spaceman kapak

Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu: Spaceman

Spaceman, Johan Renck’in yönettiği, Colby Day’ın senaryosunu yazdığı 2024 yapımı bir Amerikan bilimkurgu drama filmi. Çek kökenli yazar Jaroslav Kalfař‘ın 2017 tarihli Spaceman of Bohemia adlı absürt bilimkurgu romanına dayanıyor. Başrollerde Adam Sandler, Carey Mulligan, Kunal Nayyar, Isabella Rossellini ve Paul Dano gibi ünlü oyuncuların yer aldığı film, Güneş Sistemi’nin sınırına doğru tek kişilik bir göreve gönderilen astronot Jakub’ın yalnızlığına ve yaşadığı sorunlara yoğunlaşıyor.

Filmde Çek astronot Jakub Procházka (Adam Sandler), Jüpiter’in ötesinde yer alan ve Chopra adı verilen gizemli bir toz ve parçacık bulutunu araştırmak üzere çıktığı uzay görevinde altı ayı geride bırakmıştır. Çek ekibi, Güney Korelilerden kısa bir süre önce bölgeye ulaşmayı başarmıştır. Jakub yalnızlıkla mücadele etmekte, uzay gemisinde ortaya çıkan sorunları çözmeye çalışmakta, uykusuzluk problemleriyle boğuşmaktadır. Dahası, göreve çıktıktan bir süre sonra kendisiyle konuşmayı kesen hamile eşi Lenka’yı (Carey Mulligan) özlemektedir.

Travmalar Hiç Bitmez

Görev, özel şirketlerin sponsorluğunda yürümektedir ve halka her şeyin güllük gülistanlık olduğu izlenimi verilmektedir. Ancak gerçekte Lenka, Jakub’a kendisinden ayrılmak istediğini bildiren bir mesaj gönderir. Komiser Tuma (Isabella Rossellini), Jakub’ın ruhsal durumunun daha da kötüleşmesini önlemek için mesajın ona ulaşmasını engeller. Günler sonra, Lenka’dan hâlâ haber alamayan Jakub, geminin bir bölmesinde telepatik yetenekleri olan örümcek benzeri bir yaratık bulur. Jakub’ın Hanuš (seslendiren Paul Dano) adını verdiği bu yaratık, insanları daha iyi anlamak ve Jakub’a yalnızlığı konusunda yardımcı olmak isteyen bir uzaylı olarak tanıtır kendini.

Jakub’ın anılarını araştıran Hanuš, onun hakkında daha fazla şey öğrenir: Babası Çekoslovakya Komünist Partisi’nin bir muhbiridir ve Jakub küçükken öldürülmüştür. Lenka ile tanışmış, ancak kozmonotluk kariyerine daha fazla odaklandığı için onu sık sık ihmal etmiş, hatta düşük yaptığında ona yeterli ilgiyi göstermeyecek kadar ileri gitmiştir. Bu “sıska insan”la daha fazla birlikte olmak istemeyen Hanuš, onu bırakır ve gider. Jakub, teknisyen ve yakın arkadaşı Peter (Kunal Nayyar) ile anlaşarak Lenka’ya bir mesaj iletmesini ve ihmali için af dilemesini sağlar. Hanus bundan sonra geri döner ve tüm türünü yok eden bir parazit enfeksiyonu nedeniyle ölmekte olduğunu açıklar. Geriye anlaşılması gereken son bir gizem kalmıştır: Bulutsu ve evren.

Kozmik Arayış Miti

Spaceman, bilimkurgu türünü kozmik bir arayış mitiyle harmanlıyor. Kozmik arayış mitleri, insanların evrenin doğasını, yerlerini ve kendilerini anlama çabalarını yansıtan mitolojik hikâyelerdir. Bu mitler genellikle insanların varoluşsal sorularına, evrenin sırlarına ve kozmik gerçekliğe olan meraklarına cevap vermeye çalışır. Film, bu mitlerin pek çok türü olsa da özellikle yaratılış ve evrenin döngüsel yeniden varoluş mitleri hakkında bir alt metin oluşturuyor. Buna göre Güneş Sistemi’nde beliren bu bulutsu “başlangıç ve son” olarak insanlara gizemli bir gerçekle tanışma fırsatı sunuyor. Film burada yeni bir şeyler söylemekten ziyade arayış mitinde insanın, dahası kozmosun bir parçası olarak varoluşu, evreni yankılayan ve yansıtan olarak insan/birey vurgusunu ön plana çıkarıyor. Böylece filmlerde ve mitolojilerde tekrarlanan bir mesaja ulaşıyoruz: Arayışın başında ve sonunda her zaman insanın kendi varlığı vardır. İzleyiciye “sen kozmossun” mesajı verildiğini düşünebiliriz.

