Unutulmaz Bir Fenomen: S.T.A.L.K.E.R. Shadow of Chernobyl

S.T.A.L.K.E.R.: Shadow of Chernobyl, üzerinde ne kadar yazılıp çizilse de asla tam kapsamıyla ele alınamayacak bir fenomen; oyun içindeki bir tabiri kullanacak olursak çok güçlü bir anomali. GSC Game World isimli Ukraynalı bir oyun şirketi tarafından yapılmış ve 2007 senesinde Amerikalı THQ şirketi aracılığıyla piyasalara sunulmuştur. Çıktığı günden bu yana adeta bir kült niteliği kazanmıştır, bunun asla haksız yere kazanılmış bir özellik olmadığını, oyunun daha açılış ekranında insanı esir eden tema müziğinden anlayabiliriz… Oyun, uzun süren hummalı çalışmaların ardından 2007 yılında piyasaya çıkmış ve ertesi sene, 2008’in Eylül ayına kadar iki milyon satışa ulaşmıştır. GSC Game World o günlerde öyle adı sanı duyulmamış bir şirket değildi zaten, daha öncesinde Cossacks isimli gerçek zamanlı strateji oyunu ile belirli bir tanınırlık kazanmışltı. Ancak S.T.A.L.K.E.R. gerçek bir başarı, adeta bir patlamaydı. Peki bu oyunu bu kadar özel kılan neydi? Atmosferi, kurgusu, hikâyesi, müzikleri, gerçekçiliği, ses efektleri… Ve daha sayamayacağımız pek çok şeyi, hatta kusurları bile.

Oyun, o tuhaf ve biraz da rahatsız edici kapağıyla birlikte adeta deneysel bir sanat eserinin karmaşıklığına ve yabancılığına sahip. Gerçekten de yabancı ve size düşman bir dünyada olduğunuzu sonuna kadar hissettiriyor. Bu dünya bir efsaneye dönüşmüş durumda, anlatılmaz zenginlikler ama çoğunlukla da felaketlerle dolu: Zone… Daha önce de söylediğimiz gibi oyun kesinlikle kusursuz değil, aksine 2023 yılında Steam’den indirdiğiniz sürümünde bile tadınızı kaçırabilecek hatalarla karşılaşabilirsiniz. Üstelik bugün bile hâlâ yarı Rusça yarı İngilizce. Oyun, aslında küresel piyasaları ve bilhassa batıyı hedeflemişti. Zira o yıllarda Rusya hâlâ geçmiş ekonomik buhranların sıkıntısıyla boğuşuyordu. Doğu Avrupa ve Rusça’nın yaygın konuşulduğu ülkeler de benzer durumdaydı, ya savaştan çıkmış ya da ekonomik ve siyasi açıdan belirsizliğin içinde kıvranıyordu. Oyun biraz da bu sebeplerden Batı piyasalarını hedeflemişti hedeflemesine ama Doğu Avrupa’da gerçekten apayrı bir ilgi görmüştü. Tabii bu, Doğu Avrupa’nın ötesinde epey bir alıcı bulduğu anlamına gelmiyor…

