bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri Self-Less

Tarih: 10 Ocak 2019 | Yazar: Varlık Ergen

0

Bilinç Aktarımında Etik Sorunu: Self/less

Senaryosu Àlex Pastor ve David Pastor’a ait olan 2015 çıkışlı Self/less, aksiyon/bilimkurgu türünde bir yapım. İş hayatının zirvesinde olan Damian, çaresiz bir hastalığın pençesindedir. Sahip olduğu servete rağmen hastalığı yenemeyen Damian, altı aylık ömrü kaldığını ve acılı bir sona doğru ilerlediğini öğrenir. Burada büyük servet sahibi kimselerin de hayatlarında hep bir sorun olduğu aktarılmış ve örnek olarak Damian’ın hem kızıyla arasının açık olduğu hem de gerçek dostluklara sahip olmadığı aktarılmış.

Damian hastalığın pençesinde boğuşurken, eline geçen bir kartvizitle “Phoenix Biogenic” isimli şirkete ulaşır. Sık sık geçirdiği nöbetlerin ve krizlerin ardından bu şirketle görüşmeye karar verir ve sorumlu doktorla ayrıntılı bir görüşme gerçekleştirir. Burada kendisine geçmişini tamamen unutması gerektiği telkin edilir ve aslında yapılan işin kısmen yasa dışı olduğu vurgulanır. Filmin doğrudan bu sahne ile açılış yapması, başta yaşatılan heyecanın ileriki bölümlerde düşeceğinin bir belirteci gibi. Hastaya/müşteriye en uygun bedenin sergilendiği laboratuvar sahneleri ise filmin bilimkurgu ile olan tek kesişimi. Zaten yapılacak bilinç aktarımı ile ilgili fikir, Self/less’in bilimkurgudaki ilk ve son kozu.

Bu denli ileri bir teknolojinin günümüz dünyasında çok az talep görmesi ve gizli saklı bir laboratuvarda yürütülmesi henüz emekleme aşamasındaki bir buluşun habercisi gibi görünse de, film bazı boşlukları dolduramamış. Bilinç aktarımı yapacak doktorun ve yanındaki kimselerin oldukça yüklü para karşılığında gerçekleştirecekleri bu transferin dikkat çekmemesi mümkün değilken, yapılan hataların da dünya genelinde manşet olmaması için hiçbir neden göremiyoruz. Bilinç aktarımının pazarlanması konusunda ciddi eksikleri bulunan film, bu aşamadan sonra daha güvenilir bir türde yoluna devam ediyor: Aksiyon.

Ölümsüzlük, biz insanların dikkate aldığı önemli kavramların başında görülür. Tarih boyunca yapılan savaşlarda hayatlarını kaybeden tüm o insanların “şehit” sayılarak aslında ölmedikleri imajının vurgulanması en belirgin dışavurumlarımızdan biridir. Tanık olunan her cenaze, ölüm korkusunu iliklerimize kadar yeniden işler. Hiçliğe duyulan korku, toplumları ve dinleri şekillendirirken sanatçılar için de ufuk açıcı bir fikrin ateşleyicisidir: Ölümsüzlük… Ölümsüzlük ve bilinç aktarımı gibi konular, bilimkurgucular için uçsuz bucaksız bir fikir deryasıdır. Geriye bu fikirlerin hangi şartlarda ifade edilmesi gerektiği sorunu kalır. Self/less filmi ise bu sorunu aceleyle çözmeye yeltenmiş gibi görünüyor. Filmde ölümsüzlüğe bilinç aktarımı ile ulaşılması öngörülmüşken, benzer uygulamalarla birçok başka bilimkurgu eserinde de karşılaştığımızı belirtmekte yarar var.

