the shift

Propagandanın Gölgesinde: The Shift

Beyaz perdeye 2015 çıkışlı The Gallows serisi ile adım atan Brock Heasley, daha sonra 2019’da korku ve drama türünde 20 dakikalık bir kısa film çekti. Ancak kısa film beklediği ilgiyi görmedi. Yine de pes etmemekte kararlıydı. Yaklaşık dört sene sonra ilk uzun metrajlı ve ciddi işi sayılabilecek The Shift ile tekrar pistlere döndü. Başrollerinde Kristoffer Polaha, Neal Mcdonough ve Yüzüklerin Efendisi serisinde Sam’i canlandıran Sean Astin‘in olduğu film, bilimkurgu ve aksiyon türlerinin yanı sıra dini merkezciliğiyle birçok eleştiriyi de beraberinde getirdi.

Hikâyemiz, ünlü bir iş adamı olan Kevin’ın tüm servetini kaybettiği bir günde barda yalnız başına takılırken yanına gelen bir kadınla konuşmasıyla başlıyor. Bu ilk tanışma zamanla evliliğin kapılarını aralıyor. Çift mutlu mesut hayatlarına devam ederken olaylar Kevin’ın bir trafik kazası geçirmesiyle tepetaklak oluyor. Kazadan anlam veremediği bir şekilde kurtulan Kevin, ara sokakta bir yabancının çabaları sonucu kendine geliyor. Tanımadığı bu kişinin daha sonra The Benefactor olduğunu öğrendiği bu sahne, filmin tüm doğasına hâkim düşüncenin tohumlarının daha en başından atıldığını gösteriyor. Hayırsever olarak bilinen karakter, aslında melek görünümlü bir şeytan.

The Benefactor’ın yani Şeytan’ın hikâyeye dâhil olmasıyla The Shift‘in distopik evreni açığa çıkıyor. Hayırsever’in bir lider olduğu bu evrende Kevin, neler olup bittiğini anlamaya çalışırken seyirciler de filmin gidişatı konusunda iyice meraklanmaya başlıyor. Şeytan’ın krallığı olarak lanse edilen bu yerde baskıcı bir güç kol geziyor. Bu güçten yararlananlar ise ona hizmet eden yer değiştiriciler, yani Shifter’lar. Kevin ve Hayırsever’in bu evrendeki ilk konuşmasında yer değiştiricilerin evrenler arasında yolculuk ettiği ve insanların gerçek hayatlarında ufak değişiklikler yaptığı gibi birkaç bilgi de kulağımıza çalınıyor.

Dini inancına sadık olan Kevin’ın Tanrı’ya sığınıp dua etmesiyle Şeytan ortadan kaybolunca film dengesiz giden treni rayına oturtmaya kalksa da bunu pek sağlayamıyor. Karısına ulaşmaya çalışırken tam bir mümin profili çizen başkahramanımızın arayışlarını işleyen gelişme aşaması ise basit ve çiğ. Öte yandan yapım, dramın getirdiği ağır işleyişle vermek istediği mesajı ön planda tutmaya çalışıyor. Oysa sıkı bir bilimkurgu izleyicisine göre mesaj apaçık ortada. Çünkü bilimkurgusal ögeler filmde tamamen bir araç olarak kullanılmış görünüyor. Ayetlerin, Şeytan’ın, Tanrı’nın, ilahi dokunuşların ve cehennemin bir çocuğa anlatılır gibi anlatıldığı filmde, bu ögeler bir yer değiştirici bileklikten ve farklı evrenleri ve o evrendeki herhangi birisinin hayatını gösterebilen bir cihazdan ibaret.

İncil ve Hristiyanlık gibi dini unsurların cirit attığı film, öyle ya da böyle devam ederken yavaş yavaş finale doğru tırmanıyor. Eşini olası tüm evrenler arasından şans eseri bulan Kevin, peşindeki şeytani güçlerle son bir kez daha yüzleşiyor. Şeytan’ın kendisine sunduğu iki seçenekten birini seçmek zorunda kalan kahramanımız, vurucu bir final gözüyle bakılan bu noktada seçimini başka birisinin hayatını kurtarmaktan yana kullanıyor. Yine de bu vurucu darbenin ardından finalde olup bitenler, istemeden de olsa filmin en başından beri inan, iyi ol, sorgulama ve ödülünü al sistemine çelişkili bir bakış açısı sunuyor.

Filmin teknik açılarına baktığımızda ise oyunculuk anlamında The Benafactor rolüyle kötülüğü temsil eden Neal Mcdonough, diğer oyuncuların arasından kolaylıkla sıyrılıyor. Sean Astin ise senaryodaki önemli oyunculardan birisi gibi görünmesine rağmen üstlendiği kişiliğe yeterince bürünemiyor. Kamera açılarının ve müziğin ortalama olduğu filmde en büyük eksikliklerden birisi de Hayırsever’in yarattığı distopik dünyanın detaylandırılamaması. Mekânların azlığı ve düzeninin işleyişine dair bilginin üstünkörü verilmesi, izleyicinin hikâyeye bağlanmasını zorlaştırıyor.

Toparlayacak olursak; bilimkurgunun popülerliğinden yararlanmaya çalışan The Shift, türün ruhuna ters düşen kurgusu ve hikâyesiyle vasatın altında bir performans sergiliyor. Dahası, açıkça bir propagandaya hizmet ediyor ve onun gölgesinde büyümeye çalışıyor. Kısacası hem din, Tanrı ve inanç gibi konuları hem de bilimkurguyu seviyorsanız The Shift tam size göre. Ama daha gerçekçi, felsefi ve her yönüyle size hitap edecek bir film istiyorsanız tatmin olmanız zor görünüyor.

Yazar: Ahmet Boyraz

1993'de Adana'da doğdu. Futbol ve Bilimkurgu hastası. Bilimkurgu konusunda üretmekten çok tüketme eyleminde olsa da bunu tersine çevirmek için elinden geleni yapıyor.

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et