bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri Bleeding Steel

Tarih: 6 Eylül 2018 | Yazar: Emre Bozkuş

0

Bir Jackie Chan Bilimkurgusu: Bleeding Steel

Filmi anlatmadan evvel başrolündeki efsane aktör Jackie Chan’e değinmekte yarar var. Jackie Chan düşünüldüğünde akla akrobatik dövüş kareografileri, doğru zamanlamayla ortaya çıkan mizahi sahneler ve çevresindeki eşyaları silah haline getiren ve bunları yalnızca karşısındakini etkisiz kılmak için kullanan sevimli bir Çinli adamın tebessümü gelir. Peki, Jackie Chan aslında kimdir?

7 Nisan 1954 Hong Kong doğumlu Chan, 8 yaşından itibaren çocuk oyuncu olarak filmlerde rol almaya başlar. Hayatındaki dönüm noktası ise 1973 yılında oynadığı Ejder Kalesi adlı filmle olur. Bu filmde Bruce Lee’nin öldürdüğü bir figüran olarak görülmüş, onunla tanışma imkanı bulmuştur. Bilindiği üzere Bruce Lee, üçlemenin son filmi Ölüm Oyunu’nun çekimleri sırasında hayatını kaybeder; Jackie Chan ise 80’li yıllarda yükselişe geçen kariyeriyle bugün efsaneler arasındaki yerini almıştır. Oyunculuk kariyerinin yanı sıra müzisyen olan Chan, ülkesinde birçok albüm yayımlamış ve film müziklerine de katkıda bulunmuştur. Birçok yabancı dil konuşabilen aktör, Çin kültürünü dünyaya tanıtmakta üstlendiği rol nedeniyle ülkesinde de sevilmektedir.

Bleeding Steel

Filme dönecek olursak, Bleeding Steel ile Jackie Chan alışıldık çizgisinin dışında bir filmle karşımıza çıkıyor. Özel Ajan Lin Dong (Jackie Chan) hastanede yatan kızının rahatsızlandığını haber alır ve ivedilikle yola çıkar. Fakat tam hastaneye varacağı sırada, kendisine acil bir görev için belirtilen adrese intikal etmesi söylenir. Görevi yapay kalp icat eden bilim insanını güvenli bir şekilde taşımaktır. Lakin ekibi görev sırasında saldırıya uğrar ve büyük bir çatışma yaşanır. Kimliği belirsiz birkaç kişi yüksek teknoloji elbiseler ve silahlarla ekibe ateş açıyordur.  Başlarında da Star Trek: TNG dizisindeki Borg’ları andıran bir adam vardır ve Doktor James’in icadını istemektedir. Ajan Lin Dong, zorlu bir mücadele ve ağır kaybın ardından var gücüyle bu saldırıyı alt eder ama aynı zamanda kızının da hayatını kaybettiği haberini alır.

Asıl olay akışı ise 13 yıl sonra gerçekleşmektedir. Bir yazarın çok satan kitabı sansasyon yaratmıştır, elbette belayı da çekmiştir bu şatafat. Yazar kaldığı otelde kitabının ihtiva ettiği bilgileri nereden aldığını öğrenmek isteyen kişilerin saldırısına uğrar. Böylece olayın odak noktası ortaya çıkar. Yıllar önce Lin Dong ile çarpışan kötü adam dönmüştür ve bu sefer istediğini alma niyetindedir.

Bleeding Steel

Daha fazla spoiler vermeden, filmin felsefesi ve bilimkurgu eleştirisini yaparak devam edelim. Öncelikle Hollywood filmi olmadığını ve Çin sinemasından çıktığını belirtmekte fayda var. Özellikle Güneydoğu Asya pazarı için yapıldığı aşikar. Bunu Avustralya yoğunluklu sahneler ve Singapur galası gibi örneklerden anlayabiliriz. Çin özellikle ekonomide yaptığı atılımı yanında sinemada da önemli işlere imza atmaya başladı. Bir dönemin Kung-fu filmlerinin aksine çağının popüler konularına da yabancı olmadıklarını gösteriyorlar. Lakin filme getirecek eleştirilerden biri de aslında doğru yolda ilerlediklerinin diğer bir kanıtı olarak karşımıza çıkıyor. Bollywood sineması yıllarca Hollywood filmlerini kopyalamakla itham edildi, ki bu konuda haksız olunduğunu söylemek imkansız. Ancak bu kopyacılık kendi sinemacılık geleneklerinin de oluşmasını sağladı. Çin de aynı yöntemi izleyerek kendi markalarını yarattı halihazırda. Apple bu konudan şikayetçi olsa da pazarı ele geçirdikleri ortada. Daha önce değindiğim üzere Güneydoğu Asya üzerinden işleyen sinema hareketinin temeli de aslında Amerikanvari bir kültür hareketinin yürütülmesi. Çin bu yolla bölgedeki Amerika etkisini kültürel anlamda da kırmayı planlıyor.

Bleeding Steel, doku yenilenmesi (Jenerasyon) fikri üzerine inşa edilmiş bir senaryoya sahip. Kan hücrelerinin yapısını değiştiren bir nevi nanobot teknolojisi ile sağlanan bu çığır açıcı imkanın peşindeki kötü karakter ise olayın teatral kısmını oluşturuyor. Doku yenileme bilindiği üzere canlının vücudunun yaralanma, sakatlanma ya da hastalık durumunda diğer insanlara nazaran çok daha hızlı iyileşmesi anlamına geliyor. Bu açıdan film, Marvel’ın X-Men dünyasını anımsatıyor yer yer. Orada genetik mutasyon kaynaklı gördüğümüz dönüşüm, burada insan müdahalesiyle ortaya çıkıyor. Senaryoyu daha spesifik olarak ele alırsak, Wolverine’in solo filmlerinden biriyle daha da benzeşlik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Bleeding Steel

Filmin felsefesi ise fedakarlık üzerine kurulu. Bilimkurgu adına yeni bir şey söylüyor mu derseniz, maalesef söylemiyor ama özel Ajan Lin Dong’un hikayesi anlatıldıkça izleyici daha da yakınlık kuruyor filmle. Ne demiş Alexandre Dumas, “Aile bağları o kadar ağırdır ki taşımak için iki kişi gerekir; hatta üç.” Ailesi için yaptığı fedakarlığın büyüklüğü, kızına olan bağlılığı ve bunların haricinde elbette Jackie Chan’in etkileyici oyunculuğu filmi sürükleyen etmenler oluyor. Filmin özellikle çözüm kısmında hikayenin dağılmasını önlemeye de fayda sağlıyor.

Ayrıca karakterin teknolojik aletlerle olan ilişkisi MI ya da James Bond filmi etkisi de uyandırıyor. Bombalar, yüksek güvenlikli evler vs. Hollywood sinemasının yerli sürümü olarak seyirciye taksim ediliyor. Bu hususta kötü karakterlerin de pek özgün olmadığını itiraf etmek lazım. Kötü karakterler GI Joe filmini andıran bir görünüme sahip. Özelikle ilk çatışma sahnesinden itibaren fark edilen bu detay, ortaya asıl kötünün yardımcısı çıkınca daha da belirginleşiyor.

Etiketler: , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bir Garip Merdümgiriz...