Filmde bilinç aktarımının bir çeşit MR cihazı yardımıyla yapıldığını görüyoruz. Bilinç sahibinin kalbi durduruluyor ve kısa süre sonra bilinç diğer bedene transfer ediliyor. Ancak bu işin bilimsel süreçleri hakkında neredeyse hiç konuşulmuyor. Filmi bilimkurgu alanında zayıf bırakan ögelerden biri de maalesef bu ketum tutumu oluyor. Bilincin yeni ve sağlıklı bedene geçişi ile bazı sıkıntılar baş göstermeye başlıyor. Konak olarak kullanılan bedenin eski anıları taşıyor olmasının yanı sıra, aslında eski bilincin de kaybolmadığı gerçeği iyi bir fikir olarak çıkıyor karşımıza. Tek bedende iki farklı bilincin ölüm kalım savaşı ise her gün kullanılmak zorunda olan haplarla sona erdirilebiliyor. Film bu aşamadan sonra iki bilinç arasında yaşanan sorunun çözümüne odaklanıyor. Damian, bedenin eski sahibine ait yaşantıların birer halüsinasyon olmadığını keşfediyor ve Self/less’in aksiyon sahnelerine start veriyor. Bu süreçte Ryan Reynolds’ın performansı da filmi izlenir kılıyor.

Doktoru tarafından halüsinatif anılar olarak değerlendirilen bu görüntülerin peşine düşen Damian, sonuçlarını tahmin bile edemeyeceği gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyor. Doktorun, “Bilim için bazı fedakârlıklar yapılmalı… Bu dünyanın kaybettiği harika zihinleri düşün, nedeni ise vücutları ölüyordu,” sözleri filmin felsefi altyapısını beslese de bu durum maalesef sözden ve küçük birkaç göndermeden öteye geçemiyor. Gelelim etik konusuna… Eski çağlardan beri felsefenin yegane sorunlarından biri olan etik, sıklıkla ahlak kavramıyla bir arada kullanılmasına rağmen temelde farklı konulara işaret eder. En genel tanımıyla etik, ahlakı ve ona ait değer yargılarını içinde barındırsa da toplumların içselleştirdiği yasa ve buyruklara dokunmak yerine onları irdeleme eğilimi göstermektedir. Ahlak ise etik kavramından kopmuş bir olgu olarak, kalabalığın yaşamına doğrudan müdahale eder. Ahlak olgusu kimi zaman küçük yerel ölçeklerde buyrukları ifade ederken, çoğunlukla evrensel değerler taşıma özelliği de göstermektedir. Bu koşullarda Self/less’e dönecek olursak “Etik olan hangisi?” sorusunu sormak yerinde olacaktır.

Topluluklar için büyük önemi olmayan bir bedenin üstün bir zekâ veya benzer bir yeti/güç uğruna harcanmasını değerlendirirken tam olarak ne düşünmeliyiz? Ölçütümüz ne olmalıdır? Bugün için bu soru ilk başta anlamsız gelebilir, ama günümüz dünyasının işleyişi de tıpatıp bu şekilde gerçekleşmektedir. Bireyin aldığı en basit sağlık hizmetleri ya da standart eğitim süreci bile farklı sınıfların fertleri için farklı seçenekler sunmaktadır. Sistem ya da onun dayanağı olarak kabul görmüş yerel/evrensel ahlak normları, bu farklılıkların tahammül sınırları içerisinde serbestçe yaşanmasını olanaklı kılmaktadır. Self/less’in dikkat çektiği etik sorununu, Ryan Reynolds’ın canlandırdığı genç Damian ve Mark karakterleri üzerinden izliyoruz. Üst sınıftan bir ferdi hayatta tutmak için daha aşağı tabakadan birinin yok edilebileceği fikri, filmin alt metinlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Burada önemli olan toplulukların “tahammül” sınırı. Damian, uzun süren çelişkilerinin ardından bir tercihi kabulleniyor ve hayata geçirmek için zorlu bir süreç yaşıyor.

Self/less aksiyon sahnelerinin rahatsız etmediği, her şeyin dozunda kullanıldığı gerçek bir dram filmi. Kurgusunda çokça hata barındırmasına rağmen bilinç aktarımı konusundaki etik sorunları, karakteri üzerinden vicdan muhasebesi yaptırarak çözmeyi deniyor.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Sabaha karşı başlamış bir doğumun eseriyim_ Cennet bahçelerinden yere düşenlerdenim bir de- Parçalanmış benliklerimin gölgesinde bir bireymiş gibi yaşıyorum_ Tuzlu suyun yakınlarında olmak şanslı kılıyor beni-