bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri

Tarih: 28 Eylül 2019 | Yazar: Buğra Şendündar

1

İki Arada Bir Derede: Ad Astra

2013’te gösterime giren Gravity, bilimkurgu sinemasında yeni bir dönemin habercisiydi. Alfonso Cuaron’un yönetiminde, Sandra Bullock ve George Clooney’nin boy gösterdiği yapım, gerçekçiliğe ve bilimsel temellere dayalı olma iddiasındaydı, ama NASA çalışanlarına göre yapımda bilimsel anlamda birçok hata bulunmaktaydı. Gravity’yi sonraki yıllarda Interstellar (2014), The Martian (2015) ve son olarak da Ad Astra takip etti. Hepsinin ortak özelliği, Hollywood’un ünlü oyuncularının yer alması ve bilimselliğe bağlı olmaya çalışan duruşlarıydı; uzay boşluğunda vakum ortamın sessizliğini de her bir yapım seyirciye yansıttı. Gravity sonrası dönemdeki ana akım sinemada, uzay sahnelerinde ses efekti kullanımının ciddi oranda azaldığını görüyoruz. Dolayısıyla Gravity, bilimkurgu sinemasında uzay sahnelerinde ses efekti kullanımı konusunda yeni bir dönemi başlatmış oldu. Bunun haricinde “yalnızlık” temasının son dönem bilimkurgularında yoğun olarak kullanıldığı da bir gerçek. Ancak Ad Astra yalnızca “uzayda yalnızlık” temasının değil, kişisel yalnızlığın da üzerine gidiyor.

Yakın bir geleceği konu alan film, astronot Roy McBride’ın (Brad Pitt) halen Neptün yörüngesindeki araştırma üssünde hayatta olduğu tahmin edilen babasına ulaşma çabasını ele alıyor. 26 yıl önce Neptün yörüngesine, Lima Projesi adı altında, dünya dışı zeki varlıkların izlerine ulaşabilme amacıyla ekibiyle yola çıkan H. Clifford McBride (Tommy Lee Jones), deney başladıktan yıllar sonra dünya ile olan iletişimini sonlandırır; araştırma sürecinde ekip arasında bazı problemler baş göstermiştir. Bir süredir Dünya’nın maruz kaldığı, dış uzaydan gelen gizemli güç dalgalanmalarının sorumlusunun H. Clifford McBride olduğundan şüphelenen uzay programının (SpaceCom) sorumluları, Roy McBride’ı babası ile iletişim kurması amacıyla görevlendirir. Bu gizli görevde McBride, SpaceCom’un Mars yer altı üssündeki telsiz istasyonuna ulaşması için önce Ay’a gidip ikinci bir uzay aracıyla aktarma yapması gerekecektir.

Görevi boyunca kendisine eşlik eden Albay Thomas Pruitt (Donald Sutherland), babasının eski bir dostudur. Thomas Pruitt’in görevin karanlık yönü ile ilgili bazı sırları vardır ve McBride, babası hakkında anlatılan birtakım görüşlerin hiç de göründüğü gibi olmadığını öğrenecektir. Babasının Neptün yörüngesinde anti-maddeyi tepkimeye geçiren güç motoruyla yaptığı deneyler, Dünya’yı tehdit eder hale gelmiş; Lima Projesi’nin yürütüldüğü uzay istasyonunda diğer ekip üyelerinin hayatlarından da umutlar kesilmiştir. Kendini mesleğine adamış bir astronot olan Roy McBride, bu uğurda eşiyle ilişkisini yürütememiştir ve Lima Projesi için kendisini adeta terk eden babasına karşı karışık duygular beslemektedir. Özellikle kritik görevlerde ve kriz anlarında sağlam bir iradeye sahip olan Roy McBride, mental gücünü babasıyla iletişime geçmeye çalıştığı Mars’taki telsiz odasında gösteremez; görevin misyonuna psikolojik risk teşkil edebileceğine karar veren SpaceCom, McBride’ı görevden alır. Mars’ta tanıştığı ve Neptün görevine giden iki ekip üyesinin kızı olan Helen Lantos (Ruth Negga), Lima istasyonunu yok etmeyi amaçlayan rokete gizlice binmesi için McBride’a yardımcı olur.

