ipek ortaer montanari

S. İpek Ortaer Montanari ile Röportaj

Öncelikle bizi kırmayıp röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. İlk olarak sizi okur yönünüzle tanımak isteriz. Kitaplarla nasıl tanıştınız acaba?

Öncelikle röportaj teklifiniz için ben teşekkür ederim.

Kitaplarla tanışmam ailem sayesinde oldu. Hem annem hem de babam sıkı okurlardı ve evimizde büyük bir kütüphane vardı; bu kitap bolluğu içinde kendime okuyacak bir şey muhakkak buluyordum. İlk başlarda, okuma yazma bilmezken bile, okumayı sökmüş bir arkadaşımı esir alıp bolca Doğan Kardeş okuduğumuzu hatırlıyorum.

Sizi en çok etkileyen yazarlar kimlerdir?

Aslında yazar seçen biri değilimdir; ancak Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri ve Yaşar Kemal’in gençliğimde beni oldukça etkilediğini, bana okumayı sevdirdiğini söyleyebilirim; sonrasında Yaşar Kemal ile yüz yüze tanışma ve bir proje kapsamında birlikte çalışma imkânı da bulduğum için kendimi oldukça şanslı sayıyorum. Hem çevirmen hem yazar olarak takip ettiğim Fuat Sevimay ve Yiğit Bener gibi yazarlarsa bana özellikle çeviri yaparken kelime seçimlerimin zenginliğinde katkı sağlıyor.

Yabancı yazarlardan sevdiklerim arasında Ursula K. Le Guin, Ken Follett, Jack London, Jules Verne, Maupassant var. Bir de polisiye kitaplara dayanamıyorum; Agatha Christie’ler ve hırsız polis olarak Lüpen’ler küçüklüğümde okuyup bitirdiğim ve tadı damağımda kalan kitaplar olmuştur hep. Şimdilerde Lüpen’leri tekrar çevirebildiğim için de ayrı bir zevk alıyorum.

Okur kimliğiniz size hayata dair neler kattı?

Okumanın hayatıma kattıkları saymakla bitmez sanırım. Psikolojik yanı olan kitapları da okumayı sevdiğimden öncelikle insanları tanımama katkı sağladığını düşünüyorum. Ardından dünyayı ve kültürleri öğrenmemi kolaylaştırdı. Ve elbette hem çevirmen hem de yazar kimliğimin temelinde çok okumanın yattığını düşünüyorum.

Bilimkurgu edebiyatı hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Sizce bilimkurgu eserleri veren müelliflerin gündelik yaşamla kurduğu ilişki ana akımda kalem oynatan meslektaşlarına göre farklı mı?

Ben gençken bilimkurgu ve polisiye nedense edebiyattan sayılmıyor, hocalar önerdiğimiz ya da okuduğumuz bilimkurgu eserlerini pek de onaylamıyorlardı. Günümüzde bu yargının artık kırıldığını görmek beni oldukça memnun ediyor.

Bilimkurgu yazarlarının yaşamla, diğer yazarlardan farklı bir ilişki kurduklarını düşünmüyorum. Sadece anlatım ve aktarım tarzları farklı. Aynı sorunlara farklı bir bakış açısı getirdikleri ya da alternatif bir anlatım kullandıklarını söyleyebiliriz.

Küçük Prens’ten Micromegas’a, Tembellik Hakkı’ndan Maymunlar Gezegeni’ne birçok klasik eseri Türkçeye kazandırdınız. Bu da felsefeden edebiyatın çeşitli türlerine değin çalışmalar yürüttüğünüzü gösteriyor. Çevirmen olmaya nasıl karar verdiniz?

Çevirmen olmaya aslında oldukça ani karar verdim. Daha teknik bir meslek seçmek amacıyla lisede fen matematik okumuştum; ancak lise sona geldiğimde aklımdaki mesleklerin hiçbirinde gerçekten mutlu olamayacağıma karar verip çevirmenliğe yöneldim. Fransız Lisesi çıkışlı olduğumdan yabancı dil ve kültür bilgisine sahiptim, bunu değerlendirmek istedim ve böylece ilk tercihime girdim.

Sizce bir eseri farklı bir dile aktarmanın başlıca sorunları nelerdir? Çeviri yeniden yazımdır, teziyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

En büyük sorun üslup ve sözcük oyunlarının aktarımında karşımıza çıkıyor. Her metinde sözcük oyunları olmasa bile her yazarın kendine has bir üslubu oluyor ve biz çevirmenler de bu üslubu ne kadar aktarmaya çalışırsak çalışalım bence biz de ister istemez kendi tarzımızı işin içine katıyoruz. O yüzden “çeviri yeniden yazımdır,” sözüne katılıyorum. Çevirisini okuduğunuz her kitap, bu metinlerdeki her bir sözcük seçimi çevirmenin (ve sonrasında düzeltmen ile editörlerin) inisiyatifinde oluyor. Kısacası bir metni vezir ya da rezil etmek çevirmenin elinde diyebiliriz.

