Frankenstein

Frankenstein’ın Sineması #3

1958 senesi geldiğinde Boris Karloff, saçları ağarmış, altmış bir yaşında ihtiyar bir adamdır artık. Canavara dönüşüp köylülerin başına türlü dertler açtığı, ölümcül yangınlardan kurtulmaya çalıştığı ve soğuk elleriyle insanların boğazına yapıştığı filmler geride kalmıştır. O da Frankenstein 1970’te (1958) itilip kakılan ve her filmin sonunda ortadan kaldırıldığı sanılan talihsiz canavar yerine bu kez Baron Victor von Frankenstein’ı canlandırır. Bilimkurgudan çok, korku yanı ağır basan film kısaca şu şekilde özetlenebilir:

Victor von Frankenstein 2. Dünya Savaşı sırasında işbirliğine yanaşmadığı için Naziler tarafından işkence görmüştür. Bu işkenceler, bedeninde kalıcı hasarlara yol açmıştır. Frankenstein yine de bir bilim adamı olarak çalışmalarını sürdürür. Ancak yaşı ilerlediğinde aile serveti tükenmek üzeredir. Deneylerine devam edebilmesi için paraya ihtiyacı vardır. Çözümü, şatosunu, atalarının adı kötüye çıkmış geçmişini belgesel yapmak isteyen bir film şirketine kiralamakta bulur. Son Frankenstein’ın, bir ölüye hayat vermekten de öte bir emeli vardır bu kez. Elbette belgesel ekibi, ne bu emelden ne de şatonun altındaki son teknoloji ile donatılmış laboratuvardan haberdardır.

1958’de bir Frankenstein filmi daha çekilir. Bu kez işin başında Universal’in bayrağını devralan ve arka arkaya kurtadam, mumya ve Frankenstein filmleri çekecek olan İngiliz film yapım şirketi Hammer vardır. Hammer’ın The Revenge of Frankenstein ile başlayan Frankenstein macerası 1974’e kadar devam eder ve bu filmlerde Baron Frankenstein rolünü ünlü aktör Peter Cushing üstlenir. Hammer’ın Frankenstein filmleri şu şekilde sıralanır:

Revenge-of-Frankenstein-Lobby-Card4

  • The Revenge of Frankenstein (1958)
  • The Evil of Frankenstein (1964)
  • Frankenstein Created Woman (1967)
  • Frankenstein Must Be Destroyed (1969)
  • The Horror of Frankenstein (1970)
  • Frankenstein and the Monster from Hell (1974)

Dünya çapında bu denli ün kazanan bir canavarın, kendine Türk Sineması’nda da yer bulması şaşırtıcı değildir. 1975’te Nejat Saydam’ın yazıp yönettiği Sevimli Frankenştayn’da başrolleri Bülent Kayabaş ve Meral Orhonsay paylaşır. Timur Frank (Bülent Kayabaş) sevgilisiyle birlikte, Ruhseverler Cemiyeti adlı topluluğun düzenlediği bir ruh çağırma seansına katılır. Timur aklı savunan ve ayakları yere basan bir adamdır. Ruhlara, ruh çağırma seanslarına inancı yoktur. Ancak bu seans gizemli bir adamla tanışmasına ve gerçekte Baron Frankenstein’ın torunu olduğunu öğrenmesine vesile olur. Büyükbabası ona bir vasiyetname bırakmıştır. Para ve şöhrete kavuşacağını öğrenen Timur doğruca büyükbabasının şatosunun yolunu tutar. Ancak büyükbabası, mirasını zengin olması için bırakmamıştır ona. Torunundan isteği, deneylerini sürdürmesi ve bir ölüye hayat vermesidir. Maalesef ki Sevimli Frankenştayn Fantastik Türk Sinema’nın başarısız örneklerinden biri olarak tarihteki yerini almaktan kurtulamaz.

Mary Shelley’nin romanı adeta bir madendir. Uyarlamaların ardı arkası kesilmez. Korku ve bilimkurgu sinemasının altın yılları sayılan 80’lerde de Fraknkenstein ve canavarı beyaz perdede karşımıza çıkmayı sürdürürler. The Bride’da (1985) Baron Charles Frankenstein ve Dr. Zalhus canavara, Eva adını verdikleri bir eş yaratırlar. Fimde Frankenstein’ı İngiliz müzisyen Sting, canavarı ise Amerikalı aktör Clancy Brown canlandırmaktadır. Eva rolünü ise, 80’lerin unutulmaz filmlerinden biri olan Flashdance’ten hatırlayacağınız Jennifer Beals üstlenmektedir.

