Doğu Yücel ile Röportaj

Öncelikle bizi kırmayıp röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim. 🙂

İlk olarak sizi okur yönünüzle tanımak isteriz. Kitaplarla nasıl tanıştınız acaba?

Annem yazar ve çevirmen olduğu için evimizde kocaman bir kütüphane vardı zaten, ama oradan seçtiğim kitaplar benim ilgimi çekmemişti. Hep yaşlı adamların hayatlarını anlatan ağır klasikler vardı… Bir gün kitapçıda bir kitap gördüm: Adı “On Beş Yaşında Kaptan” idi. Aa bak bu benim yaşıma yakın bir çocuk ve onun hikâyesi, severim herhâlde, dedim. Yazarı da Jules Verne’di. Bu kitaptan sonra Jules Verne’in diğer kitaplarını okudum ve bitmeyen yolculuk başladı…

Sizi en çok etkileyen yazarlar kimlerdir?

Dönem dönem değişiyor beni etkileyen yazarlar. Bir dönem hepimiz gibi Stephen King’e takmıştım. Sonra Metis’in meşhur bilimkurgu serisi başladığında bilimkurguya daldım tabii. Asimov’un Jüpiter’i Satıyorum kitabını defalarca okumuşumdur, o tarz kısa bilimkurgu öykülerini hep daha çok sevdim. Ray Bradbury ve Philip K. Dick’in öykülerini mesela. Müfit Özdeş’in Son Tiryaki kitabı benim için adeta rehber kitap olmuştu. Ama misal hayat değiştiren kitaplardan biri Solaris’ti, o kitabı okumak unutulmaz bir okuma deneyimiydi. Lem’in Gelecekbilim Kongresi de yeni bir ufuk açmıştı. H.P. Lovecraft her daim okumaktan büyük zevk aldığım bir başka yazar. Tüm romanlarını okuduğum tek yazar Boris Vian olsa gerek, hatta Vian adıyla yazmadığı Vernon Sullivan dönemini de okudum, o da ayrı. İtalyan büyülü gerçekçiliğinin üstatlarından Dino Buzzati ise hem kişisel hem yazar olarak kendime en yakın gördüğüm kalem. Hayatımın kırılma noktalarından biri lisede Macbeth’i okumamız oldu. O yüzden Shakespeare demezsem olmaz. Daha sonra Hamlet, Fırtına, Romeo ve Juliet, III. Richard gibi oyunları ve soneleri de derinden etkiledi beni. Son olarak Douglas Adams demem şart. Onun Otostopçu’nun Galaksi Rehberi ve Dirk Gently serisi çok etkilemişti beni. Zaten Mitat Karaman serisi, Dirk Gently’den yola çıkarak yazdığım bir seri. Holistik dedektif Dirk’e karşı bizim amatör dedektif Mitat.

Okur kimliğiniz size hayata dair neler kattı?

Hayatı daha iyi okumamı sağladı. Ve tabii empati. Günümüzde körelen o kadim yetenek.

Şimdi de müsaadenizle yazar yönünüzü tanıyalım istiyoruz. Yazarlığa başlama sürecinizden biraz bahseder misiniz?

Hemen hemen aynı yıllarda başladı, diyebilirim. Okuma yazma öğrendim, Jules Verne, çizgi romanlar ve Macera Tüneli gibi kitaplar hayatıma girdi. Hemen sonra okuduklarıma benzer bir şeyler çıkartabilir miyim diye denemelere giriştim. Annem söyler, ilkokul defterlerimin arka sayfaları böyle çocuksu süper kahraman ve bilimkurgu öyküleriyle doluymuş. Kartopu Gezegeni adında bir gezegenim vardı, bu adı zaten Kripton’un harflerini karıştırarak elde etmiştim. Daha sonra okuduğum kitapların ciddiyetiyle paralel olarak yazdıklarım da değişmeye ve gelişmeye başladı. Ama her şeyi başlatan o çocuksu tutkuyu ve içgüdüyü de kaybetmemeye çalıştım.

Sizce “iyi yazar”ın tanımı nedir?