Küresel piyasayı hedeflemesine rağmen oyun aslında çoğunlukla Rusça diyebiliriz. Size verilen görevler, talimatlar İngilizce olabilir ama oyundaki çoğu karakter Rusça konuşuyor. Örneğin ateş başında oturan, gitar çalan, votka içen ya da öylesine muhabbet eden stalkerlar hep böyle. Askerler size Rusça uyarıda bulunuyor, haydutlarla çatışırken size Rusça küfür ediyorlar. Ateş başındaki karakterlerin muhabbetleri, sırf o görüntü ve ambiyans, S.T.A.L.K.E.R.’ın adeta imzasına dönüştü fakat eğer Rusça bilmiyorsanız, orada ne konuşulduğunu elbette kaçırıyorsunuz. Oyunda İngilizce konuşan karakterler, oldukça komik ve aslında bir bakıma karizmatik bir aksana sahip. Altyazı ise yok. Ancak bugüne kadar kimse bunu sorun etmemiş olmalı ya da etmişse bile alışmıştır artık. Dil, oyunda göze çarpan eksiklikler ve sıkıntıların yanında önemsiz kalıyor olmalı. S.T.A.L.K.E.R. yine de kusurlarıyla birlikte oyuncuları içine çekmeyi başardı. Öyle ki, tıpkı Zone’u keşfetmeye çıkan stalkerlar misali, oyunun adeta içine girip sayısız mod tasarlayan çok büyük ve işlek bir kitlesi var. “2007 yapımı bir oyun hâlâ oynanmaya değer mi?” diye soracak olursanız, sırf orijinal sürümünü deneyimlemek için bile değer, ama çeşitli modlarla birlikte gerçekten de keyif alabileceğiniz bir deneyime kavuşabilirsiniz. Örneğin S.T.A.L.K.E.R. Anomaly isimli mod, neredeyse oyunun üzerine yeni bir oyun inşa etmiş gibidir. Üstelik bu modu dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz de, öyle ki sizin S.T.A.L.K.E.R. Anomaly sürümünüz, diğer hiçbir S.T.A.L.K.E.R. oyuncusunun sürümüne benzemeyecektir. Çünkü herkes bu modu keyfine göre özelleştirebilir ve gerçekten de bir zaman sonra kişisel bir oyun elde etmiş olur…

S.T.A.L.K.E.R. isminden de anlaşılacağı üzere Andrei Tarkovski’nin Stalker filminden ve hâliyle Strugaski Kardeşler’in Uzayda Piknik isimli eserinden bir hayli etkilenmiş. Fakat bu etkilenme birebir aynı şeyleri yansıtmanın ötesinde, hatta ilham almanın ve bunu özgün bir esere dönüştürmenin kaidelerini ortaya koyan bir ders niteliğinde. Oyun, Çernobil Nükleer Santrali ve Pripyat civarlarında geçiyor. Oyunun ele aldığı alternatif dünyaya göre, 1986’daki felaketin ardından hükümet sivil yaşamdan arındırılmış bölgede, gözlerden ırak birtakım araştırma laboratuvarları kuruyor. Bu laboratuvarlarda karanlık ve nahoş deneyler yapılıyor. 2006 senesinde Çernobil civarında yeni ve çok daha şiddetli bir patlama baş gösteriyor. Bu patlama sonucu bölgede bulunan askerler ile bilim insanlarının çoğu ölüyor, hayatta kalanlar ise korkunç bir akıbete, yani mutasyona uğruyor ve oyunda karşımıza çıkan o korkunç yaratıkların ekseriyetini teşkil ediyor. 2006’daki esrarengiz patlama ile birlikte Çernobil civarındaki alan, bilinen fizik kurallarına aykırı özellikler gösteren fenomenler ile yani anomaliler ile dolup taşmaya başlıyor. Bu anomalilerin bazıları canlıları bir girdap gibi içine çekip paramparça ediyor, bazıları kül edinceye kadar yakıyor, bazıları da yoğun elektrik akımı ile çarpıyor… Çoğunlukla bu anomalilerin etrafında “artifact” ismi verilen oldukça gizemli cisimler bulunuyor. Yüksek miktarda radyasyon yüzünden çoğu hayvan ölüyor, geride kalanlar ise ya gökyüzünde karanlık bir mesaj gibi dolanan kargalar ya da mutasyona uğramış talihsiz köpekler ve yaban domuzları. Bu bölge Zone olarak anılıyor; yani Bölge…

