bilimkurgu kulubu

Film Listeleri Will-Smith-bilimkurgu- film-sinema

Tarih: 1 Eylül 2021 | Yazar: Serpil Şahin

0

Will Smith’li 9 Bilimkurgu Filmi

Men in Black (Siyah Giyen Adamlar) ve Independence Day’in (Bağımsızlık Günü) zirvelerinden Wild Wild West’in (Vahşi Vahşi Batı) diplerine kadar, Will Smith‘in en kötüden en iyiye doğru sıralanmış bilimkurgu filmleri burada!

Will Smith, günümüzün en büyük yıldızlardan biri ve kariyerinin ilk meyvelerini çoğunlukla bilimkurgu filmlerindeki olağanüstü performansları ile verdi. Yaklaşık otuz yıllık sinema kariyerine bakıldığında, bu türdeki performanslarını nasıl sıralardık? Ekrandaki varlığı, bir rap sanatçısıyken NBC’de yayımlanan The Fresh Prince of Bel Air‘deki altı sezonluk diziden sonra oluşmaya başladı ama onu parlatan kesinlikle 1996’nın Independence Day’deki performansıydı. Bad Boys‘ta gişe rekorları kıran dönüşünün hemen ardından ve Men in Black film anlaşmasının imzalanmasından hemen önce Independence Day, Smith’in ikonik aksiyon kahramanları arasına girdiğini ve uzaylıları pataklayan maço tarzıyla kendine uygun gömleği bulduğunu gösterdi. Kariyeri yıldızlarla başlayan bu adam, ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dalında iki Akademi Ödülü adaylığına layık görüldü, filmleri gişede 7,5 milyar dolardan fazla hasılat elde etti ve 2007’de Newsweek onu ‘Hollywood’un en güçlü aktörü’ olarak nitelendirdi.

Bu tanımın gücü elbet azalmadı ve Smith kariyeri boyunca bilimkurgu dünyasından asla uzaklaşmadı, hatta onu sosyal medya üzerinden takip eden biriyseniz bilimkurguya olan ilgisinin hayatını büyük oranda kapladığını da görebilirsiniz. Smith’in her dönüşü elbette zaferle taçlanmadı; 2013’teki After Earth ve 1999’daki Wild Wild West, Smith’in kariyeri boyunca en kötü iki filmi arasında yer alıyor. Ve işte karşınızda Will Smith’in kötüden iyiye doğru  sıralanmış bilimkurgu filmleri…

After Earth (2013)

After Earth

2015 yılında Esquire’e verilen bir röportajda Will Smith, bu filmi kariyerinin ‘en acı verici başarısızlığı’ olarak nitelendirdi. Gerçekten de After Earth, ebeveynlik üzerine aşırı duygusal düşünceleri, cansız görsel efektleri ve sadece Smith’in değil oğlu Jaden’in de ruhsuz performansı ile savunması zor bir film. Baba-oğul dinamiği 2006’daki The Pursuit of Happyness’te fantastik bir etki için kullanıldı, ama söz konusu ruhsuzluk bu filmin sıkıcı olmasının ana nedeniydi.

Smith’in doğasında var olan o yüksek enerji filmin hiçbir yerinde sergilenmiyordu. Oysa onun cazibesi bir şeylere liderlik etmesindeydi; lider bu kez Jaden’di ve Jaden henüz böyle büyük bir filmi taşıyacak deneyime sahip değildi. Uzaylı bir türü yenmek için duygularını gizlemeye zorlanan insanlarla ilgili olan filmin, Scientology’e üstü örtülü imadan daha fazlasını sunması ya da yönetmen M. Night Shyamalan‘ın daha önceki filmlerini böylesine büyük zaferlere taşıyan ustalık ve kişilikten birazını bu filmde de sergilemiş olması gerekirdi, ama gelin görün ki ikisi de yok.

Wild Wild West (1999)

Bad Boys, Independence Day ve Men in Black’in art arda elde ettiklerinden sonra, 1960’lardaki TV şovunun Barry Sonnenfeld tarafından yapılan bu uyarlamasından herkes umutluydu, ancak beklenen olmadı. Ne yazık ki filmin, düzenli olarak tüm zamanların en kötü filmleri listelerinde kendisine üst sıralarda yer bulmasının haklı bir nedeni var: Kenneth Branagh, Salma Hayek ve Kevin Kline gibi gerçek yıldızların utanç verici performansları ve filme eğlenceli, ucuz görünümlü bir hava vermek isteyen ama sadece pejmürde ve ilham çıkışı olmadan yaratılan steampunk prodüksiyon tasarımı ile Wild Wild West eski büyük bir Hollywood bombası.

Yine de Smith suçlanamaz. Her zamanki gibi karizmatik ve kovboy şapkasıyla harika görünüyor. Filmin şarkılarındaki eğlenceli rap havasının yarısı bu filmde olsaydı kült bir başyapıt olabilirdi. Ne de olsa 1990’ların en ikonik film şarkılarından birine imza atmıştı Smith.

