2: Judgment Day barış mesajları vererek bitmişti ama bu film savaş mesajları vererek sona erdi. Ancak Terminator 3: Rise of the Machines filminin tek sorunu sosyo-politik bir amaç güderek çekilmiş olması değildi, dürülmüş bir defteri yeniden açıyordu.

Ergenlik yaşlarında gelecekten gelen ‘Yokedici’ ile mücadelesini gördüğümüz John Connor, artık genç bir adam olmuştu ve çocukluk kabusu geri dönmüştü. Elbette, bir koruyucu da gelecekten kendisini kurtarmaya gelmişti. Kısacası gelecekten bir yokedici, bir de kurtarıcı gelsin, bunlar Connor için birbirleriyle kapışsın matematiği bu filmde de uygulanmıştı. Ancak, T2 filminde zaten James Cameron bunun âlâsını yapmıştı. Bu tarz bir anlatımın defterini dürmüştü. T2 ile aynı matematiği uygulayıp da onun üzerine çıkamayacak bir film büyük riskti. Beklenildiği gibi de oldu ve film beğenilmedi. Kendince bir felsefesi olan filmin, eğlencelik ve hatta çerezlik bir devamı gibi olmuştu. Bir önceki filmi sinema tarihinin en önemli bilimkurgu filmleri arasında gösteren eleştirmenler, bu film için ‘eh’ dedi. Kötü değildi ama T2’nin yanında esamesi okunmazdı. 200 milyon dolarlık bütçesiyle 440 milyon dolar hasılat yaparak iyi bir kazanç sağladı. Ancak, T2’nin 1991’de 500 milyon dolar hasılat yaptığı düşünülecek olursa, gişe başarılarının kıyası da kendini belli ediyordu.

2009 yılında yeni Terminator filmi olan Salvation geldi. Bu filmde kimse geçmişe gitmiyordu. Makineler ve insanlar arasında savaş başlamıştı ve savaşın ilk dönemleri anlatılıyordu. Hatta John Connor, henüz direnişin başına bile geçmemişti. Sonunda Terminator filminde doğru formül bulunmuştu. James Cameron’ın defterini dürdüğü matematikten vazgeçilmiş ve hem T1’de hem de T2’de rüya veya flashback sahnesi olarak gördüğümüz o gelecekteki savaş konu olarak alınmıştı. Üstelik John Connor’ın direnişe kendini kanıtlaması, başa geçmesi ve nihayet insanların savaşı kazanması derken yeni bir üçlemeye yetecek kadar senaryo malzemesi de ellerinde vardı

Ne var ki “doğru formül”, bu kez de kötü yönetmen seçimi dolayısıyla güme gitti. Hadi T3 filmini Jonathan Mostow gibi saygın bir aksiyon yönetmeni çekmişti. Terminator 3 filmine, filmin başındaki striptizci adam veya “elime konuş” replikleri gibi kendince mizahi dokunuşlar da yapmıştı. Ancak, çoğunlukla Charlie’s Angels gibi eğlencelik ve pop kültüre yönelik filmler çeken McG (Joseph McGinty Nichol), filme kendinden hiçbir şey katamadı. Mostow gibi yetenekleri sayesinde kötü senaryodan bile iyi bir şeyler ortaya çıkaracak vizyona da sahip olmadığı için, yapımcılar aslında Terminator serisinin devam etmesi gereken yönden vazgeçti. Sonuçta hâlâ yapım şirketleri, geçmişe robotlar gönderip birbiriyle kapıştırmaya devam ediyor. Oysa Terminator serisinin devam etmesi gereken hikayesi gözlerinin önünde durmasına rağmen!

1999 yılında Wachowski Kardeşler, bilimkurguyu çok başka bir yöne taşıyacak bir film çekti: The Matrix. Aslında tam anlamıyla özgün değildi. Geçmişte başka yapımlarda, başka öykülerle işlenen konuları bir araya getirerek ortaya yeni ve farklı bir eser çıkarmışlardı. Sonuçta hamurdan kek de yapılır makarna da, önemli olan malzemenin işlenmesidir. İşte onlar da ellerindeki malzemeyi çok iyi işledi ve ta 1927 tarihli bilimkurgu klasiği Metropolis filminden beri defalarca anlatılmış bir konuyu, hiç anlatılmamış bir şekilde aktardı.