Patlamanın ardından, birtakım insanlar Zone’a ilgi duymaya başlıyor ve bütün tehlikelere, ordu devriyelerine ve neredeyse kesin gibi duran ölüme karşın bölgeye gitmeye çalışıyor. Bölgede bulunan artefaktlar’i elde etmek için adeta bir yarışa girişiliyor. Bu artefaktlar aksesuar olarak giyildiği zaman neredeyse büyülü denebilecek güçler bahşediyor (tabii bahşettiği gücün karşılığında illa bir olumsuzluğu da var, çoğunlukla radyasyon). Bu artefaktlar uluslararası piyasada da epey bir alıcı buluyor ve Zone kısa zaman içinde stalker denilen insanların hazine avlarına tanıklık ediyor. Elbette stalkerlar arasında çeteleşmelerin başlaması da kaçınılmaz oluyor. Bölgeye sadece hazine avcıları değil, haydutlar da doluşuyor. Bunlar ya hâlihazırda dış dünyada da bir suç organizasyonunun üyesi ya gözlerden ırak radyasyon bataklıklarından geçen rotaların peşindeki kaçakçılar ya da öteki stalkerlerı soyarak yaşamayı tercih eden zorbalar. Niyetleri ya da kökenleri fark etmeksizin, haydutlar oyundaki en büyük düşmanlarımızdan. Kendi aralarında konuştukları zaman hep açlıktan yakınıyorlar. Yaşamları gerçekten zorlu koşullara sahip, medeni sayılabilecek sözde yerleşimlere yaklaştırılmıyorlar, hâliyle insan gibi birkaç yüz ruble verip kıytırık bir konserve bile alamıyorlar. Onlara kalan tek şey soygun ve katliam. Artık geri dönemezler, Zone onların evi, sevgilisi ve sonu…

Oyunda çeşitli gruplar ve çeşitli “sözde” yerleşimler karşımıza çıkıyor. En dağınık grup Lonerlar diye bilinen, tek tabanca gezen stalkerlar. Bunlar ekseriyetle Zone’a yeni gelen, heyecanlı ve iş bilmeyen gençlerden oluşuyor. Daha deneyimli, görmüş geçirmiş fakat hâlâ tek tabanca takılan stalkerlar ise bu gençlere kol kanat geriyor, abilik yapıyor. Bunların esas yerleşim alanı, askeri kordonun içerisinde bulunan terk edilmiş bir köy. Buradaki hava, Ukrayna’nın bataklık ormanlarında mevcut olan kadim ve ürpertici kasvet ile birleşince, adeta kederli bir yaz kampını andırıyor. Buradaki gençler başlarına gelecek olan felaketlerden habersiz, ateşin başında oturuyor, gitar çalıyor, hikayeler anlatıyor ya da sadece kafayı çekiyor… Köyün hemen civarındaki bir yer altı sığınağında ise Sidorovich isimli bir tüccar bulunuyor. Sidorovich, dış dünya ile bağlantıyı sağlayan bir anahtar adeta. Dışarıdan konserve, salam, votka, yara bandı ve ilk yardım çantası gibi şeyler getiriyor. Tek tabanca stalkerlar tarafından saygı görüyor. Oyunun esas Rusça seslendirmesinde Sidorovich karakteri daha babacan bir tona sahipken, İngilizce dublajı ile adeta o karanlık dünyaya yakışan kurnaz bir tüccara dönüşmüş durumda. Tek tabanca stalkerlar, Zone’un biraz daha derinlerinde üs edinmeye çalışıyor. Hurdalıkta, haydutlar ile çatışıyorlar fakat gerçekten savaşmayı bilen birinin desteği olmadan ele geçirdikleri üsleri tutmaları pek de mümkün değil…