Gemini Man (2019)

2019, yaşlanmış versiyonlarla genç versiyonların karşılaşma yılı oldu. Martin Scorsese‘nin yönettiği The Irishman’da Robert De Niro, Al Pacino ve Joe Pesci’nin performanslarının genç hallerini bilgisayar tarafından oluşturulmuş 3 boyutlu versiyonlarına çeviren yeni bir kamera ve yazılım sistemi kullanıldı. Ang Lee de bunu Gemini Man ile gerçekleştirecekti. Gemini Man fikri 20 yılı aşkın süredir ortalıkta dolaşıyordu ve teknoloji henüz bu fikre ayak uyduracak kadar ileride değildi. Orta yaşlı bir suikastçı olan Henry’nin kendisini öldürmesi için gönderilen genç klonu Junior ile savaşını konu alan film, Smith tam 51 yaşındayken büyük ekranda olacaktı.

Lee vizyonunu gerçekleştirmek için Yeni Zelanda merkezli Weta Digital ile çalıştı. Weta görsel efekt süpervizörü Guy Williams, “Will Smith’i aldık ve Jurassic Park’taki dinozorlar gibi tam bir CGI varlığa dönüştürdük. Bu bir büyütme değil, tam bir ikame,” derken bu ‘dijital yaratımı’ oluşturmak için Lee ve ekibi, Bad Boys, Six Degrees of Separation ve Junior için en iyi referanslardan birisi olması amacıyla Smith’in özellikle babası ile olan hayatını da taradı. 90’ların havasını Junior’da çok iyi dirilttiği ve dünya yorgunluğunu da Henry’de kusursuz gösterdiği için oluşan tezat, Smith’in kusursuz oyunculuğunu ortaya çıkarmış oldu ama ne yazık ki filmin kalanı, Ang Lee’nin yüksek kare hızı ve yeni teknolojideki son deneyleriyle aynı kategoride kaldı. (bkz: Billy Lynn’s Long Halftime Walk). Görseller çoğunlukla etkileyici olsa da ateşleyici bir hikâye olmadığından en iyi ihtimalle “eh işte” diyeceğimiz bir aksiyon filmi olarak tanımlayabiliriz.

Men In Black II (2002)

Taş gibi orijinal filmi DVD’de sürekli izleyerek büyüyen Y kuşağı için ikinci film özel bir yere sahip olsa da, yetişkin olduklarında orijinaldeki uzaylı yaşamını denetleyen gizli toplumun anlatımına kıyasla sönük olduğunu görebilirler.

İlk filmdeki yıldızlar Tommy Lee Jones ve Will Smith’in kışkırtıcı kimyası burada çok kısır; Smith artık gruptaki yeni adam değil ve Tommy Lee Jones çocukça mizah anlayışına büyük ölçüde ilgisiz. Tasarımcı Rick Baker tarafından yaratılan bazı olağanüstü yeni uzaylı karakterler var, ancak Flynn Boyle’un Razzie adaylığında şekil değiştiren uzaylı Serleena performansından çok daha az eğlenceli kötü adamlar bunlar.

I, Robot (2004)

Bu 2004 bilimkurgu aksiyon gerilim filmi, Isaac Asimov‘un 1950’deki temel kısa öykü koleksiyonuyla aynı adı paylaşsa da tamamen farklı bir çalışma. Jeff Vintar ve Akiva Goldsman’ın senaryosu, Will Smith’in cesur ve robotlardan nefret eden bir polisi oynadığı, insansı robot ordularının hizmet ettiği bir toplumu merkez alıyor. Smith, cinayetle suçlanan bir robotla karşılaştığında onun önyargısını daha çok görürüz.

Sonny adı verilen ve Alan Tudyk (hareket yakalamayı da yapan) tarafından seslendirilen bu robot, filmin en ilgi çekici yönü; hayrete düşürecek kadar duygusal merkeze sahip tüyler ürperten bir düşman. Yine de bu bir yapay zekânın serebral bilimkurgusu ya da Minority Report (Azınlık Raporu) değil, daha çok yaz heyecanı taşıyan patlamış mısır filmi. I, Robot’ta Smith’i görmeye alışkın olduğumuz lider rolünde gördüğümüzden akıllara mıhlanmış bir başarı olarak değerlendirebiliriz.