Film yönünü bilimkurgu türünün değişmez motiflerinden öteki bilinmez ile ilişki olarak belirlerken, stereotiplere başvurup ötekiyi bilinçdışında bastırılmış “varlık”lar biçiminde ele alıyor. Bu öteki ses uzayın, Güneş Sistemi’nin iç gezegen bölgelerinde aniden ortaya çıkan bir yapılanmaysa da, psikolojinin diliyle konuşursak bu daha çok bastırılanın geri dönüşü diyebileceğimiz bir yapıyı işaret ediyor. Varlığını filmde kahramanın nezdinde ben ve insanlık nezdinde biz olarak kuranın ihtiyaç duyduğu bir ayna varlık, onun kendini tanımasına aracılık ediyor. Anlaşılmayı bekleyen bulutsu ve bu arayışta aniden beliren örümcekvari yaratık, kahramanı “kaçtığı” şeylerle yüzleştirmeye çalışıyor. Kahramanımız bu sorunlarla yüzleşirken kendi hatalarının da farkına varıyor.

Hanuš, Goromped’ler tarafından saldırıya uğrayan bir türün üyesi ve evren içindeki yolculuğunda sürekli “bilgi aradığını” ifade ediyor. Görevini tamamladığında ya da kahraman erginleşmesini sağladığında ise ortadan kayboluyor; ölüyor. Filmde Hanuš’un psikotik, şizofrenik hatlara göndermede bulunan hayali bir varlık olma ihtimali de var, gerçek bir uzaylı tür olarak insanlığı anlama çabası da.

Film bu konuda net bir cevap vermekten kaçınıyor. Bulutsu yapının bilimkurgusal anlamda zamansız ya da tüm zamanları birleştiren bir boyut olarak görülebilmesi gibi, herhangi bir zaman duygusundan yoksun, dolayısıyla tüm zamanlarda var olan bilinçdışı, id olması da makul bir açıklama. Bulutsu, kahramanın içine girip erginleştiği kendi özvarlığı, hatalarıyla yüzleştiği, dolayısıyla daha iyi bir insan olarak açığa çıktığı, yenilendiği psikolojik olduğu kadar bilimkurgusal bir mekân anlamı da kazanıyor. Filmde bu mekanlardan psikolojik yönün, dolayısıyla drama unsurunun ağır bastığını söyleyebiliriz.

Babanın Yasası Nerede?

Jakub’ın önemli travmalarından biri de babasını erken yaşta kaybetmenin getirdiği, onu yaşamda yörüngesiz ve bağıntısız bırakan durum. Babayla kurulan ilişki salt kayıp ekseninde yapılandığı için, Jakub kendi kişiliğini inşa edeceği yapıcı/yıkıcı çatışmalardan mahrum kalıyor. Hatta romanda bu görevi kabul etmesinin sebebi, babasının günahlarını hafifletecek ve bunu unutturacak bir kahramanlık hikâyesi yaratma çabası. Bilindiği üzere “babanın yasası”, çocuğun cinsel kimliğinin ve toplumsal normların oluşumunda etkili olan bir dizi sembolik, sosyal ve psikolojik faktörleri ifade ediyor.

Lacan’a göre çocuklar, özellikle de erkek çocuklar, öncelikle annenin gözünde tek ve özel bir nesne olarak yer alır. Ancak belli bir noktada babanın otoritesi devreye girer. Bu otorite, “yasa” adı verilen bir sembolik düzene dayanır. Bu yasa, çocuğun annesi ile olan özel ilişkisini sınırlandırır ve çocuğu babanın otoritesi altına sokar. Bu süreç, çocuğun cinsel kimliğinin oluşumunda önemli bir dönemeçtir. Söz konusu dönemeç düzgün bir şekilde atlatılmadığında kimlik yörüngesiz kalır ve yaşam bir serüvenden çok başıboş bir aylaklık biçimini alır.