Bu tanım herkese göre değişiyor sanırım. Bana göre iyi hikâyeler anlatanlar “iyi yazar” olmalı. Yani iyi hikâye anlatıcıları… İyi hikâyenin de tanımı herkese göre değiştiği için işimiz zorlaşıyor biraz. İyi hikâye nedir? O da bence; en acımasız eleştirmen olan Zaman’a meydan okuyan, ne kadar zaman geçse de unutulmayan ve güncelliğini yitirmeyen hikâyeler olmalı.

dogu-yucel-fotoğraf

Yazmakla ilgili herhangi bir metodunuz var mı? (Belirli saatlerde yazma ya da gündelik kelime hedefleri v.b.)

Fikirlerin birçoğu akşam ve gece saatlerinde aklıma gelse de, fiziken ve kafa olarak daha dinç hissettiğim gündüz saatlerinde yazmayı tercih ediyorum. Çokça not alıyorum. Hikâyelerin yapısı ve matematiği üzerine kafa yoruyorum. Bazen kısa bir hikâye bile olsa bir outline – akış çıkartıyorum. Yazmak üzere olduğum metin bir roman ise önce bir film gibi tretmanını çıkarıyorum. Sahne sahne olup bitenleri yazıyorum. Tabii bazen tamamen önünüzü göremiyorsunuz, bazı yerler boş kalıyor. Misal Hayalet Kitap’a başlamadan önce neredeyse baştan sona tretmanını yazmıştım. Son kitabım Beter Ol Mitat Karaman!’da ise ortasında ve sonunda büyük boşluklar vardı. Oraların nasıl dolacağı yazma aşamasında büyük endişe sebebiydi benim için. Ama karakterler sağ olsun yardımcı oldular ve roman dediğimiz yapbozun eksik parçalarını tamamladılar.

Bilimkurgu öykülerinizi sitemizde incelemiştik. Öyküleri yazarken özellikle tercih ettiğiniz herhangi bir alt tür var mı?

Buna tam tercih diyemem çünkü aklıma bir fikir düşüyor ve ben onun peşinden gidiyorum genelde. Rüya görmek gibi. Kimse nasıl bir rüya göreceğini seçemez ya… Bırak alt türleri ana türleri bile düşünmüyorum en başta. Yani “hadi bu defa bilimkurgu olsun”, “bu defa gerçekçi karakter draması olsun” gibi bilinçli bir cümleyle hiç yola çıkmadım. Yoldayken de, farzı misal, “bu çok polisiye oldu, buna biraz fantastik katayım” demedim, hikâye ne gerektiriyorsa o, kendi zorlamamla bir unsur vs katsam okur bunu fark eder. Ama tabii ki kendimi daha ehliyetli gördüğüm türler var. Douglas Adams, Terry Pratchett gibi yazarları yakından incelediğim için, ya da E.T., Back to the Future, They Live gibi içinde mizah olan bilimkurgu filmlerini çok sevdiğim için mizahla karışık, ironik, biraz hiciv öğeleri olan öyküler çıkıyor benden. Bu tarz yazdığım ilk öykülerden biri Ölümsüzlüğün Gıcık Sırrı’ydı, 1998’de yapılan Nostromo Bilimkurgu Öykü Yarışması’nda mansiyon ödülü kazanmıştı. Daha sonra da bu yönde ilerledim. Ama mesela Güneş Hırsızları öyküm uzay operası türüne yakın durur. İstanbul 2099 derlemesinde yayımlanan İstanbullu isimli öyküm ise postapokaliptik türe dâhil edilebilir. İleride hard sci-fi dediğimiz türde de yazmak istiyorum ama bir TM’ci olarak kendimi o bilimsel sularda çok yeterli görmüyorum. 🙂

Eserlerinizde müzik ve mizah önemli bir yer tutuyor. İlham kaynaklarınızdan söz etmek ister misiniz?