Men In Black 3 (2012)

men-in-black 3

Birçok yönden hiçbir Men in Black devam filminin orijinalini yakalayamaması ne kadar da hayal kırıklığı! Men in Black 3, ikincisi ile aynı ligde olmasa da hâlâ büyük ölçüde gereksiz olduğu algısından kaçamıyor. Neyse ki, Will Smith’in her zaman bu filmlerin en değerli varlığı olduğu konusunda herkes hemfikir. Bu seride, Flight of the Conchords’dan Jermaine Clement’in oynadığı son derece eğlenceli bir kötü adamla boy ölçüşüyorlar. Tommy Lee Jones seriden vazgeçerken, Men in Black 3’teki yerini performansı yeterince değer görmemiş daha genç bir ajan K’yi canlandıran ve Smith’in yeni fikir tartışma partneri olan Josh Brolin’e bırakıyor ve Smith’in ilk filmdeki karakterini ustalıkla sergileten bir olay örgüsü bizleri bekliyor.

Men in Black 3 asla orijinalin seviyesine ulaşamasa da Ajan K ve J’nin olay örgüsüne şaşırtıcı derecede duygusal bir çözüm getirmekle bile övgüleri hak ediyor. Eğlenceli bir bilgi de verelim: 215 milyon doların üzerindeki bütçesiyle bugüne kadar yapılmış en pahalı komedi filmi.

I Am Legend (2007)

I Am Legend, açılış sekansının vaat ettiği gibi bir başyapıt değilse de bunda Will Smith’in payı yok. Ekranı ve mesaiyi sevgili köpeği ile paylaştığından en iyi performansı olabilir. Kimyaları şaşırtıcı derece güçlü çiftlerden birini oluşturuyorlar ve Smith’in repertuvarındaki en saf ve en duygusal sahnelerin oluşmasına sebebiyet veriyorlar.

Talihsizlik şu ki; Smith’in gerçekçi performansı ile göz kamaştırdığı kıyamet sonrası filmde, CGI zombiler de kör ediyor. Yine de bu, Smith’in en büyük rollerinden biri; zahmetsiz görünen uyumu ve insanlık için mükemmel bir vitrin oluşu…

Independence Day (1996)

ndependence day

Will Smith, Roland Emmerich‘in bilimkurgu felaket filminde ekranda olduğu her an çok ikonik. O kadar ki; onun sahneye girişinin 25. dakikada gerçekleşmesi ya da Bill Pullman, Jeff Goldblum ve Randy Quaid gibi a sınıf oyunculardan oluşan isimlerle çevrili olması bu gerçekliği değiştirmiyor. Independence Day, Hollywood’un gişe rekorları kıran en önemli yapımlarından biri, bunda ABD şehirlerinin uzaylılar tarafından tamamen buharlaştırılmasının dehşetinden korkarak masanın altına saklanan ve annesini telefonla arayan Harvey Fierstein’in de payı var mıdır bilemeyiz tabii.

Neyse ki tüm bu curcunaya rağmen, Smith’in Steven Hiller rolüyle uzaylı yumruklamasına odaklanıldığında Independence Day acayip heyecan verici görünüyor. 25 yıl sonra bugün dahi “Dünyaya Hoş Geldiniz”, ” Küçük arkadaşıma merhaba deyin” ve “Hasta la vista, bebek” cümleleri alıntılar arasındaki güçlü yerini koruyor. Evet, Smith’i devam filminde göremedik. Ancak bu, serinin hâlâ en akıldı kalıcı karakterine hayat verdiği gerçeğini değiştirmiyor.

Men In Black (1997)

men_in_black

Will Smith, Bad Boys ve Independence Day’den sonra gerçek bir film yıldızı değilse, o zaman Men In Black sözün bittiği yer. Burada diğer iki yapımdaki gibi taze, komik ve coşkun bir çekicilikle dolu, fakat bu sefer filmi saran bu özellikler ona darbe üzerine darbe indirir. Men In Black, gişeye girdiği yaz rekor kırmıştı. Akıllıca kurgulanmış, iyi yönetilmiş, yaratıcı bir şekilde çekilmişti ve aynı zamanda izlemesi tam bir adrenalin patlaması, yüksek konseptli bir komediydi.

Tommy Lee Jones’un ölmüş de haberi olmayan yaşlı hali ile Smith’in şaşkın köpek yavrusu gibi dolanmasının yarattığı tezatlığın polisiye filmlerindeki en güzel versiyonu. Barry Sonnenfeld’in yönetmenliği ve Rick Baker’ın olağanüstü çılgın yaratıklarıyla film kaprisli ve esprili bir görsel şölen haline geliyor. Will Smith, a sınıfı oyunculuğunu ve yıldızlara özgü cazibesini filmlerinin çoğunda gösterdi, ama bu film en eksiksiz ve eğlenceli olanı.

Kaynak

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

"Eşek kadar kadın çizgi film mi izlermiş" isyanına cevap olarak doğdum. Radyo ve TV ile başlayan iş hayatı, dergi ile devam etti ve 2006'dan bu yana dijital reklam sektöründe çalışıyorum. Hikaye kitapları (Aşk Yemeği Acılı Sever ve Yakıngörmez) yazdıktan sonra, şimdilerde bir roman üzerine çalışıyorum.