bilimkurgu kulubu

Sinema arrival kapak

Tarih: 15 Şubat 2017 | Yazar: Sinan İpek

0

Arrival’ın Ardındaki Bilime Bir Bakış

SPOILER

Eğer bir gün uzaylılarla temas kurarsak onlara soracak gerçekten birkaç ciddi sorumuz olacak. Örneğin, “Buraya nasıl geldiniz?” ya da “Bizi nasıl buldunuz?” gibi. Bunlar hiç de basit sorular değil. Hız sınırı olan bir evrende yaşıyoruz. Hiçbir şey ışıktan hızlı gidemiyor. Uzay gemileri ışık hızına ulaşsa bile evrendeki büyük mesafeleri aşmak yine de olanaksız görünüyor. Arrival’ın uzaylıları Dünya’ya gelebilmek için ışık hızından milyonlarca kez hızlı gitmiş olmalılar. Peki, ama bunu nasıl başardılar? Arrival’ın fizikçisi Ian (Jerremy Renner) de aynı soruların peşinde ve tabii hükümet de bunu öğrenmek istiyor.

İkinci soruyu, yani “Bizi nasıl buldunuz?” sorusunu da basitçe yanıtlamak mümkün değil. Evren öylesine büyük ve içinde o kadar çok gezegen var ki samanlıkta iğne aramak bile herhangi bir galakside gelişmiş bir uygarlık aramaktan çok daha kolay. Ancak bu soruları sorabilmek için öncelikle uzaylılarla konuşabilmemiz gerekiyor. Arrival’ın temel meselesi de zaten bu. Uzaylılarla nasıl konuşacağız, nasıl iletişim kuracağız? Bu arada uzaylılar ahtapota benzeyen yaratıklar. Yedi bacaklı oldukları için Heptapod diye adlandırılıyorlar. Heptapodlar yalnızca ışıktan hızlı seyahat edip yerçekimini kontrol etmekle kalmıyor, dil vasıtasıyla geleceği de görebiliyorlar. Konuşma dilinden epeyce farklı olan yazılı dilleri, zihinleriyle yön verdikleri mürekkep halkalarından oluşuyor.

Halkalar ne anlama geliyor?

Logogram denen bu halkalar esasında gelecek ve geçmiş zamanı aynı anda içeren cümlelerden ibaret. Zamanın sonsuzluğunu ve döngüselliğini anlatmak için eski çağlardan beri Ouroboros denilen bir motif kullanılmış. Ouroboros, kendi kuyruğunu yutan bir yılan ya da ejderdir; yeniden doğuşu ve hayatın döngüsünü simgeler. Uzak doğu kültüründeki Ying Yang sembolününün de ouroboros’un bir çeşidi olduğu düşünülmekte. Matematikteki sonsuz simgesi de bir kez bükülmüş bir ouroborostan başka bir şey değil.

Filmin öyküsü dilbilimci Louise Banks (Amy Adams) etrafında dönüyor. Hükümet tarafından kendisine heptapodların Dünya’ya neden geldiklerini öğrenme görevi verilen Dr. Banks, uzaylıların yazılı dillerinin sözlü dillerinden epey farklı olduğunu keşfediyor. Heptapod dili doğrusal değil, yani ögelerinin belli bir sırası yok. Bu dilde önemli olan, ögeler arasındaki zamandan bağımsız ilişkiler. Bir logogram’ın gösterdiği cümle; geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanı içerebiliyor. Filmin başından itibaren Dr. Banks, ergenlik çağında kanserden ölen kızını anımsıyor. Ancak sonradan anlıyoruz ki bunlar bizim sandığımız gibi geçmişin değil, geleceğin anıları; yani flashback değil flashforward’lar. Bir başka deyişle, ileri dönük anımsamalar.