Çeviride “olmazsa olmazım” diyebileceğiniz kurallarınız var mı? Varsa söz etmek ister misiniz?

Kesin kurallarım yok; ancak kitabın tamamını okumadan çeviriye başlamamayı tercih ederim. Ardından kitabın konusuna göre araştırma yapmam gereken başka kaynaklar olup olmadığına göz atar, yazarın biyografisini incelerim; son olarak kitabın türüne göre sözlüklerimi yanıma dizer ve çeviriye başlarım.

Şayet varsa favori çeviriniz/çevirileriniz nelerdir?

İlk göz ağrım Candide’in bende yeri ayrıdır. Maymunlar Gezeni ise sanırım çevirirken en çok zevk aldığım eserlerden biri. Öte yandan Maupassant’ın “Horla ve Karanlık Öyküler”ini de büyük bir zevkle çevirmiştim; ancak gözden kaçmış olsa gerek layık olduğu ilgiyi görmediğini düşünüyorum.

Çevirilerinizin yanı sıra kendinize ait telif eserleriniz de mevcut mudur? Şayet mevcutsa hem çeviri hem de yazmayla ilgili herhangi bir metodunuz var mı? (Belirli saatlerde yazma ya da gündelik kelime hedefleri v.b.)

Şu an için yaymnlanan bir dilbilgisi kitabım bir de çocuklar için yazdığım öykü kitabım var. Dilbilgisi kitabım Türkçeyi öğrenmek isteyen Frankofonlara yönelik bir fiil çekim kitabı ve dili Fransızca, Fransa’da yayımlandı. Diğeriyse pandeminin çocuklar üzerindeki etkilerinden yola çıkarak kaleme aldığım, Bilgiyolu Kültür Yayınları’ndan çıkan Pandemi Günlükleri adlı çocuk kitabım. Bunlara ek olarak İthaki Yayınları’ndan çıkan Tüm Panayırların Heyulası gibi derlemelerde yer alan öykülerim de oldu.

Çeviriyi, daha fazla yoğunlaşma gerektirdiğinden genellikle sabahları yapmayı tercih ediyorum; elimdeki kitabın birkaç sayfasını çevirdikten sonra performansımı değerlendirerek o kitap için günlük olarak çevireceğim sayfa sayısını belirliyorum. Öykülerimi ise tam tersine geceleri yazmayı tercih ediyorum. Loş ortam, sessizlik ve biraz da uykuyla uyanıklık arasında olma hâlinin bana daha çok ilham verdiğini düşünüyorum.

Yeni dosya çalışmalarınızı da sormadan geçmeyelim. Bizi neler bekliyor?

Henüz yayın takvimleri netleşmediği için pek bir şey söyleyemeyeceğim ancak teslim ettiğim ve yakında yayınlanmasını beklediğim oldukça hoş ve daha önce Türkçeye hiç çevrilmemiş metinler var. Bunlardan birkaç tanesi İş Bankası Kültür Yayınları’nın basımına geçen ay başladığı Çağdaş Dizi’nden çıkacak. Günümüz edebiyatından genç Fransız kalemler. Ayrıca ilk iki kitabını teslim ettiğim dört kitaplık, steampunk tarzı genç-yetişkinlere yönelik bir çevirim var; bu seriyle de İthaki’deki editörlerim ilgileniyorlar. Bunların yanı sıra öykülere de devam ediyorum; çevirilerden fırsat buldukça toplamaya çalışacağım.

Son olarak okurlarımıza söylemek yahut eklemek istediğiniz şey var mı?

Mümkünse hayallerinizin peşinden gidin, sevdiğiniz mesleği yapın; yazmaya hevesiniz varsa işin peşini asla bırakmayın ve bol bol kitap okuyun.

Yazar: Emre Bozkuş

ben bir şarkıyım/atlas denizlerinden geldim/önümde dalgalar vardı/arkamda dalgalar/dalgalar bitince/ben de biterim

İlginizi Çekebilir

outlast

Korku Bilimkurgu ile Buluşursa: Outlast

Video oyunlarının altmış yılı aşkın bir geçmişi vardır. 1958 tarihli Tennis for Two adlı tenis …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et