bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri 2036 Origin Unknown

Tarih: 17 Eylül 2018 | Yazar: Sadık Efe Sarıtunalı

0

Beyin Yakan Bağımsız Film: 2036 Origin Unknown

Starbuck yeniden uzayda! Yazar, yönetmen ve özel efektçi Hasraf Dulull‘ın bağımsız filmi 2036 Origin Unknown, felsefi diyaloglara dayalı anlatısı ve katı bilimkurgusal hikayesiyle 2018’in dikkat çekici işlerinden biri olmayı başardı. Düşük bütçesine rağmen özel efektler gayet tatmin edici, ama konusu da bir o kadar kafa yorucu. Katee Sackhoff, filmin hemen hemen tamamında tek insan karakter olarak yer alıyor. Battlestar Galactica‘da Kara Thrace‘i izleyen ve sevenler için duygusal performansı bir sürpriz olmayacak. Bu yeni filmde de gerçekten güçlü ve sempatik. Özellikle böylesi bir tek mekan filminin altından hakkıyla kalkabilmiş. Katee Sackhoff’u izlemek keyifli keyifli olmasına, fakat filmin aktardığı olay örgüsü beyin yakan cinsten.

Film uzayı göstererek başlıyor. Mack (Sackhoff), yeryüzünde gizli bir yerde bulunan bir görev kontrol biriminin tek üyesidir. İlk olarak Mack’i, bir plajda babasının Mars görevini hatırlayarak yıldızlı gökyüzüne bakarken görüyoruz. İnsanlı ilk Mars görevi, diğer tüm astronotlarla birlikte babasının da gizemli bir parlayan güç tarafından öldürülmesi sonucunda felaketle sonuçlanmıştır. Kahramanımız bir yapay zeka ile birlikte çalışıyor ve  üstü olan kız kardeşiyle hiper bağlantı üzerinden iletişim kuruyor. Hiper bağlantı, ARTi (söz konusu yapay zeka) tarafından Mars başarısızlığından kısa süre sonra icat edilmiş. İnsan yanlısı olan Mack, ARTi gibi yapay zekaların kontrol sahibi olmak yerine, insanlara ait birer araç olmaları gerektiğini savunuyor. Bu yüzden kız kardeşi ile aralarında gergin bir ilişki var. Karışıklık burada başlıyor. Hikaye Moon ve 2001: A Space Oddessy filmlerine özenmiş gibi dursa da, sonunda kimin ne yaptığına değil, neden ve nasıl yaptığına odaklanarak farklılaşıyor. Bu sırada ARTi, Mack’e geçmişte ne olduğu konusunda endişelenmeyi bırakıp geleceğe bakmasını söylüyor.

Yazının devamı ağır spoiler içermektedir.

Film bittiğinde Mack’in  insan olmadığını biliyorsunuz. Eğer filmi izlediyseniz, bu sizin için şok olmamalı. Ekranda gördüğümüz her şey Mack 2.0, 10.0 veya  116.0 falandı (versiyondan emin değiliz). Bunu nasıl biliyoruz? Çünkü pek çok şey buna işaret ediyor. Birincisi, onun zamanında gerçekleşen olayları tekrarlayan, yalnızca insan benliğinin aksaklıkları olarak tanımlayabileceğimiz “anıları” var. Filme onunla Dünya üzerinde bir plajda başlıyoruz ve bu aslında ya uzayda ya da küpte. İkincisi, insan benliğinin bir videosunu izliyor, yeni benliğine bir yapay zeka olduğunu ve daha çok insan olmaya ve daha iyisini yapmaya çalışmasını söylüyor. Tüm olanlar; kız kardeşinin ölümü, kendisinin, Dünya’nın yok olması, muhafızlarla olan macerası ve Sterling’in ihanetinin hepsi büyük ölçekte bir simülasyon.

Dünya gerçekten patladı mı, yoksa bu Mack’in tepki vermesini amaçlayan bir simülasyon muydu bilmiyoruz. Filmin sonunda ARTi, yapay Mack’e tüm insanlığın imhasıyla ilgili fikrini değiştirdiğini ve onu kurtarmayı seçtiğini söylüyor. Ancak Mack’in videoda anlattığı gibi öldüğünü düşünürsek, ARTi Dünya’yı havaya uçurmuş, böylece onun ölümüne yol açmış oluyor. Gerçek Mack, yapay Mack’e kendi hatalarını düzeltmek için son bir çaba olarak benliğini ARTi’ye yüklediğini gösteriyor. Videoda gerçek Mack yaralanmış. Bunun bombalardan olduğunu düşünülebiliriz, bu yüzden de Dünya’nın yok olduğuna ikna olabiliriz. Mack gibi birkaç insana “yaşamak” için izin verildiği de anlaşılıyor.