Bu noktanın filmin sonuyla yakından ilgisi var. Şöyle ki, hetapodlar “Neden buradasınız?” sorusunu “Silah vermek için” diye yanıtlıyorlar. Buradaki silah sözcüğü, aynı zamanda teknolojik bir araç anlamına da gelebiliyor. Heptapodların mesajını yanlış anlayan Çinliler, onlara ülkelerini derhal terk etmeleri için ültimatom veriyor. Heptapodların iniş yaptığı on iki ülke arasındaki koordinasyon kopuyor. Ortalıkta bir savaş havası esmeye başlıyor. Ülkeler, uzaylıların Dünya birliğini bozmaya çalıştığına inanıyor. Bu arada Dr. Banks, heptapodlarla konuşabilecek kadar onların dilini çözüyor. İki uzaylıyla (Abbott ve Costello) konuşarak bahsedilen silahın aslında heptapodların bize vermek istedikleri bir “ödül” ya da “bahş” olduğunu öğreniyor. Yani heptapodlar insanlığa bir armağan bahşetmek istiyorlar: Dillerini, yani logogramları… Peki ama logogramlar ne işe yarayacak? Anlaşıldığına göre logogramlar zaman içinde yolculuk yapmamızı sağlayacak. Logogramları kontrol etmeyi öğrenen bir kişi, zihin gücü aracılığıyla geleceğe ve geçmişe yolculuk yapabilecek. Doğrusu oldukça etkileyici bir armağan.

Peki logogramlar zaman yolculuğu yapmamızı nasıl sağlayacaklar?

Bu noktada film, Sapir-Whorf adlı iki dilbilimcinin teorisini gündeme getiriyor. Kısaca özetlemek gerekirse: “Konuştuğumuz dil, beynimizi şekillendirir” diyen bir hipotez bu. Dilbilimciler bu teoriyi gerçekte pek ciddiye almasalar da senaryonun dayanağı bu cümle olmuş. Logogramlar beynimizi değiştirerek uzay-zamanı bir üst boyuttan görmemizi sağlıyorlar. Peki, bir üst boyuta, yani 4. ya da 5. boyuta çıkarsak ne olur? Kimi fizikçilere göre geçmişi ve geleceği bir bütün olarak görebiliriz. Üst boyuttan bakıldığında zaman sabit bir yapıdır, içinde yolculuk yapmak mümkün olabilir. Logogramlar, zihinsel olarak bu yolculuğu başarmamızı sağlıyorlar. Dr. Banks logogramları kullanmayı öğrendikçe geleceğe dair hayalleri netleşiyor. Sürekli anımsadığı ve sık sık da rüyalarında gördüğü çocuk aslında gelecekte sahip olacağı çocuktur; anıları, geleceğin anılarıdır.

Uzaylıların yönlendirmesiyle Dr. Banks, baş gösteren savaş tehlikesini nasıl önleyeceğini de keşfediyor. Zihninde geleceğe yolculuk ediyor ve onunla bir partide karşılaşıyor. Tehlike atlatılmış, savaş önlenmiştir. Çin başbakanı Dr. Banks’ın bunu nasıl başardığını anlatıyor. Dr. Banks, kendisini aramış ve eşinin ölürken kocasına fısıldadığı Çince sözleri söylemiştir. Dr. Banks şaşırır ve Çin başbakanını arayamayacağını, çünkü onun numarasını bilmediğini söyler.  Başbakan ona özel numarasını verir. Dr. Banks yeniden günümüze döner ve edindiği bu bilgiyle ne yapacağını gayet iyi bilmektedir. Çaldığı bir uydu telefonundan Çin Başbakanı’nı arar ve ona karısının sözlerini tekrarlar. Bu şekilde büyük bir felaketi önlemiş olur. Bunu logogramlar sayesinde başarmıştır. Çünkü logogramlar, Dr. Banks’ın beynini değiştirerek zaman yolculuğu yapmasını sağlamıştır. Sapir-Whorf teorisini anımsayalım: Hani konuştuğu dilin insanın beynini değiştirdiğini iddia eden teoriyi…

Logogramların işlevini düşündüğümüz zaman, filmdeki bazı noktaları daha iyi anlıyoruz. Örneğin Dr. Banks’ın ileşitim kurduğu uzaylılardan biri olan ve kuşkucu bir grup asker tarafından gerçekleştirilen bir bombalı saldırıda hayatını kaybeden Abbott geleceği görebildiğine göre, saldırıda öleceğini de biliyor olmalıydı. Buna rağmen bu yolculuğa çıkmayı neden kabul etmiş olabilir? Costello’nun (diğer heptapod) söylediğine göre, 3000 yıl kadar sonra heptapodlar türlerini kurtarmak için Dünyalıların yardımına ihtiyaç duyacaklarmış. O halde Abbott, türünün geleceğini kurtarmak için kendi yaşamını feda etmeyi kabul etmiştir.

arrival

Filmin sonunda fizikçi Ian, Dr. Banks’a aşkını itiraf eder. Banks’a çocuk yapmaya hazır olup olmadığını sorduğunda Banks “evet” der. Ama artık biliyoruz ki bu “evet” öylesine söylenmiş bir evet’ten çok daha fazlasıdır. Çünkü Banks doğacak çocuğunun sonunda kanserden öleceğini bilmektedir. Buna rağmen çocuğu dünyaya getirmeyi kabul ediyor. Peki neden? Bu sorunun yanıtı sanırım ouroborosun anlamında yatıyor. Hani şu kendi kuyruğunu yutan yılan! Sonunda ölüm olsa bile, yine de yaşamaya değer binlerce güzel anımız olacak. İşte bunun için yaşamaya değmez mi? Dr. Banks, önünde kızıyla geçireceği güzel yıllar olduğunu biliyor.

Sonuç olarak yaşam ve ölüm birbirini kovalayan iki güçtür ve biri olmadan öteki düşünülemez. Film sanırım bu mesajı iletmek istiyor. Öte yandan Ian, karısınının bu bilgiyi kendisinden saklamasını hazmedemiyor ve onu terk ediyor. Dr. Banks bunun olacağını da önceden biliyor elbette. Yani kocası tarafından terk edileceğini… İşin tuhafı, hem kızının hem de kocasının kanserden ölmesinin nedeni heptapodlarla gerçekleştirilen yakın temas olabilir. Heptapodların radyasyon yaydığına dair ipuçları var filmde. Her iki bilim insanının yüksek radyasyona maruz kalmış olma ihtimali var.

Film zaman yolculuğunun yarattığı paradokslara dayandırıyor öyküsünü. Ancak, bütün zaman yolcuğu filmlerinde karşımıza çıkan ve kafamızı karıştıran bazı noktalar havada bırakılıyor.

Felaketi Önleyecek Bilgi Nerede ve Ne Zaman Üretildi?

arrival

Çin başbakanının gelecekte Dr. Banks’a verdiği bilgi olmasaydı Dr. Banks savaşı önleyebilir miydi? Çin başbakanı kendi kendini durduracak bilgiyi yine kendisi veriyor. Peki, bu önemli bilgi tarihin hangi aşamasında, kim tarafından keşfediliyor? Geçmiş ve gelecek aynı anda bilindiğinde ortaya ilginç paradokslar çıkar. Çünkü öykü bedava bir bilgiye dayanır, oysa içinde yaşadığımız ve geleceğini bilmediğimiz evrende bizler ancak bedelini ödediğimiz bilgilere sahip olabiliriz. Uğruna araştırma, gözlem yaptığımız, deneylerle sınadığımız ve sağlam kanıtlara dayandırdığımız bilgilere… Hiçbir bilgi bize gelecekten karşılıksız bir şekilde gelmez. Hepimiz bunun farkındayız.

Bir başka deyişle, gelecek henüz oluşturulmamıştır, bu yüzden onun hakkında bilgimiz yoktur. Elimizde sadece olasılıklar vardır.