Aynı zamanda babanın yasası kişiyi uygarlığın ekseni ve yörüngesinde tutacağı için, yokluğu kişiyi sürekli bir kaçış hâlinde bırakır. Filmde Jakub’ın insanlıktan kaçmak için bulduğu fırsatı değerlendirmesi de aslında onun bu yasaya normal bir biçimde bağlanamadığını ifade ediyor. Bu yüzden filmde Hanus’un ifade ettiği terapötik etki, kahramanı babanın yasasına bağlayan bir ilişki.

Kahramanın yalnızlığının arayış mitinde önemli yeri bulunsa da, böylesine önemli bir uzay görevine neden yalnız başına gönderildiği belirsiz. Romanda Çek Cumhuriyeti’nin misyonu hiçbir ülkenin bu riskli görevi yapmak istememesinden kaynaklı olarak sunuluyor ancak filmde buna ilişkin bir belirti yok. Toplumsal bir varlık olarak insanın toplumsal ilişkilerden uzaklaştığında nevroza ne kadar yatkın olduğu açıkken, bu görevdeki varoluşsal ve fiziki yalnızlık hikâyenin inandırıcılığını azaltan bir etken. Yine filmin bilimsekl altyapısı da zayıf.

Nasıl Normal Oluruz?

Psikanalizin “normal” insanı babanın yasasını bireysel bir baba ekseninde değil, onun tüm yaşamı sarıp sarmaladığı bir kültürel formda inşa eder. Böylece Batı tipi mitoloji, bireye ataların arayışında kısmen de olsa kendi yolunu bulmasına/çizmesine yardımcı olur. Karanlık ormanda gidilecek binlerce çeşit yol vardır ve herkes kendi yolunu bulmalıdır. Babanın yokluğunun yarattığı ölüm anksiyetesi ve melankoli, böylece kültürel ve kozmos düzeyinde kendini gösteren döngüler vasıtasıyla çözüme kavuşturulur. Jakub’ın görevin sonunda ulaşması gereken de aslında bu farkındalıktır. Erginleşmesi, inisiyasyonu çok geç kalmışsa da, bulutsu yapı Jakub’ın şahsında insanlığa bu çağrıyı sunar. Filmin zayıf noktası bunun evrensel yönünü çok vurgulayamıyor olması.

Film aslında bilindik motifler üzerinden uzayın dünya dışı tarafına dönük arayış motifini içsel bir erginleşme arayışıyla birleştirmiş olsa da, sonuna doğru giderek konunun bilimkurgusal yönü zayıflıyor ve romantik, fantastik boyutu öne çıkmaya başlıyor; baskınlaşıyor. Aniden ortaya çıkan ve garip, bilinmez öteki ile karşılaşma fırsatı veren fenomenin açıklanmasında bilimsel yön zayıf kalıyor. Gelişmiş bir uygarlık için basit bir bilimsel aracın ya da sistemin gelişmekte olan uygarlıklar nazarında büyüsel bir forma bürünebilmesi elbette mümkün, fakat filmin sonu bilimkurgudaki bilim kısmını doyurmada yetersiz kalıyor. Yine de Spaceman, eğer kısıtlı alanda geçen hikâyelerden hoşlanıyorsanız ve komedi filmleriyle anılan Sandler’ı farklı ve dramatik bir filmde görmek istiyorsanız ilginç bir seyirlik.

Yazar: Mikail Boz

Ömrünün yarısını ne yapacağını, kalan yarısını da ne yaptığını düşünerek geçirmek istemeyen bir yersiz yurtsuz... Bilimkurguyu da bu yüzden seviyor...

İlginizi Çekebilir

atlas

Samanyolu’ndan Andromeda’ya Uzanan Bir Av Hikâyesi: Atlas

“Kendimizden daha zeki şeyler üretiyorsak, onları nasıl kontrol edeceğimizi nereden bileceğiz?” Yapay zekânın iyice hayatımıza …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin