bilimkurgu kulubu

Sinema Üzerine alien

Tarih: 15 Mayıs 2019 | Yazar: Selin Arapkirli

0

Alien’ın 40 Yıllık Cazibesi

“Alien: Sanatsal açıdan mükemmelliği, hikâye anlatıcılığıyla eş durumda.”[1]

Yazının devamı ciddi anlamda spoiler içermektedir. Fakat Alien’ı hâlâ izlemediyseniz zaten hiç yaşamamışsınız demektir…

Yetmişli yıllar, dünyamıza kimi tuhaf, kimi harika pek çok şey armağan etti; The Six Million Dollar Man, İspanyol paça pantolonlar, Disney World ve tabii disko gibi. Bunlar dönemin hem en parlak, hem de en ucuz yanlarıydı. Fakat yetmişli yılların çağımızın popüler kültürüne asıl katkısı bilimkurgu türü üzerinde oldu. Yetmişli yıllardan önce bilimkurgu, bir patlama yaratmak adına epeyce mücadele vermişti. The Day the Earth Stood Still (1951), Forbidden Planet (1956) ve 2001: A Space Odyssey (1968) gibi filmleri bugün birer klasik olarak anıyor olsak da bunlar, o günlerde gişeyi kırıp geçiren filmler değildi. Ancak, yetmişlere gelindiğinde, bilimkurgu türünün sinemasal yolculuğundaki rotası, etkileyici bir biçimde yeni baştan çizilecekti.

Dönemin başlarında Silent Running (1972), Dark Star (1974), Rollerball (1975) ve Logan’s Run (1976) gibi bir avuç yaratıcı fikir ortaya atılmıştı. Fakat 1977 yılına gelindiğinde her şey birden değişti; o yıl, Star Wars: Episode IV – A New Hope’un piyasaya çıktığı yıldı. Star Wars’un yarattığı büyük etki, stüdyoları hikâyesi uzayda geçen senaryo arayışlarına itmiş ve bu da daha önce eşi benzeri görülmemiş bir bilimkurgu tsunamisiyle sonuçlanmıştı. Ancak, Star Wars’un etkisiyle bilimkurgu filmleri mantar gibi çoğalmaya başladıktan yalnızca iki yıl sonra, 1979 yılında, Ridley Scott bir film yaptı ve bilimkurgunun beyaz perdedeki kurallarını yeni baştan yazdı. O film, Alien’dı.

Alien: 40 Yıl Sonra Hâlâ Korkutmayı Başarıyor

Oyuncu Sigourney Weaver, yönetmen Ridley Scott’la birlikte Alien setinde.

Hikâyesi Dan O’Bannon ve Ronald Shusett tarafından kaleme alınan film, ticari uzay gemisi Nostromo mürettebatının, Alien adı verilen, dünya dışı, ölümcül ve saldırgan bir yaratıkla karşılaşmaları ve gemilerinde gizlenen bu yaratıkla mücadele etmelerini anlatır. Alien elde ettiği gişe başarısı ve pek çok olumlu eleştirinin yanında, akademiden de En İyi Görsel Efekt ödülünü almıştır. Ayrıca üç adet Satürn Ödülü’ne (En İyi Bilimkurgu Filmi, En İyi Yönetmen – Ridley Scott ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu – Veronica Cartwright) ve En İyi Dramatik Sunum dalında bir de Hugo Ödülü’ne sahiptir.

Hikâyeye dönecek olursak, aslında çıkış noktasının tamamen özgün olduğunu söyleyemeyiz; yeryüzünde ya da uzayda daha önce de kötü niyetli yaratıkların musallat olduğu biçare masumlar görmüştük. Hatta yalnız hikâyeye bakarak onu temelde uzaydaki “Jaws” olarak da nitelendirebiliriz. Fakat yine de Alien, bu hikâyeyi “nasıl” anlattığına baktığınızda, sert ve sağlam anlatının, yenilikçi fikirlerin, yaratıcı sinematografinin ve akıllara durgunluk veren tasarımın harika bir kombinasyonu olarak kendinden önce yapılan hiçbir şeye benzemez.

