bilimkurgu kulubu

Genel tamer ertangil

Tarih: 11 Şubat 2017 | Yazar: İsmail Yamanol

0

Tamer Ertangil’den Çağımızın Yanılgıları Üzerine

Tamer Ertangil, felsefi üretimin bir hayli az olduğu ülkemizde; kökünü insana, topluma ve bilime salarak filizlenen başarılı düşünürlerimizden biri. 1982, Karamürsel doğumlu Ertangil, yaşamını İngilizce öğretmenliği yaparak sürdürüyor ve kaleme aldığı yapıtlarıyla da düşünsel birikimini uygarlık havuzuna akıtmaktan geri durmuyor. 2013 yılında Cinius Yayınları etiketiyle piyasaya çıkan “Tanrı, Özgürlük ve Ölümsüzlük” adlı eseri, Immanuel Kant’ın “Saf Aklın Eleştirisi” kitabında ortaya koyduğu “İnanca yer açmak için bilgiyi bir kenara bıraktım” ifadesine bir antitez oluşturuyordu. Ertangil, inanca yer açmak için bilgiyi sınırlamaktansa, inancın bilgide temellenmesi gerektiğini ve dolayısıyla bilgisine sahip olunmayan bir şeye inanmanın da yersiz olduğunu öne sürüyordu.

Yazarın yine Cinius Yayınları’ndan çıkan 2014 tarihli “Biri Bilim Masaldır mı Dedi?” kitabı, sağlıklı bir tartışma zemininden gitgide uzaklaştığımız günümüzde, bilimin ve bilimsel yöntemin bir savunusunu omuzluyor ve merkezine Feyerabend’in bilim felsefesini oturtarak, düşünüre epistemolojik ve politik açıdan eleştiriler getiriyordu. Söz konusu iki kitap da felsefeye ve fikir çarpışmalarına ilgi duyanlar için keyifli bir okuma vaat ediyor. Ancak “Çağımızın Yanılgıları Üzerine” adını taşıyan son kitabında Ertangil, rotasını daha geniş kitlelere döndürmeyi yeğleyerek, içinde yaşadığımız çağın yanılgılarını, ön kabullerini ve ezberlerini masaya yatırma yoluna gitmiş. 2017’nin hemen başında yayımlanan eser, yazarın çeşitli konulardaki berrak fikirlerini ve eleştirilerini yalın bir üslupla aktarıyor.

çağımızın yanılgıları üzerine

“Dünya’yı, evreni, doğayı ya da tanrıyı; her neyi anlamak istiyorsanız, onu anlamanın yolu insanı anlamaktan geçer.” – Martin Heidegger

Çağımızın Yanılgıları Üzerine kitabında Ertangil, bir yandan kendi düşün yaratımını deklare ederken, diğer yandan da sessiz yığınların çığlığını yükleniyor. Zaten kitabı elimize alıp okumaya başladığımız andan itibaren, yazarın ateşten bir gömlek giydiğini kolayca fark ediyoruz. Her türlü cehaletin, yanılgının, sinmişliğin ve susmuşluğun karşısına dikilen Ertangil, kalemine ise hür aklın ve vicdanın kılavuzluğunu kuşanıyor. Üstelik bunu laf cambazlıklarına girişerek ya da muğlak tümcelerin ardına pusulanarak da yapmıyor. Çeşitli yaftalamalara maruz kalma pahasına bile olsa, yazarın duru cesaretinden ve güçlü doğruculuğundan ödün vermemesi takdire şayan. “İnsan”, “Toplum” ve “Hayat” olmak üzere toplam üç ana bölümden oluşan eserin, sorgulama becerisini yitirmemiş herkesi beyin jimnastiğine çağırdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

İlk bölümde suskunluğun, kabullenmenin ve göze batmama gayretinin bir yergisini sunan yazar, bunun yanı sıra öteden beri süregelen birtakım klişelere ve basmakalıp yargılara da meydan okuyor. Söz gelimi “Suskunluğum Asaletimden mi?” başlıklı yazısında kötülüğe ve haksızlığa karşı ses çıkarmamayı lanetlerken, “Cehalet Mutluluk mu?” başlıklı yazısında bilgiyi ve öğrenme çabasını var gücüyle kutsuyor. İlk bölümün en çapıcı konularından birini oluşturan “İnsan Aşağılık Bir Varlık mı?” başlıklı yazısında, bir yandan insanı ve insanlığı aşağılamanın prim yaptığı günümüzde türümüze olan inancını ifade ediyor, bir yandan da bayağı, kolaycı, yoz ve kofyaftacılık çağının sona ermek üzere olduğunu müjdeliyor. İlk bölümün öne çıkan bir başka yazısı ise “Aile Gereksiz Bir Yük mü?” başlığıyla ele alınmış. Yazar, modernleşme ve hazcılığın tehlikelerine dikkat çekerken; aşkın, sevginin ve aile olma arzusunun insaniliğini de anımsatıyor.

