bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri Gece Dunyayi Yuttugunda

Tarih: 9 Ekim 2018 | Yazar: Canberk İleri

0

Kapalı Mekan Zombi Filmi: Gece Dünyayı Yuttuğunda

Gece Dünyayı Yuttuğunda, orijinal ismiyle La nuit a dévoré le monde, kendini yalnızlık teması üzerine inşa etmiş bir zombi filmi. İlk gösterimini 13 Ocak 2018’de Angers European First Film Festival’da yaptı. Ülkemizde 28 Eylül’de vizyona giren film, gösterime girdiği festivalin isminden de anlaşılacağı üzere yönetmenin ilk uzun metraj filmi. Daha önce iki kısa film çekmiş olan Fransız yönetmen Dominique Rocher, Gece Dünyayı Yuttuğunda’nın senaryosunu Jérémie Guez ve Guillaume Lemans’la birlikte Pit Agerman’ın aynı isme sahip olan romanından esinlenerek yazdı. Çekimlerin tamamı Fransa’da Paris’te yapıldı.

Düşük bütçeli ve görece orta uzunluktaki bu film, oldukça az sayıda oyuncuya ve mekana sahip. Baş roldeki Norveçli oyuncu Anders Danielsen Lie, Sam karakterini canlandırıyor. Anders’ı Joachim Trier’in Oslo, 31 Ağustos ve Reprise filmlerinden hatırlıyor olabilirsiniz. Tam zamanlı bir doktor olarak çalıştığını da ilginç bir bilgi olarak not düşelim. İranlı oyuncu Golshifteh Farahani de yardımcı oyuncu rolünde. Kendisini Johnny Depp ile oynadığı Karayip Korsanları, DiCaprio ile oynadığı Body of Lies ya da baş rolünde olduğu My Sweet Pepper Land filmlerinden tanıyor olabilirsiniz. Tecrübeli oyuncu Denis Lavant’ı ise onlarca filmden anımsayacaksınız: Holy Motors, Köprü Üstü Aşıkları, Tokyo!, Mouvais Sang, Boy Meets Girls…

George A. Romero’dan bu yana zombi imgesine de filmlerine de fazlasıyla alışığız. Özellikle 2000’lerden itibaren Resident Evil, 28 Gün Sonra, Shaun of the Dead gibi filmlerle çıkışa geçen tür, The Walking Dead ile zirveye ulaştı. Bu popülerlikle beraber son yıllarda onlarca zombi filmi gördük. Gece Dünyayı Yuttuğunda filmi için bu kervanın bir ürünü diyemiyorum. Çünkü bu furyanın leş filmlerini kenara bırakırsak, belli bir kalitenin üstünde olan popüler örneklerden biraz farklı. Bilindik örneklerde aksiyonun bol olduğu, zombilerin dünyada yarattığı kargaşaya ve dehşete odaklanan hikayeler izliyoruz. Ancak bu filmde, daha çok zombi kategorisi dışında kalan, nükleer savaş sonrası temalarındaki sığınakta hayatta kalma hikayelerine benzer bir hissiyat var.

Az sayıda mekan var demiştik. Hikaye tek bir sokakta, tek bir binanın birkaç dairesinde ve koridorlarında geçiyor. Bu yüzden The Man from Earth’ü anımsayarak, Kapalı Mekan Zombi Filmi başlığını uygun gördük. Ana karakter Sam, bir müzisyen ve eski sevgili Fanny’de kalan kasetlerini almak için ona gidiyor. Ancak evinde çok kalabalık bir parti düzenlendiği için Sam’le bir türlü ilgilenmiyor. Kalabalıktan sıkılmış – büyük ihtimalle sosyal olarak çok başarılı bir karakter değil ve bu özelliğin, onunla özdeşlik kurmamızı kolaylaştıracağı düşünülmüş – ve burnunu çok sert şekilde çarpmış Sam’i, sessiz olduğu gerekçesi ile odasında beklemeye alıp yalnız bırakıyor. Burnunun kanamasını durdurmak için koltuğa uzanan Sam, uyuyakalıyor.