Oyuncular Sigourney Weaver, Veronica Cartwright, John Hurt, Tom Skerritt, Yaphet Kotto, Harry Dean Stanton ve Ian Holm, Alien setinde.

“Ah, evet, bu kesinlikle ikonik bir film! Korku, gerilim ve bilimkurgu türlerinin tanımını tamamen değiştirdi; bize bu türlerin nasıl olmaları gerektiğini gösterdi!” diyor SyFy Wire’daki Bad Astronomy’den astrofizikçi Phil Plait. “Gerilim filmlerinde mekân olarak daha önce de uzay ortamını kullanan filmler olmuştu, ama bu film çok cesur ve açık saçık ve kesinlikle çok gerçekti.” Kendisi hem astrofizik alanında çalışan önemli bir bilim insanı hem de uzay konusunu televizyon programlarında bolca tartışan tanınmış bir sima. Üstelik bizim gibi muazzam bir bilimkurgu hayranı ve de Alien uzmanı. Bu yüzden sık sık onun görüşlerine yer vereceğiz. 70’ler ve 80’lerin gişe rekorları kıran diğer bilimkurgu filmlerinin aksine, bu filmde yeşil ekran efektlerine (ya da o zamanlar denildiği gibi mavi ekran) çok daha az ihtiyaç duyulmuştur. Alien’ın büyük bir bölümü Nostromo’da, kalan küçük bir kısmı da alınan bir sinyal yüzünden iniş yapılan gezegenin (LV-426) yüzeyinde ve bu gezegendeki terk edilmiş Alien gemisinde (Derelict Ship) geçer. Kısacası Alien setinde mekân, tıpkı bir tiyatro oyununda olduğu gibi sınırlıdır. Fakat bu sayede, eldeki sınırlı mekâna ultra gerçekçi –ve fakat retro tarzda olan– gelecek tasarımı da eklendiğinde, seyircinin odağının görsel efektlerle dağılması engellenmiş ve odağın hikâyede kalması sağlanmış olur.

“Alien bir tablo gibidir: Bizleri epey gerçekçi bir bakışla, oradan buradan sallanan zincirleri, daracık alanları, bütün o makineleri ve mekanik, endüstriyel malzemeleriyle baştan sona ürperten güzel bir sanat eseridir. Kesinlikle rahatsız edici ve mükemmel bir iş,” diyor Plait mekân kullanımı için. Ve ekliyor: “Efektler gerçekten iyi yapılmış olsa da filmde çok fazla efekt yoktu. Her şey gezegende, yaratığın gemisinde ve Nostromo’da olup bitiyordu, hepsi bu.”

Oyuncular Sigourney Weaver, Yaphet Kotto ve Harry Dean Stanton, Nostromo’da.

Ridley Scott bu mekânları oluştururken yalnızca çarpıcı bir set tasarımı yaratma fikri üzerine yoğunlaşmamıştı; aynı zamanda filminde hissettirmeye çalıştığı “gerçeklik” duygusuna mümkün olduğunca yakın, gerçekçi bir atmosfer yakalayabilmek için de epeyce çaba sarf etmişti. Nostromo ise tam olarak onun hayal ettiği gibi bir setti; dışarıya çıkmak için bir ucundan diğer ucuna yürümeniz gerekiyordu. Bunun doğal bir sonucu olarak da oyuncular kendilerini Nostromo içinde kapana kısılmış gibi hissetmiş, bu duyguyu da hiç kuşkusuz performanslarına yansıtmışlardı. Benzer bir atmosferi Duncan Jones da Moon filminde yakalamaya çalışmıştır. Aynı şekilde Joss Whedon da Firefly’ın seti olarak kullanmak üzere Serenity’yi yaratmıştır.

Bununla birlikte, sanatçı Ron Cobb’un nefes kesen prodüksiyon tasarımı ve ayrıntılara özen gösteren titizliği de Alien’ın etkili bir gerçekçilik duygusu yaratmasına katkıda bulunan unsurlardır. Ve elbette Alien’da gerçekçiliği artıran bir diğer unsur da oyuncuların performansları olmuştur; Tom Skerritt, Sigourney Weaver, Veronica Cartwright, Harry Dean Stanton, John Hurt, Ian Holm ve Yaphet Kotto’nun hayat verdikleri Nostromo mürettebatı.