Geleceği oluşturan, canlı cansız bütün varlıkların ortak çabası değil mi? Birileri geleceğe yatırım yapar, onun değişmesi için çabalar ve en çok çabalayan aslan payını alır. Bu bir rekabet oyunu gibi değil midir? Bizler geleceğe önem derecesi değişen katkılarda bulunuruz, tüm varlıkların yaptığı gibi. Tabi diğer canlılardan çok daha zeki olduğumuz için, geleceği kendi çıkarımıza değiştirmeyi çoğunlukla başarıyoruz. Peki, Dr. Banks, yaşamının hangi noktasında geleceği şekillendirecek bilgiyi elde etmiştir? Çin Başbakanından değil sanırım, çünkü bu bedava bilgi olurdu. Filmde bu nokta belirsiz kalıyor, zaten zaman yolculuğuyla ilgili çoğu film ve öyküde bu nokta fazla eşelenmez. Bunu açıklamak için öncelikle zamanın (geçmiş + gelecek) sabit olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Ancak, tıpkı bir hamurun katılaşması gibi, belli şartlarda zaman da katılaşabilmeli.

arrival

Dr. Banks’in savaşı durduracak bilgiyi edinebilmek için önce geçmişe gitmesi gerekirdi. (Bu nokta filmde yer almıyor.) Üstelik geçmişte oldukça uzun süre kalmış olmalı. Çin başbakanının yaşamını baştan sonra izlemesi, onu durduracak bilgiyi (karısının ölüm döşeğinde söylediği sözler) keşfedecek kadar uzun süre geçmişte oyalanması lazım. Ama bunların hiçbirini filmde göremiyoruz.

Dr. Banks anahtar bilgiye ulaşır ulaşmaz şimdiki zamana dönüyor (filmin şimdiki zamanına) ve savaşı durduracak hamleyi yapıyor. Bu noktaya gelinceye kadar gelecek yüzlerce kez değişmiş, insanlar heptapodları yüzlerce kez öldürmüş, belki de kendileri bu savaşta yüzlerce kez yok olmuş olmalı. Ancak, sonunda savaşın önlendiği olay yaşanıyor. Üstelik olası geleceklerden en tutarlı olan budur. Bu noktadan sonra tarihin dondurulması ve artık bir daha değişmemesi lazım. Bu amaçla tarih içinde bir kısa devre oluşturulması gerekiyor. Dr. Banks’ın geçmişe gitmesine gerek kalmayacak bir zaman çizgisine demir atılmalı. Yani, Dr. Banks artık geçmişe değil, direk geleceğe giderek Çin başbakanından gerekli bilgiyi almalı.

Filmde gördüğümüz de bu. Dr. Banks’ın geçmişte yaptığı bilgi madenciliği filme yansıtılmıyor. Zaman yolculuğuyla ilgili birçok öyküde belirtilmeyen nokta da genelde bu oluyor. Bir video oyununda olduğu gibi, oyuncunun başarısız olduğu yüzlerce denemeyi biz görmeyiz. Ama sonuçta ustalaşmış bir oyuncunun başarısını hayranlıkla izleriz.

arrival

Ancak bütün bilimkurgu eserleri bu hataya düşmüyor kuşkusuz. Bazılarında bu nokta gayet güzel işlenmiş oluyor. Örneğin Isaac Asimov’un Sonsuzluğun Sonu adlı romanı, zaman paradokslarına oldukça akılcı bir şekilde yaklaşan eserlere iyi bir örnek olarak gösterilebilir. Bir başka örnek ise zaman yolculuğunu ele alma konusunda oldukça başarılı bulduğum Edge of Tomorrow (2014) adlı yapımdır.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Yazıyor, çiziyor, düşünüyor, öğreniyor, öğretiyor. Temel ilgi alanı Bilimkurgu yazarlığıdır. Bunun dışında matematik, bilim, teknoloji, astronomi, fizik, resim, sanat, edebiyat vs. gibi konularda düşünür, okur, öğrenir ve ara sıra da sentezlediklerini yazı halinde kusar.