Bu da aynı filmdeki 'Hulkbuster' zırhı giymiş Bruce Banner efekti. Bruce Banner'in kafası adeta 'ben efekt olarak yerleştirildim' diye bağırıyor.

Artık İyice Gözümüz Kanadı: Giderek Kötüleşen CGI Kullanımı

Marvel Sinematik Evreni, Avengers: Endgame filmi sonrası yeni bir aşamaya girdi. Bu aşamada TV dizileri de evrenin doğrudan bir parçası olmaya başladı. Bu dizilerden en yakın tarihlisi She Hulk, Disney+ kanalında görücüye çıktı. Ancak dizinin gerçek anlamda çok kötü görsel efektleri olduğu seyirci tarafından fark edildi ve düş kırıklığı yarattı. Ayrıca She Hulk’ın CGI görünümü de gerçekten inanılmaz kötüydü. Son iki Avengers filminde son derece gerçekçi bir Thanos görünümü yaratan Marvel stüdyolarının bu kadar kötü bir görselliğe nasıl imza attığı kimse tarafından anlaşılamadı. Ancak bu diziyle yakın tarihlerde vizyona giren son Dr. Strange filminde de durum farklı değildi. Efektleri gerçekten çok kötüydü.

Ancak sorun yalnızca bu filmlerle sınırlı değil. teknoloji ilerledikçe daha iyi ve gerçekçi efektler görmeyi umarken giderek kötüleşen CGI teknolojisi ile karşılaşıyoruz. Birkaç kıyaslama yapalım. (Görsellere tıklayarak açıklamalara göz atabilirsiniz.)

Bunca örnekten sonra, gelişen ve ilerleyen teknolojiye rağmen CGI kullanımının giderek kötüleştiğini inceleyelim.

Bilimkurgu ve fantastik sinemanın olmazsa olmazlarından biri de CGI ve görsel efektlerdir. İzleyiciyi o büyülü dünyaya götüren görsellik, efektlerle sağlanır. Ancak Marvel sineması başta olmak üzere, efekt teknolojisinin giderek zayıflamasının nedenlerinden biri, son 50 yıldır zaten bir endüstri hâlini almış olan ve sinemada Marvel ile başlayan evren oluşturma ve buna mukabil, belirlenen tarihlere yetiştirilmesi gereken seri film üretimi mantığında yatmaktadır. Adeta ‘filanca tarihe yetişmesi gereken şu kadar sipariş var‘ mantığında işleyen fabrika misali bir film üretimi başlamıştır. Bu da yapımcıların ve yönetmenlerin son derece sıkışık bir takvimde çalışmalarına neden olmaktadır. Bu yüzden de her bir filminin çekimi ve kurgu aşaması yaklaşık 2 yıl süren Pirates Of The Carribean ekibinin veya yalnızca Ar-Ge çalışması 12 yıl süren Avatar ekibinin rahatlığı Marvel stüdyolarının ekibinde yoktur. Bu da görsel efektlerde, ortaya ister istemez ‘tamam, olduğu kadarıyla‘ mantığını çıkarmaktadır. Çünkü ortada, örneğin 22 filmden oluşan bir evren ve bu evrenin her bir karakterinin 3 filmlik bir solo macerası vardır. Bu filmlerin her birinin takvimi bellidir ve tüm planlamalar ona göre yapılmıştır. Dolayısıyla, ister istemez kalite ikinci plana atılabilmektedir.

Bir diğer nedeni de görsel efekt firmalarıyla ilgilidir. Böylesine sıkışık bir takvimde, adeta görsel efekt bombardımanı şeklinde olan bir filmin tüm efektlerini tek bir firma yapamaz. Bu yüzden de birden çok firma, tek bir filmin efektlerini hazırlar. Örneğin Avengers: Infinity War filminin görsel efektlerini tam 12 ayrı firma hazırlamıştır. Bu firmalardan birinin görevi yalnızca Thanos’u hazırlamaktı. Sonuçta her işte olduğu gibi, görsel efekt işinde de iyi olan, işini iyi yapan ve üst düzey olanaklara sahip firmalar var. Öte yandan çok iyi olmayan, olanakları daha zayıf firmalar da mevcut. Bu yüzden de bazen aynı filmin içinde bile bir efekt iyiyken, diğeri o kadar iyi olmayabiliyor.

Marvel stüdyolarının üst düzey efektler yarattığı yıllarda, evren oluşturma olayı bu derecede ilerlememişti. Yönetmenler daha rahattı ve filmlerine daha hâkimlerdi. Dolayısıyla ortaya çıkan görsel iş de ona göre üst düzey oluyordu. Bu da bizi bu konudaki üçüncü ve son sıkıntıya getiriyor.

Görsel efekt firmalarının büyük çoğunluğu Hindistan merkezli. Senaryo ve ham çekimler kendilerine gönderiliyor ve çoğunlukla yönetmen yardımcısı efekt işlerinde ekibin başında duruyor. Yani, efektlerin hazırlanışını yönetmen çoğunlukla görmüyor. Öyle ya, filmin efektlerini hazırlayan ayrı ayrı onca firma var; hangisine yetişsin?! Filmin devam eden bir ham kurgusu var; onun başında durması gerekiyor. Hâlâ devam eden çekimler olabiliyor. Kısacası filmi çeken kişi, filmin en önemli aşamalarından birinde filmin başında değil. Efektleri beğenmese bile sıkışık takvim yüzünden yenilenmesini isteyemiyor. Dolayısıyla elindeki malzemeyle yetinmek durumunda kalıyor. Çoğu yönetmenin, içine sinmeyen efektleri filmlerinde kullanmak zorunda kaldıklarına emin olabilirsiniz.

İşte tüm bu sayılan nedenler ve daha fazlası yüzünden her yeni filmin efekti bir öncekinden daha kötü oluyor. Eskiden filmlerdeki kötü efektlerin nedeni yetersiz teknolojiydi. Şimdiyse filmlerin çekim ve pazarlanma zihniyeti yüzünden amiyane tabirle ‘gözümüzü kanatan‘ efektlerle filmleri izlemek zorunda kalıyoruz.

Yazar: Halil Alpaslan Hamevioğlu

1980 Polatlı doğumluyum. 80'ler ve 90'lar kuşağında yetişmiş bir bireyim. O devrin her bireyi gibi ben de bilimkurguyu video kasetlerden tanıdım. Sonra özel kanallar geldi. Hayal dünyam iyice genişledi. Eh, gerçek yaşamda da dünyanın içinden geçtiği dönüşümü gördüm. Sovyetler'in bitişini, Berlin Duvarı'nın yıkılışını, popüler kültürün tüm dünyayı etkisi altına alışını... Bir gün okulum bitti ve hem gördüklerimi hem de yaşadıklarımı yeni nesillere aktarayım dedim. Öğretim görevlisi oldum. Gazi Üniversitesi’nde başlayan, Başkent Üniversitesi’nde devam eden öğreticiliğimde ülke sınırlarını aştım ve kendimi Amsterdam Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde buldum. Oldum olası yazmayı sevmişimdir. Aşık olduğum bilimkurguyu ve yazma hobimi de burada birleştireyim dedim. Şimdiden iyi okumalar.

İlginizi Çekebilir

Bilimkurgunun Bıçkın Delikanlısı: Karl Urban

Karl-Heinz Urban, 7 Haziran 1972’de Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’da doğdu. İki ebeveyni de çok zengin …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et