“Bir kaptanınız var (Skerritt), ne yaptığını da gayet iyi biliyor, ama o Star Trek’teki gibi bir yıldız gemisi kaptanı değil. O, düşmanın dibine kadar girebilen cesur kahramanlardan da değil. Bir karar verdiğinde, alev silahını kapıp hava kanallarına girmesi gerektiğini gördüğü zaman, kararından hoşnut olmayan biri,” diye açıklıyor Plait.

Phil Plait – bilim insanı, bilimkurgu hayranı ve Alien uzmanı.

“Ve diğerleri, onların da kendilerine güvenleri tam, ama yaptıkları şey onlar için sadece bir iş; bir kahraman çağrısına uyup gelmediler oraya. Kendilerini kahraman gibi görmüyorlar. Yani, ‘bir gün uyandım ve bir maden rafinerisinde işçi olmaya karar verdim,’ demiyorlar. Sadece işlerini yapıp paralarını almak istiyorlar. İşte bu yüzden hepsi gerçek kişiler; gerçekçiler.”

Scott’ın mekân ve atmosfer tasarımındaki takıntısı, oyuncu yönetiminde de kendini göstermiştir. Oyuncularından en iyi performansı elde etmek için epeyce ter dökmüştür Scott. Bunun en iyi örneğini Kane’in (John Hurt) korkunç ölümünde görürüz. Bu sahnede mürettebatımız, gezegende (LV-426) Kane’in yüzüne bilinmeyen bir organizmanın saldırması (facehugger)[2] olayının hemen ardından, hibernasyona girmeden evvel son yemeklerinin keyfini çıkarmaktadırlar. Mürettebat, Facehugger’ın Kane’in ağzından girip vücuduna bir embriyo yerleştirdiğinden habersizdir. Kane, mürettebatı ve tabii izleyiciyi oldukça rahatsız edecek bir şekilde bir süre acıyla kıvrandıktan sonra, içindeki embriyo, iç organlarını ve nihayet göğüs kafesini parçalayarak (chestburster)[3] dışarıya çıkar. İğrenç bir sahnedir.

Bu “chestburster” sekansı için John Hurt’ün başı, omuzları ve kolları, üzerinde yattığı masaya sabitlenmiş, göğsünden çıkacak olan yaratığın hareket etmesini sağlayabilmek için de içi basınçlı havayla dolu mekanik bir gövde kullanılmıştır. Gerçek hayvan bağırsakları da cabası… Scott, oyuncuların gerçekten dehşete kapılıp iğrenmelerini istediğinden, bu sahne için gerçek kan ve bağırsak kullandığını kasten onlara söylememiştir. Bu “gerçek” tepkilere değer verdiğinden de sahneyi dört ayrı kamerayla tek seferde çekmiştir.

Scott’ın tekniği epey iyi sonuç vermiş olmalı. Öyle ki oyunculardan Yaphet Kotto, evine döndüğünde hala şokun etkisinden kurtulamamış, kendisini odasına kilitlemiş ve karısıyla birkaç saat boyunca konuşmamıştır. O zaman şöyle diyebiliriz: Star Wars bilimkurguyu ana akıma (mainstream) dönüştürdü, evet, ama Alien’ın yaptığı bilimkurguya çığlık attırmaktı. Bu çığlık attıran heyecanı şöyle anlatıyor Plait: “Dehşet verici bir şeydi, gerçekten bayılmıştım. O zamanlar dışarı çıktığımı ve bulabildiğim kadar çok dergi aldığımı hatırlıyorum, Starlog gibi dergiler mesela, özel efektlerin nasıl yapıldığını falan anlatıyorlardı. Gazetelerde de filmle ilgili yazılar vardı. Hepsini bir bir kesip sakladım ve evet, bu konuda cidden kafayı sıyırmıştım. Çok seviyordum!”