Ad Astra gösterime girmeden kısa süre önce, bazı aksiyon sahnelerinin kısa klipleri ardı ardına sıralandı. Kliplerin yayımlanması ile beklentisini yükselten izleyici, gösterim sonrası bambaşka bir yapımla karşılaştı; eserin vaat ettiğiyle ortaya çıkan iş bambaşkaydı. Yapım, Roy McBride’ın içsel yolculuğuna ve baba oğul ilişkisine odaklanıyor. Aksiyon sahneleri bir tek amaca hizmet ediyor: McBride’a eşlik eden ekip üyelerinin bir şekilde ölmesini sağlamak ve onun Neptün’e yalnız gidebilmesinin önünü açmak. Bu sayede baba ve oğulun karşılıklı olarak geçmişleriyle “rahatça” hesaplaşabilmeleri sağlanıyor. Ama yapımın reklam kampanyasında işin aksiyon yönünü ön planda tutması ve perdeye yansıttığı sonucun farklı olması, “iki arada bir derede” kalındığı algısını yaşatıyor. Açılıştaki ucu uzaya kadar uzanan devasa uzay anteni sahnesinde yaşanan trajik olay, karakterin kriz anındaki motivasyonunu yansıtmada başarılı; uzaydan gelebilecek bir güç dalgalanmasının nelere sebebiyet verebileceğine dair de iyi bir örnek; fakat sonrasında Ay yüzeyinde Ay Korsanları’nın saldırısı ve Mars’a gittikleri sırada hiç hesapta olmayan bir kurtarma görevinin yaşanması hikayeye önemli bir katkı sağlamıyor.

Ad Astra

Roy McBride, babası tarafından erken yaşlarda terk edilmiştir ve görevine olan bağlılığından dolayı çok sevdiği hayat arkadaşından da ayrılmak zorunda kalmıştır. Lima Projesi, babasının Dünya’dan uzaklaşması adına bir fırsat yaratmıştır. Görevi ve idealleri uğruna Dünya’ya tekrar geri dönmemek için, liderlik ettiği ekibi elden çıkaracak kadar da gözünü karartmıştır. Neptün artık onun yeni dünyasıdır.  McBride da benzer ruh halindedir; uzay, huzuru ve kaçışı temsil eder. Brad Pitt‘in canlandırdığı karakterin yaşama karşı neden öfkeli ve sürekli iç hesaplaşma içinde olduğu, karakterin dış sesiyle sürekli açıklanmaya çalışılıyor. Dolayısıyla çoğu anın dış ses takviyesiyle açıklanmaya çalışılması, izleyicinin karakter ile özdeşleşmesini uzaklaştırıyor. Yönetmen James Gray, çoğu sahnenin çözümlemesini izleyiciye bırakmaktan özellikle kaçıyor gibi… Bazı sahnelerde olup bitenlerin neden yaşandığının sürekli dış ses ile açıklanması, hikayedeki gizem unsurlarının yok olmasına neden oluyor.

Ad Astra görsel anlamda güçlü bir yapım; Ay, Mars ve Neptün sahneleri görsel bir şölen. Kapitalizmin Ay’daki üsse de bulaşmış olması ve Ay Korsanlığı kavramının karşımıza çıkması yenilikçi bir bakış açısı. Yer altına inşa edilen Mars üssü ve Neptün’ün tüm ihtişamıyla boy göstermesi etkileyici. James Gray, görselliğin devreye girdiği anlarda geniş açılara; başkarakterin boy gösterdiği anlarda da yakın yüz çekimlerine başvuruyor. Baba oğul ilişkisine odaklanan yapım, ana karakterin Neptün’e aylar sürecek yolcuğunu yalnız yapabilmesi için elinden geleni esirgemiyor. Dolayısıyla aksiyon sahneleri, yan karakterleri eksiltme haricinde hikayeye bir katkı sunamıyor. Usta oyuncu Tommy Lee Jones kısa rolüne rağmen akılda kalıcı olmayı başarıyor. Brad Pitt ise iyi bir iş ortaya çıkarmış. Ne var ki oyuncuların bu başarılı performansına rağmen, Ad Astra son yıllardaki benzer uzay temalı yapımların gerisinde kalmaktan kurtulamıyor.

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.