çağımızın yanıgıları üzerine

İlk bölümde insana dair fikirlerini belli konular altında sıralayan Ertangil, “Toplum” adlı ikinci bölümde daha kapsamlı bir deklarasyona girişiyor. Okurunu Türkiye’den Ortadoğu’ya, çok kültürlülükten şiddetsiz bir dünyanın mümkün olup olmadığı sorgusuna savuran yazar, tüm bu fikir süreci boyunca çeşitli bilgi ve anekdotlarla da savlarını beslemeye çalışıyor. Örneğin “Demokrasi Sorgulanamaz mı?” başlıklı yazısında demokrasinin zaafiyetlerine, “Çok-Kültürlülük Hoşgörüye Yol Açar mı?” yazısında kültürel ayrıksılığa vurgu yapıyor. Yine “Ortadoğu Günahsız mı?” ve “Şiddetsiz Bir Dünya Mümkün mü?” başlıklı yazılarında ise, şiddet ve terör gibi olguları ele alırken tarihi, sosyolojik ve felsefi bakış açılarına dayalı derinlemesine bir manzara resmediyor.

Kitabın “Hayat” adını taşıyan üçüncü ve son bölümü, genel itibariyle coşkulu bir iyimserlik manifestosu gibi. “Kötülüklerin ağır bastığı, kin, hınç ve bencilliğin gırla gittiği bir toplumsal ortamda marifet halka inmek değil, onu yukarıya çekmektir.” diyen yazar, yer yer jakoben bir düşünce penceresi aralıyor. “Bilim Hayatın Anlamını Verir mi?”, “Maneviyat Dinden İbaret midir?” ve “Hayat Boş ve Anlamsız mı?” başlığını taşıyan metinler, din-bilim ayrımından sekülerizme, ahlaktan toplumsal sözleşmelere, sanattan felsefeye değin çok sayıda konuyu masaya yatırıyor. Kitabın “Peki Hiç Umut Yok mu?” başlığını taşıyan son yazısı ise, aydınlanmacı bir dünya ve toplum ülküsü niteliğinde. Ivan Karamazov’un da dediği gibi, “Hayat kadehini bir kez dudaklarıma götürdükten sonra, dibine kadar içmeden asla bırakmam onu.”

çağımızın- yanılgıları üzerine

Birbirinden ilgi çekici konuları belli temalar altında toparlayıp okura sunan Tamer Ertangil, adeta “hayata, evrene ve her şeye dair” bir düşünce yolculuğuna çıkmış ve bize de yan koltuğunda bir yer ayırmış. Dikkat edileceği üzere, kitaptaki her başlık aynı zamanda bir soru. Soru sormanın en temel felsefi işlevlerden biri olduğunu anımsadığımızda, bu bize hiç de yadırgatıcı gelmiyor. Kitap boyunca sorular soran yazar, hem kendiyle hem de okuruyla sürekli bir tartışma içinde. Bazen itirazlarınızı önceden görmüşcesine bir sonraki satırda size cevaplar yetiştirmeye girişirken, bazen de uygun sonuca ulaşmak için kendi fikirlerini çatıştırabiliyor. Felsefenin kendi iç devingenliğini de başarıyla yansıtan bu biçem, okurun zihninde hoş bir tat bırakıyor.

Felsefi lüteratürde yanılgı, yanlışı doğru ya da doğruyu yanlış sanma durumunu ifade eder ve birey tarafından algılanıp kabullenilmesi oldukça meşakkatlidir. Bu nedenledir ki yanılgılarımız zamanla kişiliğimize eklemlenip bizim bir parçamız haline gelir. Yanılgılarımızı fark etmek ve düşüncelerimize yeniden biçim vermek için sormak, sorgulamak ve yeri geldiğinde kendimizle de hesaplaşmak zorundayız. İşte Çağımızın Yanılgıları Üzerine; kabullerini, kalıplarını, kırmızı çizgilerini, ideolojilerini ve hatta inançlarını tartışmaya açmak isteyenler için uygun bir fikir arenası sunuyor. Üstelik yazar bunu yaparken bilimkurguyu da işin içine katmaktan geri durmuyor. Öyle ki, fikirlerini desteklemek için zengin izleme ve okuma deneyimlerini sizinle paylaşıyor. Interstallar’dan 1984’e, Arrival’dan Brave New World’e dek kitapta bilimkurgusal pek çok anekdot da gizli.

çağımızın- yanılgıları üzerine-

Çağımızın Yanılgıları Üzerine’yi okurken bol bol fikir çakmasına uğrayacağınız gibi; kimi zaman yazarla hemfikir, kimi zamansa karşıt görüşte olduğunuzu göreceksiniz. Bazen öteden beri dillendiremediğiniz fikirlerinizi savunduğu için yazara sevgi besleyecek, bazen de ona çok kızacak, hatta damarınıza bastığını hissedeceksiniz. Kısacası Çağımızın Yanılgıları Üzerine, açık fikirli okurların ön kabullerini sorgulamaları adına kendi içlerinde bir meydan okuma yaratan ve insan, toplum, hayat gibi kavramlardan yola çıkarak dikkatli incelemeler yapma olanağı sunan bir eser. Sonuçta bazen bir kitap eğer sizin damarınıza basıyorsa, sadece sizin canınızı sıkmak istemiyordur; size entelektüel bir iyilik de yapıyordur. Bu açıdan bakarsanız, belki kitaptaki fikirleri kendi içinizde sorgulama imkanına da sahip olabilirsiniz. Yazarının da dediği gibi, “artık konuşma zamanıdır”…

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…