bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri

Tarih: 12 Eylül 2019 | Yazar: Almıla İkra Akgül

0

Blade Runner’dan Zamana Ayak Uyduramayan 10 Şey

1982 yılında Ridley Scott’ın yapıtı Blade Runner izleyici ile buluştuğunda, daha önce karşılaşılmamış özellikleriyle bilimkurgu literatüründe adeta çığır açtı. Filmde elit bir kanun uygulayıcısının, suçlu insansı robotları kovaladığı bir geleceğin şok edici görünümü sunuluyordu. Ne “2001: Bir Uzay Macerası” gibi nezih ve düzenli bir izlenim veriyordu, ne de “Alien” gibi metruk ve faydacı. Cesurdu, baştan aşağı neonla doluydu ve mega şirketler tarafından finanse ediliyordu. Uçan arabalar ve yapay zeka gibi türün önemli kavramlarını bolca barındırmanın yanında, bunları varoluşçu, nihilistik ve hümanist fikirlerle harmanladığı göze çarpıyordu.

Önümüzdeki birkaç yıl içinde 40. yılını dolduracak filmdeki gelecek vizyonunun 80’li yılların geleceğe bakışını yansıtıyor olması sebebiyle bazı kavramların demode hale geleceği düşünülebilir. Her ne kadar filmin yapım sürecinde dönemin ideoloji ve teknolojilerinden beslenilmiş olsa da, Blade Runner’daki fikirler ve sembolizm evrenseldir ve daima zaman dışı kalacaktır. Blade Runner’ a ait yıllar ilerledikçe göze batmaya başlayan ve zamana ayak uyduramayan 10 şeyi sizler için derledik.

Televizyonlar

Gelecekte geçen birçok bilimkurgu filminde sergilenen teknolojinin, ancak kendi çağının en ileri teknolojisi kadar üstün olduğu görülür. Blade Runner’ı izlerken de sık sık bu durum fark edilir. Bir yanda uçan arabalar ve hologramlar varken diğer yanda oldukça modası geçmiş bir teknolojinin parçaları bulunur.

Örneğin filmde, bugün televizyon piyasasına hükmettiğini bildiğimiz LED ve LCD teknolojisi yerine katod ışın tüpü içeren televizyonlar vardır. Blade Runner’ın geçtiği zamanda en azından yassı ekranlar üretilmiş olmalıydı değil mi?

Müzik

Blade Runner’ın film müziği, neredeyse filmin kendisi kadar ünlü. “Chariots of Fire” ve “1492: Conquest of Paradise” gibi büyüleyici eserlerin bestecisi Vangelis, fütüristik bir senfoniyi uyandırarak sentetik zenginliğin ses manzaralarını yaratmak için ünlü ses tekniği duvarını kullanır.

Bazı izleyiciler bu tür müzikleri her zaman sevecekleri gibi, diğerleri de inanılmaz derecede eskimiş bulacaklardır. Hans Zimmer gibi elektronik/vurmalı sesleri seven modern Vangelis ekolü bestecileri olsa, tıpkı ‘Blade Runner 2049’da yaptıkları gibi baskı hissini ve değişken ruh hallerini yansıtacak bir film müziği ortaya koyabilirlerdi.

Bilgisayarlar

Blade Runner, yalnızca kapsamlı bilgisayar animasyonlarına öncülük etmekle kalmayıp aynı zamanda teknolojinin toplumu dönüştüren cihazları niteliğindeki bilgisayarlara odaklanan TRON ile aynı yıl yayımlandı.

Bunu da akılda tutarak şunu söylemek mümkün ki; Blade Runner’da dönemin bilgisayarlarının yer alması bile 80’lerin dünyası için ileri görüşlülük şeklinde değerlendirilebilecek olsa da, günümüzden bakıldığında biraz eskimiş bulmak haksızlık sayılmayacaktır. Özellikle de filmin geçtiği zaman olan 2019 yılına geldiğimizde avuçlarımızın içinde kat kat küçük bilgisayarlar tuttuğumuz düşünülürse…

Moda

Eklektik bir anlayışı canlandırma; birçok farklı kültürü, mimari stili ve kıyafet tarzını içeren bir geleceği aktarma çabalarına rağmen, Blade Runner en nihayetinde 80’lerde yapılan bir film. Bu nedenle sergilenen moda da zamanının bir ürünü ve bu zaman diliminde sıkışıp kalmış gibi görünüyor.

Batty’nin Billy Idol’dan ilham alan platin saçlarından, Deryl Hannah’ın Adam-Ant esintili makyajına, sergilenen çok miktarda vinil, pvc ve spandex’e kadar herkes o dönemin pop yıldızları gibi görünüyor. Deckard bile 80’lere ait, manşonları dirsek hizasında bir trençkot giyiyor.