Oyundaki en büyük gruplardan biri, düzenli bir orduyu andıran Duty. Duty, oldukça disiplinli bir yapıya sahip. Bu klana mensup stalkerlar’ın oldukça kaliteli zırhları var. Duty, Rostok isimli eski bir fabrikayı ve çevresindeki harabelikleri adeta küçük bir şehre dönüştürmüş hâlde. Rostok, Duty’nin merkez üssü ve burada 100 Rads isimli bar, bataklıklarda ya da zorlu arazilerde mücadele edip geri gelen stalkerlar’a dinlenme ve deşarj olma imkânı sunuyor. Bununla birlikte 100 Rads Bar, stalkerların kendi aralarında ticaret yapıp iş konuşabildiği bir mekân. Oyunda, gerçekten medeniyetin bulunduğu tek yer Rostok diyeceğiz ama Rostok’ta aynı zamanda ölümüne dövüşler de düzenleniyor. UFC ya da ONE karşılaşmalarını kanlı buluyorsanız, bir de burada düzenlenen ölümüne dövüşleri seyredin. Eğer borcunuzu ödeyemeyip Duty’ye esir düştüyseniz ya da oldukça büyük bir kabahat işlediyseniz, infaz edilmeden önce hayatta kalmak için bir şansınız daha var: Rostok’taki arenada dövüşüp oradan sağ kurtulmaktır… Duty, tek tabanca gezen stalkerlar’a karşı tarafsız bir tutuma sahip. Zaman zaman Lonerlar diye bilinen bu gruptan eleman devşiriyorlar. Lonerlar’a rahatça konaklayıp dinlenebilecekleri güvenli bir ortam da sunuyorlar, fakat eğer ki Duty’nin kurallarına karşı çıktıysanız, örneğin Rostok’ta ateş ettiyseniz ya da Duty’nin düşmanları ile iş yaptıysanız buranın kapısına bile yaklaşmayın. Peki, Duty’yi bir araya getiren ve işler hâlde tutan motivasyon ne? Zone’u yok etmek ve dünyayı bu necaset bataklığından arındırmak…

Duty’nin en büyük rakibi, Freedom ismiyle bilinen bir stalker klanı. Duty, kendilerini karanlığa karşı savaşan şövalyeler olarak tanımlarken, Freedom çok daha rahat bir yapıya sahip. Merkezleri, Zone’un iyice derinlerindeki ordu depoları olarak bilinen bir yer. Freedom klanına mensup stalkerlar üslerine bile, “bro,” diye hitap ediyor. Rahatlıkları bu seviyede. Onlara göre Zone, bir mucize ve sonsuz özgürlükler diyarı. Tek görevleri ise kafalarına göre takılmak. Esrar içiyor, reggae dinliyor ve fırsat bulurlarsa bloodsuckerlar (Cthulu’yu andıran bir çeşit mutant) ile pis işler yapıyorlar. Yani Duty görev temelli yaşarken, Freedom ise özgür takılıyor. İşte bu iki büyük klanının arasındaki çekişmeden, onları ayakta tutan motivasyonlardan ve Zone’a karşı aldıkları tutumdan bile S.T.A.L.K.E.R.’ın yalnızca sağa sola ateş edip görevleri geçtiğiniz sıradan bir FPS olmadığını anlıyorsunuz.

S.T.A.L.K.E.R. belki de yapımcılarının bile başa çıkamadığı büyük bir fenomen. Oyundaki bazı haritalar, 2000’li yılların teknolojisini bile aşan son derece karanlık bir atmosfer ile inşa edilmiş. Bazı kısımlarda, gerçekten de Zone’un “yaşıyor” olduğunu hissedersiniz. Siz, bilgisayarınızı kapatıp gittiğinizde bile sanki orada hayat devam ediyor. Oyun, sanki sizin hiç bilmediğiniz ve bilmek de istemeyeceğiniz kasvetli bir dünyanın küçük bir parçası. O dünyadan gelen gizemli bir nesne gibi, çözdükçe daha da kapıldığınız esrarengiz bir bulmaca misali içine alıyor sizi. Çok karanlık, kirli ve ürpertici ama aynı zamanda da anlaşılmaz şekilde güzel bir atmosfere sahip. Zone, kimi yerde şeytani bir kötülük, kimi yerde ise karanlığın içinde açan ışıltılı çiçekler gibi umut ve iyilik duyguları ile insan ruhunun açmazlarını yansıtıyor. Uzun ve ölümcül bir maceranın ardından Rostok’a geldiğinizde, o soğuk ve sevimsiz havada bir meleğin uzaklarda yankılanan sesi gibi, “A Dirge For The Planet” şarkısını duyabilirsiniz. Bu büyüleyici güzellikteki şarkının üzerine, megafonlardan mütemadiyen Duty propagandası anons ediliyor. Bu bile ayrı bir güzelliğe sahip. Zone’da, en feci ölümlere bile Slavlar’a has bir kara mizah ile yaklaşılıyor. Ölüm gibi, yaşama da aynı tavırla yaklaşılıyor Zone’da. Oyunu bu kadar etkileyici kılan şeylerden biri de Doğu Avrupa’ya has tatlı kasvet ve o kültürün ustalıkla yansıtılmasıdır.

