priest-kapak

Post-Apokliptik Vampirler Western ile Buluşursa: Priest

Sinemada türlerin birbirine karışması ve birkaç türe birden giren filmlerin görülmesi sıkça rastlanan bir durumdur. Örneğin, yaratıkların insanlara saldırması korku filmlerinin konusudur. Ancak Gremlins filminde bu, komedi unsurları katılarak izleyiciye aktarılır. Alien filminde ise yaratığımız bir uzay gemisinin mürettebatına saldırır ve hikâye bilimkurgu ile harmanlanır. Hatta bazen üç türün birbirine karıştığı bile olur. Alien‘ın devamı olan Aliens filminde bilimkurgu ve korkuya aksiyon da eklenir ve üç film türünün de sınırlarına giren bir eser çıkar ortaya.

Yazımızın konusu olan 2011 yapımı Priest de üç farklı tür sinemasının içerisinde değerlendirilebileceğimiz yapımlardan. Hem bir Western hem bir post-apokaliptik bilimkurgu hem de bir korku filmi ile karşı karşıyayız. Scott Stewart’ın yönettiği ve Paul Bettany’nin başrolünde oynadığı eser, Hyung Min-woo’nun aynı adlı Kore çizgi romanından uyarlanma. Hikâyemiz, insanlık ile vampirler arasında süren uzun soluklu bir savaşın sonrasında geçiyor. Bu distopik gelecekte bir rahibin, vampirler tarafından kaçırılan yeğenini kurtarma çabasına şahit oluyoruz.

Filmdeki vampirler, alıştığımız vampirlerin aksine karınca kolonilerine benzer bir toplumsal yapıya sahip. Bir tane kraliçe vampir var ve kolonideki tüm işçi ve asker vampirleri o doğuruyo (veya yumurtluyor). Asker vampirler ve insanlar arasında yüzyıllar boyunca savaşlar yaşanmış ve insanlar savaşı kaybetmeye başlayınca kilisenin de desteğiyle rahipler denilen özel bir birlik yetiştiriliyor. Rahipler, tapınak şövalyeleri ile ninjaların bir birleşimi olarak tanımlanabilir. Hem asker hem suikastçı hem de din adamları. Rahipler savaşın seyrini değiştiriyor ve vampirler yenilmeye başlıyor. Rahiplerin bu başarısı sonucunda kilise tüm gücü ve devlet otoritesini ele geçiriyor.

İnsanların Orta Çağ’dan sonra yeniden büyük surlarla çevrili şehirlerde yaşamaya başladığı bu post-apokaliptik dünyada artık kendilerine gerek duyulmayan rahipler, toplum tarafından dışlanan kişiler oluyor. Surların dışı ise tamamen çöllerden ve vahşi batıdaki gibi kasabalardan oluşan bir dünya. Son derece tehlikeli. Haydutlar ortalıkta cirit atıyor. Film, western türünün “yalnız kahraman“, “intikam“, “yasa dışı sınırlar” ve “vahşi doğa” tarzı temalarını, vampirler ve totaliter bir kilise rejimi gibi distopik unsurlarla harmanlıyor.

Filmdeki Paul Bettany tarafından canlandırılan ana karakter Rahip, savaş sonrası toplumda bir yere ait olmayan ve kilisenin otoritesine meydan okuyan bir kişilik. Karakter, western türünün tipik “yalnız kovboy” arketipini yansıtıyor, ancak distopik bir geleceğin getirdiği yabancılaşma ve bireysel mücadele temalarını da bünyesinde barındırıyor. Din ve inanç sistemleri, totaliter rejimler ve bireysel özgürlükler gibi temaları işleyen yapım, aynı zamanda bir aksiyon filminden beklenen tempolu sahnelere ve görsel efektlere de sahip. Paul Bettany, başroldeki Rahip karakteriyle güçlü bir performans sergilerken, Karl Urban, Cam Gigandet, Maggie Q, Lily Collins, Stephen Moyer ve Christopher Plummer gibi isimler de filmde önemli roller üstleniyor. Oyuncu kadrosunun performansı, filmi daha da etkileyici kılan unsurlar arasında.

Priest, görsel stil ve atmosfer açısından da öne çıkıyor. Karanlık ve kasvetli bir dünya yaratmasının yanı sıra western türünün geniş çöl manzaralarını ve kasaba sahnelerini distopik bir çerçevede yeniden yorumluyor. Her şeye rağmen yapım, eleştirmenlerden karışık yorumlar aldı. Bazı eleştirmenler filmi görsel stil ve sanat yönetimi açısından övse de, genel olarak tür klişelerini, senaryosunu, oyunculuğunu ve aksiyon sahnelerini eleştirmekten geri durmadı. Aksiyon ve korku türlerini birleştiren ve izleyiciye görsel olarak etkileyici bir deneyim sunan eser, gerçekten de hikâye anlatımı ve karakter gelişimi açısından bazı eksikliklere sahip. Yine de, alternatif bir evrende geçen bu distopik hikâye, özellikle türün hayranları için ilgi çekici olabilir.

Son olarak filmle ilgili ilginç bir bilgi de verelim. Filmde vampirlerle savaşan oyunculardan Cam Gigandet, Twilight filminde, Stephen Moyer ise True Blood dizisinde vampir rolünü canlandırmıştı.

Yazar: Halil Alpaslan Hamevioğlu

1980 Polatlı doğumluyum. 80'ler ve 90'lar kuşağında yetişmiş bir bireyim. O devrin her bireyi gibi ben de bilimkurguyu video kasetlerden tanıdım. Sonra özel kanallar geldi. Hayal dünyam iyice genişledi. Eh, gerçek yaşamda da dünyanın içinden geçtiği dönüşümü gördüm. Sovyetler'in bitişini, Berlin Duvarı'nın yıkılışını, popüler kültürün tüm dünyayı etkisi altına alışını... Bir gün okulum bitti ve hem gördüklerimi hem de yaşadıklarımı yeni nesillere aktarayım dedim. Öğretim görevlisi oldum. Gazi Üniversitesi’nde başlayan, Başkent Üniversitesi’nde devam eden öğreticiliğimde ülke sınırlarını aştım ve kendimi Amsterdam Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde buldum. Oldum olası yazmayı sevmişimdir. Aşık olduğum bilimkurguyu ve yazma hobimi de burada birleştireyim dedim. Şimdiden iyi okumalar.

İlginizi Çekebilir

the rover

Dikkatlerden Kaçan Sıkı Bir Post-Apokaliptik: The Rover

2012 yılında Breaking Down Part 2 filmiyle Twilight serisi sona erdiğinde, insanlar Robert Pattison‘ın kariyerinin …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et