Uyandığında odadan çıkan Sam, evin darmadağın ve kan içindeki halini görünce şoka uğruyor. Sersemliği üstünden atınca evde geziniyor, üstüne saldıran kan içindeki insanlarla karşılaşınca kendini odaya kapatıyor. Binadaki sesleri dinliyor, sokaktaki dehşeti seyrediyor. Neler olduğunu düşünüp kafasını topladıktan sonra binada keşfe çıkıyor; malzeme ve yiyecek topluyor. Yalnızlık günlerine başlıyor. Durumu kabullenince, etrafı temizleyip kendine uğraş edinmeye başlıyor; eski kayıtlarını dinliyor, müzik yapıyor. Kendince eğleniyor, müzik kaydediyor, bateri çalıyor, spor yapmaya başlıyor. Müzik, filmin olumlu yönlerinden en öne çıkanı; hem eğlenceli ve hoş anlar var, hem de sessizliği, kimsesizliği dağıtan yönüyle etkili bir araç olmuş. Sam’in sokaktaki zombileri seyredip, incelemesi ve onlarla olan ilişkisi, I Am Legend’taki Robert Neville karakterini akla getiriyor.

Aksiyon zombi filmlerinin aksine, “birden patlak veren bir salgının ortasında tek başıma kalsam nasıl hissederdim ve nasıl bir ruh halinde olurdum, tek başıma ne kadar süre akıl sağlığımı koruyabilirdim” gibi sorulara cevap araması, filmi diğerlerinin yanında daha özgün bir yere yerleştiriyor. Karakterin başka hiçbir insana denk gelmemesi üzerine varlığını sorgulayan halleri ve sayısal olarak zombilere karşı tek kalması karşısında kendisini anormal olarak tanımlaması ilgi çekici detaylardan biriydi. Evin asansöründe sıkışıp kalan, Sam’in binadaki tek yoldaşı diyebileceğimiz, zombiye dönüşmüş ihtiyar Alfred’le olan diyaloglar da karakterin yalnızlığını pekiştiren, varoluşsal sorgulamalarını ortaya koyan güzel ögelerden biriydi.

Norveçli oyuncular içinde hatırı sayılır bir üne sahip Anders Danielsen Lie’nin Sam performansı gayet iyi. Binadaki asansörde sıkışıp kalmış zombiyi oynayan Denis Lavant’ın performansı ise tatmin edici. Zaten kendisi hep tuhaf karakterleri, vücudu deforme olmuş insanları ya da yaratıkları canlandırdığı için bu karaktere hayat vermekte hiç zorlanmamış. Sarah karakterini canlandıran Golshifteh Farahani’nin oyunculuğunun çok öne çıkan bir yanı yok. Ancak nispeten ünlü ve farklı coğrafyalarda tanınan – Lie Norveçli, Lavant Fransız ve Farahani İranlı – oyuncuların seçilmiş olması mantıklı.

Türün filmlerinde, özellikle düşük bütçeli olanlarında, makyaj ve efektler çoğunlukla rahatsız edicidir. Bu film, aksiyona dayalı olmadığı için efekte zaten ihtiyaç duyulmamış, makyajlar da kesinlikle göze batmıyor. Bu açıdan sınıfı geçtiğini söyleyebiliriz. Az sayıdaki mekanın seçimi ve dekor da fena değil. Eksiklerinden bahsedecek olursak, en başa Farahani’nin oynadığı karakterin çok çarpıcı bir etkisi olmasına rağmen hikayesinin biraz aceleye getirilmiş olduğunu söyleyebiliriz. Başta değindiğimiz gibi film sığınak hikayelerinin dokusuna sahip, fakat Air ya da The Divide gibi kıyamet sonrası filmlerinin sonundaki etkiyi bırakmayı yeterince iyi başaramıyor. Bittiğinde bir tatminsizlik bırakıyor.

Gece Dünyayı Yuttuğunda, gerek zombi filmleri içinde farklı bir bakış açısı sunmaya çalışmasıyla, gerek Sam’in müzik yaptığı sahnelerin güzelliği ile gerekse ortalama üstü oyunculuğuyla izlenmeye değer bir film. Mavi tonlarındaki film afişinin de çok güzel olduğunu ayrıca belirtmeliyiz. IMDB’de 6.0/10 ve Rottentomatoes’da 78% Tomatometer puanına sahip filmi, eğer ki zombi filmleri müptelası iseniz veyahut korku, gerilim filmleri ilginizi çekiyorsa izlemenizi tavsiye ederiz.

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

İstanbul doğumlu. Bilgisayar mühendisi olmaya çalışıyor. Çoğunlukla progressive rock ve jazz-fusion dinliyor. Bilimkurgunun en çok “New Wave” akımını seviyor. En sevdiği bilimkurgu yazarları Ballard, Lem, Bester ve Le Guin. Ayrıca Latin Amerika Edebiyatı ve onunla özdeşleşmiş Büyülü Gerçekçilik akımına ilgi duyuyor. Latin Amerika’dan da en çok Borges okumaktan zevk alıyor.