Bence her eserde az ya da çok mizah duygusu olmalı. Öbür türlü kendini çok ciddiye alan bir eser görüyoruz ve bu beni rahatsız ediyor. Bir de bana gerçekçi de gelmiyor. En acı hayat hikâyelerine sahip insanlar bile o acılara kafa tutabilmek için mizaha başvurmuşlardır. Bazen acı bir durumu komediyle göstermek oradaki acının gerçekliğini de artırır. Müzik ise benim edebiyat ve sinemayla birlikte diğer bir tutkum. Müzik de hayatın bir parçası. Şu an bunları yazarken dışarıda kargalar ötüyor, buzdolabı uğulduyor, ben tıkır tıkır düğmelere basıyorum, bu karmaşık ses bütününde bile bir ritim, bir müzik var. Bu satırları okuyan okur belli bir hızda, arada esler vererek yani bir ritim tutturmuş, okuyor. Hikâye anlatıcıları yüz yıllardır, müziği hikayelerinin başına sonuna ortasına koyuyordu, ben de bunu yapmaya çalışıyorum. Hem yazı dilimde bir melodi yakalamaya çalışarak hem de öykülerimde şarkılardan bahsederek…

Hız çağındayız malum. Bilgi sürekli form değiştiriyor. Sanatın ve edebiyatın bu bağlamda dönüşümü hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Hikâye anlatıcılığı dilden önce bile var. Dil icat edildi ve seslerle, harflerle hikâyecilik devam etti. Parşömenlerden dijital ekranlara, divit kalemden daktiloya, oradan klavyeye upuzun bir yolculuk. Enstrümanlar değişince müzik nasıl değişirse bu yazı aletleri değiştikçe hikâyecilikte de bazı değişimler dönüşümler yaşandı tabii. Zaman değişti, yaşantı değişti, hikâyecilik hep yeni durumlara adapte oldu. Bir örnek: Eskiden karakter bir saraya girdiğinde uzun uzun tasvir etmek gerekirdi, şimdi okur o sarayın nasıl olduğunu biliyor zaten, bilmese de bir tık uzağında, o yüzden yazarlar eskisi kadar tasvir etmiyor mekânları. Buna karşı çıkan okurlar da var, klasik edebiyatçılar edebiyatın görevleri konusunda farklı görüşlere sahip. Çağdaş edebiyat ise yeni koşullara uyum sağlamak zorunda olduğunun farkında.

Beter Ol Mitat Karaman! sonrasında düşündüğünüz projeler -örneğin bir bilimkurgu roman- var mı?

Aklımda dönen fikirler var. Aslında Kimdir Bu Mitat Karaman?’dan önce bir bilimkurgu romanı üzerinde çalışmaya başlamıştım, sonra Mitat’ın konusu gelince dümeni ona kırmıştım. Ama o diğer fikir geçen zamanla eskidi, benzerleri çıktı, bazen öyle oluyor işte. Şimdi yazmak istediğim üç roman projesi var. Bir tanesi bilimkurgu tarzında, ama bilimkurgu denince akla gelen ilk türlerden biri değil; bir zaman yolculuğu hikâyesi. Ne zaman yazarım bilmiyorum… Kimdir Bu Mitat Karaman?’ın filmi bu sene içinde vizyona girecek. Eğer başarılı olursa Beter Ol’un da sinemalaşması ya da mini diziye dönüşmesi söz konusu olabilir. Onun dışında 2011 tarihli romanım Varolmayanlar’ı mini diziye dönüştürmek gibi bir hayalimiz var. Projelendiriyoruz. Proje dosyası bitince yapımcılara götüreceğiz, onlar da anlamayıp reddedecek ama olsun, bir hayalimiz var, peşinden gidiyoruz! 🙂

Son olarak okurlarımıza söylemek yahut eklemek istediğiniz şey var mı?

Hayal gücü, bilim ve sevgi yoldaşınız olsun…

Yazar: Emre Bozkuş

ben bir şarkıyım/atlas denizlerinden geldim/önümde dalgalar vardı/arkamda dalgalar/dalgalar bitince/ben de biterim

İlginizi Çekebilir

basarili devam filmleri

Bilimkurgu Sinemasından Unutulmaz 10 Devam Filmi

Kimi hikâyeler tek bir filmde anlatılıp biter, kimileriyse “filmlerce” devam eder. İngilizce sequel, dilimizdeyse yeni …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et