bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri

Tarih: 26 Eylül 2018 | Yazar: Emre Bozkuş

0

Avcı Av Olursa: Minority Report

Dünya üzerinde her yıl birçok insan cinayet sonucu hayatını kaybediyor. Bireysel silahlanma, kontrolsüz güç kullanımı gibi sayısız sebebi olsa da sonuçları yıkıcı. Peki, henüz gerçekleşmemişken cinayetleri öngörebilme ve engelleyebilme imkanınız olsaydı? Bu gücü kullanmak için neler yapardınız? Böyle bir sorumluluğun taşınabilmesi için neleri feda ederdiniz?

Minority Report ya da diğer adıyla Azınlık Raporu filmini izlediğimizde bu sorularla yoğun bir şekilde muhatap oluyoruz. Philip K. Dick’in ilk kez 1956 yılında Fantastic Universe dergisinde yayımlanan kısa öyküsünden uyarlanan filmde, olaylar 2054 yılında Amerika’nın başkenti Washington’da geçiyor. Başında John Anderton (Tom Cruise)’ın bulunduğu Precrime adlı özel yetkili bir polis birliği, teknolojik düzenekler ve psişik kahinler sayesinde cinayetleri henüz işlenmeden tespit edip, önlemektedir. Bu sistem, kahinler denilen üç adet meta insanın geleceğe dair vizyonlarının işlenmesi prensibine dayalıdır. Elde edilen veriler görüntü haline getirilir ve Şef John Anderton’ın direktifleriyle cinayet mahalli tespit edilmeye çalışılır. Ayrıca ilgili polis birliği, yaşanacaklara dair kesin kanıtlara sahip olduğundan özel yetkileriyle doğrudan zanlıları tutuklama kararı alabilmektedir.

Steven Spielberg

Filmin hemen başında önlenecek bir cinayetin nasıl geliştiğini izleme fırsatımız da olur. Bir kadın, kocasının ayrılmasının ardından aşığını eve almaktadır. Öngörülen gelecekte koca makasla ikisini de öldürmektedir. Polislere göre eğer zamanında müdahale edilmezse bu olay gerçekleşecektir. Çeşitli taramalar ve incelemeler neticesinde cinayet engellenir, aynı sırada olayın arka planı da açıklanır. Peki bu cinayetin engellendiği iddiası ne kadar doğrudur? Koca, belki de cinayetten vazgeçecekti? Zamanın göreliği konusu böylelikle henüz filmin başında karşımıza çıkar. Olası eylemleri determinist bir bakış açısıyla değerlendiren polisler, neticenin cinayetin ortadan kalkması olduğunu düşünerek buna karşı da çıkmaz. Ta ki Şef de suç öncesi sisteme takılıncaya dek. Cinayete kendi gözleriyle tanıklık eden John Anderton, şaşkın bir halde kaçmaya başlar. Öldürdüğü kişinin kim olduğunu bilmeden ve doğal olarak sebebini de anlayamadan tüm bir teşkilattan gizlenmek zorunda kalır.

John Anderton oğlunu halka açık bir havuzda kaybetmiş, yıllarını onu aramaya adamıştır. Bu süreçte eşini de kaybeden John, avuntuyu neuroin denilen uyuşturucuda ve işine sarılmakta bulmuştur. Fakat cinayet işleyeceği önceden tespit edilince, av avcıya dönüşür. Anderton tüm gücüyle masumiyetini ispat etmeye ve sistem ile istemeden girdiği savaşı kazanmaya çalışacaktır artık. Suç ve Ceza kavramları üzerine söylenmiş değerli sözler barındıran hikayede, insan iradesinin geleceği şekillendireceği vurgusu aslında precrime’ın da sorgulanması olarak önümüze sunulmaktadır. Suçu işlemeden suçlu olunabilir mi?

Filmin yönetmenliğini üstlenen Steven Spielberg, filmin hazırlık sürecinde birçok kişiyle fikir birliği yapmış ve öyle kurmuştur geleceğin toplum düzenini. İris taramalı kapılar, etkileşimli gazete ve diğer yayım araçları, fütürist araçlar ve arabalar; diğer yandan ise parklarda oynayan çocuklar ve yağmurda şemsiye kullanan insanlar… Klasik ile modernin bu uyumu, seyirciye alışılmışın dışında bir gelecek tasviri de vaat ediyor.

Son söz olarak şunu da söylemek gerekir: Geleceğin meta üzerinden değişiklikler ile kendini göstereceği iddiası üzerine temellendirilen bilimkurgu yapıtlarının aksine, bireylerin gözüyle olayları izleme imkanına kavuşmak filmin önemli yönü. İnsanın temelde değişmeyen güdü ve arzularının, metaya ne kadar hükmederse hükmetsin kararlarını ve dolayısıyla yaşamına etkisini gözler önüne seriyor. Sisifos Söyleni’nde Albet Camus’un da vurguladığı gibi, çünkü insan ne ise onu olmayı reddeden tek yaratıktır…

Etiketler: , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bir Garip Merdümgiriz...