Kara Film Etkisi

80’lerde genel olarak 40’lı yıllara ait tarzın hissedildiği söylenebilir. Bu dönemde erkeklerin kıyafetleri genellikle gevşek ve kruvaze, kadınların saçları eski Hollywood yıldızlarınınkini andırıyor, Indiana Jones ve Romance the Stone gibi filmlerse akımlar halinde yayılmaktaydı.

Bunların ışığında loş iç mekanları, ışık ve gölge oyunları, sırılsıklam sokaklardaki ürperti hissi, seslendirme teknikleri ile Blade Runner’ın da ‘The Film Noir’ stilinden oldukça etkilendiği görülür. Sinefililer dışında bugünün izleyicisi muhtemelen bütün bu atıfları fark edemeyecektir.

Tempo

Filmin yayımlandığı tarihte, izleyiciler filmin temposuna pek aldırmazdı. Bunun da etkisiyle film yavaş ve temkinliydi. İzleyicilerin gösterinin ve fikirlerin tadını çıkarmasına izin veriliyordu.

Ekrandaki entelektüel ve görsel uyarıcıların tekrara düştüğü, hikayenin gerilediği bölümler nedeniyle, günümüzün yüksek tempoya alışkın izleyicileri tarafından sıkıcı bulunması ve sıkı hayranlarının bile filmi yeniden izlemekte zorlanması olasıdır.

Replikalar

Bugün yapay zeka alanındaki yenilikler ve tekillik ilkesi konusundaki tartışmalar ışığında, içinde Replikalar olan bir dünya hayal etmek giderek daha da kolaylaşıyor. Ancak Replikaların Blade Runner’da işlenen halinin tarihe karışmış olduğu söylenebilir.

Filmde, Dünya dışı kolonilerde, Dünya’daki insanlara çekici gelmeyen ağır, zorlu görevleri yapmak için geliştirilen köle işçiler olarak karşımıza çıkan Replikaların, yemek yiyecek, uyuyacak ve hatta kanayacak şekilde yapıldığı görülmekte. İnsan olmadığını söyleyemediğiniz Replikalar geliştirmenin amacı ne olabilir ki? Özellikle de ağır iş gücü olarak kullanılacaklarsa…

Mat Boyama

Blade Runner’daki özel efektlerin çoğu, bugünün CGI (bilgisayar üretimli imgeleme) görselleriyle aynı çizgidedir. Minyatür, model gibi efekt uygulamalarının, ışıklandırmanın ve perspektif manipülasyonu sağlayan kamera açılarının akıllıca kullanılması, zamanının ötesinde etkili olmasını sağlamıştır.

Bunun yanında mat boyama ile oluşturulan efektlerin bolca kullanılması, filmin kapsamsal etkisini azalttığı söylenebilir. Zira mat boyama, filmin arka ve ön planlarında kullanılan resim ya da boyamalardır. Bu sayede makete veya özel set kurulumuna gerek kalmadığı gibi, post prodüksiyonun da yükü hafifletilmiş olur. Blade Runner’da bu tekniğin bolca kullanıldığını ve zaman zaman etkileyiciliği düşürdüğünü belirtmek gerek. Neyse ki, “directors cut” versiyonunda göze batan kısımların çoğu düzeltildi.

Arabalar

Çoğu insan, geleceğin bir resmini çizmesi istendiğinde hayallerinin uçan arabalara veya havada yüzen teknelere doğru çekildiğini hisseder. Blade Runner’ın geçtiği zaman diliminde bu ulaşım şeklinin yaygınlaşmış olacağını varsaymak akla yatkın olacağı için, Ridley Scott’ın da yarattığı dünyada bu bilimkurgu ögesini kullanmış olması anlaşılabilir ve makul.

Ancak hesaba katılmamış olan şey, büyük olasılıkla o zamana kadar otomobillerin kendi kendilerine pilotluk edeceğiydi. Blade Runner 2049’da bile bu nokta atlanıyordu ve kahramanımız K, aracını kendi kullanıyordu.

Robotların Kontrolden Çıkması

Bilimkurgu izleyicilerinin komploya merakından mı, yoksa ‘ The Matrix’, ‘I, Robot’ ve ‘Terminator’ filmlerini çok fazla izlemiş olmasından mıdır bilinmez ama çılgına dönüp, insanları öldürmeye çalışan robot konseptine günümüzde sıkça rastlanıyor.

Blade Runner’ın yapıldığı zamanda yeni bir konsept olmasına rağmen, yıllandıkça değer kazanan bir tema olmadığı söylenebilir, zira çoğu izleyici bu konsept nedeniyle filmin Replikalar lehine empatik bir bakış açısı sergilemeye çabalayan ilk filmlerden biri olduğunu fark edemiyor. Ayrıca hepimiz Daryl Hannah’nın ters takla atarak Deckard’ı uyluklarıyla ezmeye çalışmasının komik göründüğü konusunda hemfikiriz galiba.

Hazırlayan: Almıla İkrâ Akgül | Kaynak

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Ay heyecanlandım, bilemedim şimdi!