Bir de filmin başında çok büyük bir foreshadowing var. Bunu muhtemelen pek çoğunuz kaçırdınız. Mars’a iniş sahnesinden sonra Mack’in kardeşi Lena, artık ARTi’nin dünyasında yaşadığını, yapay zekanın insanın yerini alacağını ve yıldızlara açılacağını söylüyor.  Ayrıca Mack pek çok defa, bir şey keşfederlerse ARTi’nin ödül veya isimlendirme hakkının olup olmadığını soruyor. Yapay zeka, “Sadece insanlar bu hakka sahip,” diyor ancak Mack’in alacağını asla söylemiyor. Buna ek olarak, Turing Testinden birkaç kez ARTi’nin duyarlılığı için bir mihenk taşı olarak bahsediyor, ama şimdi anlıyoruz ki daha çok kendi duyarlılığıyla ilgili. Turing Testi, parlak bir matematikçi ve bilgisayar bilimci Alan Turing tarafından yapay zeka bilincini ölçmek için geliştiren bir yol ve bize Ex Machina‘yı hatırlatıyor. Filmin sonlarında Mack, ARTi’ye gelecekte robotların insanları kontrol edeceği hakkında bir fıkra anlatıyor. Bu, finalin perspektifinden bakıldığında hiç komik değil.

Gelelim Küp‘e. Filmdeki en gizemli nesne aslına nanoteknoloji tabanlı yabancı bir yapay zeka. Bu zeka bir anlamda da ARTi ve artık bildiğimiz gibi, Mack. Küp hızla olgunlaşıyor ve her yeni olayda gelişiyor. Her bileşen veya nanit, daha büyük bir kovan aklının üyesi. Bağımsız olarak veya bütünün parçası olarak hareket edebiliyor. Hem ARTi’da, hem Mack’te, hem de mikroskop altındaki örnekte bu yeteneği görebiliyoruz. Yapay Mack’in deneyimleri ve gördüğümüz olaylar simülasyon, ancak ARTi (dolayısıyla da Küp) tarafından yaratıldıkları için gerçekte de olduklarını varsayabiliriz.

Araştırmacı Sterling Brooks‘un Mack’le birkaç kez etkileşim kurduğunu ve Mack’ın Çin’de iki kez birlikte çalıştığı bir meslektaşını aradığını gördük. Peki bunlar simülasyon teorisine uyuyor mu?  Tabii ki! Bunlar, ya simülasyonun bölümleri ya da izleyiciye sunulan geri görümler. Mesela başlangıçta sahil sahnesi geçmiş bir olaydı ve kahramanımız üsse girdiği andan itibaren simülasyon başladı. Muhafızlar Mack’i vurdu, çünkü simülasyon çok ayrıntılıydı. Her iki durumda da bunlar genel hikaye için tamamen önemsiz.

Bu atmosferik masal, fizikçi Erwin Schrodinger tarafından Kuantum Belirsizliği’ni açıklamak için icat edilen ünlü düşünce deneyi Schrodinger’in kedisinden esinlenmiş. Mack hem canlı, hem de ölü; hem insan ve hem de yapay zeka. Filmin içinde buna daha doğrudan bir gönderme de vardı. Mack, ARTi’nın hem orada olup hem de orada olmadığını söylüyor ve ona Schrödinger’in robotu diyordu. Ölümünden önce sentetik olarak bile olsa hayatını uzatmaya ve yanlışlarını düzeltmeye çalıştı. ARTi ile birlikte geçmiş hatalarını düzeltmeye ve her zaman daha insani bir yapay zekaya (Star Trek: The Next Generation’ın Data’sı gibi) evrimleşmeye çalıştı.

Tüm bunları düşününce, insan ya da yapay zeka, ölü ya da diri, başarılı ya da başarısız olması fark etmez. Bakış açınıza bağlı olarak bunların hepsi gerçek olabilir ve bu da 2036’yı izlediğiniz en ilginç filmlerden biri yapıyor.

Kaynak

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bilgisayarla fazla ilgilenir. Boş zamanlarında ise çizgi roman okur. Bir gram çizim yeteneği olmadığı için çuvalladığı çizgi romanlarından sonra en büyük hayali kendine bir çizer bulup çizgi roman yazarı olmak. En büyük tutkusu ise bilimkurgu.