Ateş başında oturup sohbet eden stalkerlar’ı dinlediğinizde, bazen içlerinden birinin, “Muzikalnaya pauza,” diyerek gitarını çıkardığını ve Zone’un en meşhur şarkılarından birini çaldığını duyabilirsiniz. Bu şarkı, artık ateşin başında anlatılan hikayelerden ibaret olan tüm stalkerlar’a adanmıştır. Zone’un sonsuza dek aldığı ruhlara, kaybedilen yoldaşlara bir ağıt. He was a good stalker. 2023’ün Haziran ayı itibariyle oyunun yapıldığı Ukrayna hâlâ amansız bir savaşın ortasında ve bu savaşı nihayete erdirmek üzere büyük bir taarruzun ilk safhalarını başlatmış durumda. Ülkenin doğusunu baştan başa saran cephe hatları çok kanlı ve şiddetli çarpışmalara tanıklık ediyor, bu çatışmaların kapsamı giderek daha da büyüyecek ve ileride Avrupa’nın kaderini tayin edecek bir hâl alacak gibi görünüyor. Kısa bir zaman önce Ruslar’ın kontrolüne geçen Bahmut şehrinde Ukrayna çok ağır kayıplar verdi. Hayatını yitirenler arasında, serinin son oyunu S.T.A.L.K.E.R.: Call of Pripyat’ın geliştiricilerinden olan Volodymyr “Fresh” Yezhov da vardı. Çok sevdiği vatanı uğruna, geride gözü yaşlı bir eş ve iki güzel çocuk bırakarak savaşa gitti ve dönmedi. Bahmut onu da aldı. O gerçek bir kahraman ve stalker’dı…

S.T.A.L.K.E.R. 2 için çalışmalar hâlâ devam ediyor. GSC Game World, savaştan dolayı Prag’a taşınmak zorunda kaldı, onca imkânsızlığa ve Rus hackerlar’ın baskılarına rağmen çalışmayı sürdürüyorlar. Ortaya nasıl bir oyun çıkacağı merak konusu. Yayımlanan fragmana bakıldığında, bir önceki oyunun atmosferinin korunduğunu ve günümüzün teknolojisi ile ortaya adeta bir görsel şölen çıktığını görüyoruz. Her halükarda, Cyberpunk 2077’nin akıbetiyle karşılaşmayacağı ortada. Nihayetinde yapımcılar bu eseri savaş şartlarında tasarlıyor ve S.T.A.L.K.E.R. da sadık bir kitleye sahip. Oyundaki eksiklikleri ve hataları modlar ile gidermeye çalışacaklardır. S.T.A.L.K.E.R.: Shadow of Chernobyl, çağdaşı sayılabilecek ve oldukça yakın bir memleketten, Polonya’dan çıkan The Witcher 1’i, karanlık ve büyüleyici atmosferi ile epey andırıyor. Sanki bu iki oyun da aynı karanlık ve güzel ruh ile canlandırılmış gibi. S.T.A.L.K.E.R 2’nin ise akıbetinin The Witcher 3: Wild Hunt’a benzemesini, bütün dünyayı sallayacak ve hak ettiği değeri bulacak bir fenomene dönüşmesini umut ediyoruz.

Yazar: Tuğrul Sultanzade

2000 yılında Bakü'de doğdu. Uzun bir süredir Kuzey Kıbrıs'ta yaşıyor.

İlginizi Çekebilir

starcraft jim raynor and sarah kerrigan

Bizimkisi Bir Aşk Hikâyesi: Jim Raynor ve Sarah Kerrigan

Yazılı ve görsel bilimkurgu edebiyatında birçok görkemli aşk hikâyesi vardır. Star Wars serisinden Prenses Leia …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et