bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri

Tarih: 10 Eylül 2019 | Yazar: Can Kaçan

0

Star Trek V: The Final Frontier

Leonard Nimoy‘un Star Trek filmleri hem eleştirmenler tarafından beğeniyle karşılanmış hem de ticari yönden başarılı olmuştu. Ancak serinin beşinci filmi The Final Frontier’in yönetmenlik koltuğuna bu sefer William Shatner oturuyordu ve bu değişiklik diğer bölümlerin kazandığı imtiyazları neredeyse yok ediyordu. The Final Frontier’da Yıldız gemisi Atılgan, sonsuz evrenin sonunu temsil eden ve daha önce hiç kimsenin gitmediği bir yere, efsanevi Büyük Bariyer’i aramaya gidiyordu. Peki ama bu gizemli Bariyer’in ötesinde ne vardı? Sonsuz bir boşluk mu, bir kara delik mi, yoksa bir tür yaratıcı mı? Belki de Bariyer, bazılarının inandığı gibi hayatın başladığı yer olan Eden‘e açılıyordu…

Atılgan, Bariyer’e yaklaşıncaya kadar film oldukça sıkıcı ve yavaş ilerliyordu. Ancak bundan sonrası tam bir gizem ve heyecan cümbüşü vaat eder nitelikteydi. Star Trek’i Star Trek yapan tüm o etmenler bir araya getirilebilir, izleyenlere unutamayacakları bir hikaye anlatılabilirdi. Ne var ki işler pek de öyle gitmedi ve The Final Frontier, bugün dahi “en kötü Star Trek filmi” olarak anılmaktan kurtulamadı.

Kirk, Spock ve McCoy, Yosemite Doğa Parkı’nda tatilin keyfini çıkarmakla meşgulken, gizemli Nimbus III gezegeninde insanların acılarını ortadan kaldırabilen bir Vulkan ortaya çıkar. Nimbus III’e nasıl geldiği bilinmeyen çılgın Vulkan Sybok, güçlü kader ve tanrı inancına sahip bir kişiliktir. Amacı ise bir yıldız gemisini ele geçirip gezegenden ayrılmaktır. Planını devreye sokarak Dünya, Klingon ve Romulan temsilcilerinden oluşan bir heyeti rehin alır. Tabii olay patlak verir vermez bizim ekibin tatili sona erer ve derhal olaya müdahale etmeleri istenir…

Anlamsız açılış sahnelerinden sonra film bir çeşit komplo geliştirmeye girişiyor, ancak bu komplo o kadar karışık ve yetersiz şekilde anlatılıyor ki, gelecek sahnelerden de umudu kesme raddesine varıyoruz. Beklenildiği üzere Sybok, bir yolunu bulup Atılgan’ı kaçırmayı başarıyor. Dahası tüm mürettebatı da etkisi altına alarak kendi safına çekiyor. Derdi ise tanrının yaşadığını düşündüğü ve daha önce hiçbir Federasyon gemisinin geçemediği Galaktik Bariyer‘in ötesine ulaşmak. Sybok amacına doğru emin adımlarla ilerlerken, bizim ekipse gemiyi tekrar ele geçirme telaşesine düşüyor.

Sha_Ka_Ree_God_and_Sybok

Peşi sıra gelen bir dolu hararetli gelişmeden sonra Atılgan, nihayetinde Tanrı‘nın gezegenine, Bariyer’in ötesine ulaşmayı başarıyor. Sybok, Kirk, Spock ve McCoy, Tanrıyı bulmak için gemiden ayrılıp gezegende keşfe çıkıyor. Ve sonunda o meşum sahne gelip dayanıyor: Tanrı yerine, gemilerine el koyup buradan ayrılmayı planlayan ve Tanrı rolü oynayan bir uzaylı ile karşılaşıyorlar. Finale dair özellikle göze batan şey diyalogların yetersiz olması. David Warner, Laurence Luckinbill ve Cynthia Gouw’un oynadığı ana karakterleri tanıtan diyalogların yarıda kesilmiş hissi vermesi ve çoğu konuşmanın bir sonuca bağlanmaması rahatsızlık verici düzeyde. Neredeyse filmin tamamı açık uçlarla, göz ardı edilen gelişmelerle ve unutulmuş karakterlerle dolu.

Yapımın belki de en kayda değer anları, karakterlerin birbirlerine yol gösterdiği zamanlar. Başlangıçtaki kamp ateşi sahnesi başarılı ve oldukça da eğlenceli. Ne var ki filmin özel efektleri gerçekten kalitesiz ve hikayesinde de ciddi sorunlar var. Girift bir kurgu yaratılmaya çalışılmışsa da, ortaya çıkan şey karman çorman bir olay örgüsünden ve bir sürü yanıtsız sorudan ibaret kalmış. Uzun lafın kısası, William Shatner’ın yönetmenlik girişimi tam anlamıyla bariyere toslamış!

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Asimov ve Stargate hayranı...