bilimkurgu kulubu

Sinema Home Theater

Tarih: 1 Mart 2017 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Evde Film İzlemenin Teknolojik Standartları

Film arşivciliği, 50’li yıllardan beri devam eden bir süreçtir. Teknolojinin gelişmesi ile sinefilller, evlerinde filmleri daha kaliteli medyalarda izleme imkânına kavuştular. Hi-Fi müzik dinleme meraklıları gibi sinefiller, ev ortamlarında da filmlerdeki efektleri ve atmosferi en ince detayına kadar hissetmek ister. Sinemaların filmleri izleyicilere sunmada belli standartları olması gerektiği gibi, ev kullanıcısının da benzer bir keyfi alması için yakın standartlara ihtiyacı vardır. Bu da bütçe ile doğru orantılıdır. Film izlemek bir kültürdür ve bu kültür yapım hakkında konuşarak ve tartışarak daha da gelişir. Film kültürü, sosyal ve ticari anlamda hem mikro hem de makro düzeyde olabilir. Sinefil deyimi, önüne gelen her filmi izleyen kitleler olarak algılanabilir. Fakat gerçek sinefiller oldukça seçicidir ve hatta film izlerken kullandıkları medyaların, sinema salonlarının kalitesine de ayrı bir hassasiyet gösterirler.

80’li yıllarda, WHS ve Betamax formatındaki kaset ve oynatıcılarının oturma odamıza girmesi ile video dükkânlarından film kiralama imkânına; video oynatıcılarımız sayesinde de TV’den istenilen programı kasetlere çekebilme lüksüne kavuştuk. Kalite anlamında, WHS ve Betamax formatı yıllarca kıyas konusu olsa bile yüzü gülen taraf sinefillerdi. 1978 yılında ilk olarak Amerika’da çıkan Video Disc (The Capacitance Disc) formatı, zamanın ötesinde gözükse de tek bir yüzünün ancak 60 dakikaya kadar kayıt yapabilmesi ve hantal bir kullanım sunması yüzünden kısa sürede piyasadan silinmişti. Video Disc, fiziki ve çalışma prensibi olarak müzik plakları ile aynı işleyişe sahip idi. Film sektörü, Video Disc formatının bazı kısıtlamalarından ötürü, bu formata geniş bir arşiv sunamadı. Steven Spielberg’in Close Encounters Of The Third Kind (Üçüncü Türden Yakınlaşmalar), Video Disc olarak ev kullanımına sunulan ilk filmlerdendi. WHS ve Betamax kasetler daha pratik kullanım sunmasından dolayı varlıklarını 2000’li yılların başlarına kadar korudular.

Video Disc

Video Disc oynatıcı ve The Day After (1983) film diski.

90’lı yılların sonlarına doğru evlerimize giren “ev sinema ses sistemleri”, günümüzde daha da gelişmiş teknolojik özellikleri ile varlıklarını sürdürmeye devam ediyor. Fakat 50’li yıllardan beri evlerde yer alan Stereo Hi-Fi ses sistemlerini ayrı bir yerde tutmak gerekir. Hi-Fi, High Fidelity’in (Yüksek Sadakat) kısaltılmış ifadesidir ve kaydedilen müziği gerçeğine en yakın şekilde dinleme amaçlanır. Kayıttan çalınan müzik, herhangi bir ses işleme işleminden geçirilmeyip, en doğal hali ile belli standartlara sahip stereo hoparlörler ile ortama aktarılır. Ev sinema sistemleri de filmlerdeki ses ve efektleri işleyip, en gerçekçi şekilde ev ortamına belli ses standartları ile (Dolby Digital, DTS) aktarmaya çalışır. Anlaşılacağı üzere, kullanım amacı olarak bu iki sistem farklı çalışma prensiplerine sahiptir.

1992 yılında gösterime giren Tim Burton imzalı Batman Returns (Batman Dönüyor), 6 farklı ses kanalına sahip Dolby Digital ses teknolojisini kullanan ilk filmdi. Dolby Laboratuvarları tarafından geliştirilen Dolby Digital ses tekniğinde her bir ses 6 kanaldan ayrı olarak gelmektedir. Normal aralıklı sesler, merkez, sol ön, sağ ön, arka sal, arka sağ; düşük frekanslı sesler ise güçlü bir subwoofer hoparlörden gelmektedir. Örnek olarak filmdeki konuşmacı sahnenin sol tarafında konuşuyorsa ses sol ön kanaldan gelmektedir. DTS Inc. Şirketinin de aynı çalışma prensibine ve 6 kanala sahip ses teknolojisi olan DTS, Jurrassic Park (1993) ile görücüye çıkmıştı. Kısa zamanda sektörün iki standardına dönüşen bu iki ses teknolojisi, ev sinema ses sistemlerinin de önünü açmıştı. İlk olarak Lazer Disc’lerde kendine yer bulan 6 kanallı dijital ses teknolojileri, DVD disklerin çıkışıyla birlikte ev ortamına kolayca girmeyi başardılar.