monstersquad1
The Monster Squad,1987

İsimsiz canavarımız, korku filmi tutkunları için bir efsane sayılan Monster Squad’da ise (Canavar Kadrosu / 1987) Universal canavarları ile bir araya gelir. Kimler yoktur ki bu canavarlar arasında: Karanlıklar Prensi Kont Dracula, binlerce yıllık uykusundan uyanan mumya, dolunay zamanı dehşet saçan kurtadam ve Kara Göl’ün tarih öncesi çağlardan kalma canavarı Gill-man. Ancak canavarımız, bu filmde belki de başka hiçbir filmde olmadığı kadar iyi yürekli ve sevgi dolu çıkar karşımıza. Öyle ki canavarların tarafında değil, onlarla mücadele eden çocukların tarafında yer almaktan çekinmez. Görünüşü ise adeta Boris Karloff’un canavarına bir saygı duruşu niteliğindedir.

İlk Frankenstein uyarlamasının üzerinden 84 sene geçtiğinde, yani 1994’te Shelley’in romanı bir kez daha aktarılır beyaz perdeye: Mary Shelley’s Frankenstein. Zengin kadrosuyla göz dolduran ve romana olabildiğince sadık kalan film, belki de sinema tarihinin en iyi Frankenstein uyarlamasıdır. Filmde Robert De Niro canavar, Kenneth Branagh Victor Frankenstein, Helena Bonham Carter Elizabeth olarak çıkarlar karşımıza. Film, En İyi Makyaj Akademi Ödülü’ne, Saturn Ödülleri’nin neredeyse tamamına ve “Yapım Tasarımı” dalında da BAFTA ödülüne aday gösterilir; ancak film bu ödüllerin hiçbirine kavuşamaz.

Shelley’in romanı, çizgi filmlere konu olmaktan ve küçük yaştaki seyircilerin de ilgisini kazanmaktan geri kalmaz. Alvin and the Chipmunks Meet Frankenstein (1999), Frankenweenie (2012), Hotel Transylvania (2012), Scooby-Doo! Frankencreepy (2014), Hotel Transylvania 2 (2015) bunlardan bazılarıdır.

frankenstein-1994-02-g
Mary Shelley’s Frankenstein, 1994

Bu hikâyeyi biliyorsunuz. Şimşek çakması, deli bir dahi, acayip bir yaratık. Dünyayı elbette canavarı hatırlıyor, insanı değil. Ama bazen dikkatlice bakarsanız bir hikâyenin dahası da vardır. Bazen canavar insanın kendisidir.

2015’te karşımıza çıkan bir diğer yapım ise, yönetmen koltuğunda Paul McGuigan’ın oturduğu Victor Frankenstein olur. Film bu kez hikâyeyi Igor’un (Daniel Radcliffe), yani Frankenstein’ın yardımcısının gözünden aktarır. Kambur olan Igor kötü şartlarda bir sirkte palyaço olarak çalışmaktadır. Igor gösterilerin dışında tıp bilimi ile yakından ilgilidir. Bir gün sirkte bir kaza yaşanır ve bu kaza Igor ile Frankenstein’ı bir araya getirir. Frankenstein ölümü yenebileceğini düşünen bir bilim adamıdır. Bunun için de elektriğin gücünden yararlanmaktadır. Igor ise artık onun asistanıdır. Igor ve Frankenstein birlikte dünyayı değiştirmek için kolları sıvarlar.

Mary Shelley, romanını kaleme aldığında elbette bu denli popüler olacağını tahmin edemezdi. Oysa Frankenstein ve canavarı zamanı yendi ve hem edebiyat hem de sinema tarihinde derin izler bıraktı. Bu üç yazıda Frankenstein’ın sinema tarihinde bıraktığı izleri aktarmaya çalıştık. Umarız yeni bilgilere ulaşmanızı ve seyredilecekler listenize bir iki film katmayı başarabilmişizdir.

Önceki

Yazar: Kadri Kerem Karanfil

Bu hesap, artık hayatta olmayan bir yazara aittir. (1980-2021)Bilimkurgu Kulübü emektarı. Yalnız bilimkurguyla değil, korku ve çocuk edebiyatıyla da ilgili. Stephen King'in sadık okuyucusu. Ray Bradbury'nin büyük hayranı. 80'lere ait korku filmlerinin tutkunu.

İlginizi Çekebilir

van halsing-kapak

Kafası Karışık Bir Film: Van Helsing

Senarist ve yönetmen Stephen Sommers, geçmiş yıllarda senaryosunu yazıp yönettiği The Adventures of Huck Finn, …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et