Makinelerin insanları uyuttuğu, beyinlerine yüklediği bir yazılım sayesinde yaşadıkları yanılgısını yarattığı ve bu uyuyan insanları da pil olarak kullandığı bir dünyayı izledik. Kısacası, insanların makinelerle savaşını gördük. Harika bir giriş filminden sonra giderek kötüleşen iki filmle üçleme tamamlandı. Sonraki iki film ilki kadar iyi olmasa da, amaca hizmet etme konusunda yeterliydi. Her film görevini yaptı ve üçleme bir yere bağlanıp sona erdi. Ardında da kendi felsefesini bıraktı. Nice filme esin kaynağı olan konusu ve elbette sinema tarihine geçen efektleri ile ardından gelen sayısız filmde Matrix serisinin izlerini gördük.

matrix Resurrections

2021 yılında Matrix filmi geri döndü. The Matrix: Resurrections adında yeni bir film çekildi. Filmin başında, Warner Bros’a taş atılan sahnede olduğu gibi yeni bir Matrix filmiyle paraları ‘cukkalamak‘ için çekilmişti. Peki, olabilir. Para için de çekilebilir. Ancak film güzel olursa elbette biz izleyiciler için bu çok da sorun teşkil etmeyecektir. Üstelik, Matrix gibi inanılmaz geniş bir evrenden sayısız konu ve senaryo çıkabilirdi. Heyecanla beklenen gün geldi, film vizyona girdi ve… Serinin en fanatik hayranlarında bile müthiş bir düş kırıklığı… Böylesine müthiş bir evrenden olabilecek en kötü senaryoyu yazmışlardı. Aslında bunu az önce bahsedilen sahnede olduğu gibi itiraf da etmişlerdi. İlgili sahnede yazılım şirketinin sahibi Neo’ya, Warner Bros’un Matrix’in çok güzel bir final yapmasına rağmen kendilerinden yeni bir Matrix istediğini, haklarının ellerinde olduğunu ve eğer kendileri yapmazsa bir başkasına yaptırabileceğini söylüyordu. Yani adeta yönetmen de bu yeni Matrix’in başına gelecekleri bildiği için seyirciden özür diliyordu.

Gel gelelim Matrix konusunda aslında Wachowski o kadar da çaresiz değildi. Yeni bir Matrix için doğru formül, ilk üç filmin içinde yatıyordu. İlk filmde Ajan Smith’in Morpheus’a bahsettiği o cennet gibi olan ama içerisindeki insanların mutlu olamadığı ilk Matrix, ikinci filmde Mimar’ın Neo’ya bahsettiği kendisinden önceki altı seçilmiş kişi veya üçüncü filmde robotlar ve insanlar arasındaki barış sonrası oluşan yeni dünya veya barışın bozulması sonucu yeniden başlayacak savaş gibi sayısız konu üzerinden yeni bir Matrix senaryosu yazılabilirdi. Ancak yeniden Neo olsun, yeniden Trinity olsun düşüncesiyle çok ‘çiğ’ bir Matrix filmi çekildi. Neo’nun mermi durdurma veya güç alanı oluşturma gibi yeteneklerini çok alelade yerlerde kullandığı, hatta finalinde zombilerin ortaya çıktığı yavan ve yalapşap bir Matrix gördük. Wachowski adeta kendi eserine ihanet etmiş gibiydi.

Doğru formül… Her filmin, her serinin yenisi veya devamı çekilebilir. Coppola sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi eserlerinden kabul edilen The Godfather serisinin bile yıllar sonra doğru bir formülle devamını çekmişti. İsteyen yapabiliyor yani, ama anahtar söz, doğru formülü bulmak…

Yazar: Halil Alpaslan Hamevioğlu

1980 Polatlı doğumluyum. 80'ler ve 90'lar kuşağında yetişmiş bir bireyim. O devrin her bireyi gibi ben de bilimkurguyu video kasetlerden tanıdım. Sonra özel kanallar geldi. Hayal dünyam iyice genişledi. Eh, gerçek yaşamda da dünyanın içinden geçtiği dönüşümü gördüm. Sovyetler'in bitişini, Berlin Duvarı'nın yıkılışını, popüler kültürün tüm dünyayı etkisi altına alışını... Bir gün okulum bitti ve hem gördüklerimi hem de yaşadıklarımı yeni nesillere aktarayım dedim. Öğretim görevlisi oldum. Gazi Üniversitesi’nde başlayan, Başkent Üniversitesi’nde devam eden öğreticiliğimde ülke sınırlarını aştım ve kendimi Amsterdam Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde buldum. Oldum olası yazmayı sevmişimdir. Aşık olduğum bilimkurguyu ve yazma hobimi de burada birleştireyim dedim. Şimdiden iyi okumalar.

İlginizi Çekebilir

Theodore Sturgeon

Olağanı Aşan Bir Yazar: Theodore Sturgeon

Bilimkurgu yazarı Theodore Sturgeon, birçok kişi tarafından Microcosmic God adlı eserin yazarı olarak bilinir. Bu …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et