Kane’in bedenine yerleşip onu gebe bırakan ve sonunda Kane’den doğan yaratık, Nostromo mürettebatı için sıkıntıların başlangıcı olur. İşte bu noktadan sonra mürettebatımız,  ellerinde uyduruk silahlarıyla yaratığı yok etmeye girişerek bir yaşam – ya da ölüm – mücadelesi başlatırlar. Gelgelelim Scott – H.R. Giger tarafından tasarlanan – bu muhteşem yaratığı bizlere mümkün olduğunca az göstermeyi planlamış ve işin çoğunu da hayal gücümüze bırakmıştır. Böylece – yaratığı görmediğimiz, ne zaman, nereden çıkacağını bilemediğimizde – onun yarattığı tehdit daha da büyümüştür. Yaratık, mürettebatın her bir üyesini teker teker, yavaşça öldürürken seyircideki heyecan ve gerilim duygusu da yavaşça tırmanır ve doğumuna şahit olduğumuz minik zenomorfun çok hızlı bir şekilde büyüdüğünü anladığımızda da gerilim artık hat safhaya ulaşır.

“Gerilim nefes kesiciydi! Yaratık, Kane’in göğsünü parçalayıp ortaya çıktığında, işte o an çok iyi işlenmişti. Sinemada izlediğim zamanı hatırlıyorum; insanlar çığlık üstüne çığlık atıyorlardı. Artık sinemada böyle şeyler göremiyorsunuz,” diyor Plait, sesinde ufak bir hayal kırıklığı tınısıyla.

Sigourney Weaver ve Nostromo’nun kedisi Jones.

Sözün özü, bize göre Alien okul müfredatlarında yer alması gereken bir filmdir. Nitekim 2002 yılında, Library of Congress tarafından “kültürel, tarihi ve estetik anlamda önemli” kabul edilmiş ve United States National Film Registry tarafından da korumaya alınmıştır. 2008 yılındaysa American Film Institute tarafından bilimkurgu türünün en iyi yedinci filmi olarak kabul edilmiştir.

Siz de şayet – bunun mazereti de olmaz ama – hala bu filmi seyretmediyseniz, o zaman izin verin size bir öneride bulunalım: Kendinize yalnızca iki saatlik zaman ayırın, bulabildiğiniz en büyük ekranlı televizyonu bulun, telefonunuzu ve panjurlarınızı kapatın, ışıklarınızı söndürün, arkanıza yaslanın ve gerçek, olağanüstü bir sinema deneyiminin keyfini çıkarın. Çünkü Alien tam olarak böyle seyredilmelidir.

Son sözü yine Plait’e verelim: “Daha önce hiç böyle bir film yapılmamıştı. Şimdi Alien’a benzeyen milyonlarca film var ve bu yüzden orijinalinin etkisi azaltılıyor. Benim de şimdilerde yeni bir filmi sinemada seyretmem için ancak birinin gelip ‘bu, kuralları baştan yazacak, enfes bir film,’ demesi gerekiyor. Tıpkı Alien gibi.”

Dipnotlar:

  1. Ash karakterinin Alien’ı tanımlarken kurduğu cümleye atıfta bulunuluyor: “Its structural perfection is matched only by its hostility.” (“Yapısal mükemmelliği, düşmanlığıyla eş durumda.”) Ç.N.
  2. Alien’ın (xenomorph) yaşam döngüsünde, alien egg’den sonra gelen ikinci yaşam formudur. Ç.N.
  3. Alien’ın (xenomorph) yaşam döngüsünde facehugger’dan sonra gelen üçüncü yaşam formudur. (Canlı vücudundaki embriyo formu da düşünülürse dördüncü formu olarak da değerlendirilebilir.) Ç.N.

Kaynak

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1984 yılında doğdu. Biyoloji okurken birden yazar olmak istediğine karar verip son derece keskin bir dönüşle Güzel Sanatlar Fakültesi'ne girdi. Fakat oradan da senarist olarak çıktı. Hala ilk romanını yazamadı ve giderek yaşlanıyor. Fakat ne kadar yaşlanırsa yaşlansın doğduğu yılla, 1984'le hep gurur duyuyor.