JURASSIC PARK

Jurassic Park, DTS’i ilk kullanan yapımlardan biri olarak izleyicilere farklı bir ses deneyimi yaşatmıştı.

2000’li yılların başları ev sinema sistemlerinin yükselişe geçtiği zamanlardı fakat aynı zamanda kalite anlamında tartışmalı ürünlerin de piyasada yaygın olarak bulunduğu dönemlerdi. Doğal olarak bu teknolojiye yeni olan kullanıcılar, doğru ürünleri alma konusunda hayli zorlanıp, kendilerini teknoloji çöplüğünün içinde buldular. Geçmişte ne olduğu belli olmayan firmaların artık sektörde kedilerine kolayca yer bulamaması ve kullanıcıların eskisinden daha bilinçli olmasından dolayı, günümüzde yeni teknolojik ürün seçmek daha da kolaylaşmış durumda. Evlerimizde iyi bir ses ve görüntü sistemi ile film izlemenin kalitesi bütçe ile doğru orantılıdır. Teknoloji marketlerinde tanınmış üreticilerin satışa sunduğu Blu-ray oynatıcılı ve bu oynatıcıya entegre edilmiş 5+1 hoparlör sistemleri fiyat olarak uygun gözükse de ses anlamında belli bir seviyeye kadar tatmin duygusu yaşatabilir.

Salonlarımızda film izleme keyfi açısından iyi bir ses deneyimi için, güncel ses formatlarını destekleyen (Dolby TrueHd, DTS-HD MASTER Audio) bir AV/RECIEVER, Reciever’ın ses çıkış gücü ile uyumlu kaliteli full range (Tam aralıklı) hoparlörler ve efektleri maksimum düzeyde hissetmek için güçlü bir subwoofer gereklidir. Standart 5+1 çevresel hoparlör dizilimi haricinde, odamızın büyüklüğüne göre 6+1, 7+1 ve 9+1 gibi seçenekler de mevcuttur. Dolby firmasının ilk olarak sinemalar için sunduğu Dolby Atmos teknolojisi, bekleneceği üzere salonlarımızda da yerini aldı. Dolby Atmos, çevresel hoparlör dizilimin yanında tavana da eklenen hoparlörler sayesinde daha da gerçekçi bir film deneyimi sunuyor. Michael Bay imzalı Transformers: Age Of Extinction (Transformers: Kayıp Çağ /2014) Dolby Atmos’u kullanan ilk yapımlardandı. Bazı ses sistemlerinde rastladığımız THX amblemi, Lucas Film tarafından geliştirilen ve belirledikleri ses standartlarını sunabilen sistemlere konulmaktadır. Çoğu kullanıcı tarafından önemsenmeyen hoparlör kabloları, kalitesiz tercih durumunda frekans kayıplarına neden olur ve bilimkurgu ve macera türündeki filmlerin aksiyon içeren sahnelerinde ses açısından keyifsiz bir deneyim yaşatmasına sebep olur. Frekans kaybı yaşanmaması açısından kaliteli hoparlör kablosu seçilmesi hayati önem taşımaktadır. Oksijenden arındırılmış kablo kullanmak ses kaybını büyük ölçüde azaltacaktır.

Dolby Atmos

Dolby Atmos’un hoparlör dizilimi.

İzlenen filmden iyi deneyim almak yalnızca ses olarak değil, iyi bir görüntü kalitesi ile mümkündür. Led, Plazma ve Oled TV’lerin hâkim olduğu piyasada doğru ürünü seçmek hayli kafa karıştıran bir iştir. Seyir sevki açısından, gerçek tarama hızının 100Hz ve tepki süresinin düşük olan TV’lerin tercih edilmesi gerekmektedir. Bazı üreticiler ürünlerinde 400,800 ve 1000 Hz gibi sözde değerleri reklam kampanyalarında ön plana çıkarmaktadır. Bu rakamlar TV’nin gerçek Hz değeri olmayıp, yazılımsal olarak yapılan yapay bir işlemdir.

Günümüz yüksek teknoloji içeren dünyasında, doğru ve uyumlu bileşenleri toplayabilip, keyifli bir film izlemek adeta bir sanat. Tabii ki film izlemek için sistem toplamak ayrı bir hobi ve merak konusudur. Ama biz sinefiller, her yeni teknik gelişmeden hayli memnunuz. Online film ve dizi hizmetlerinin küresel anlamda büyümesi, gelecekte fiziki medyanın yok oluşuna neden olup, film arşivciliğinin de farklı bir boyuta geçmesine neden olacaktır. Elbette ki ev sinema sistemleri de online servislere uyumlu bir şekilde evrileceklerdir.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.