bilimkurgu kulubu

Oyun

Tarih: 21 Nisan 2020 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

Splatterpunk, Postal 2 ve Bilimkurgu

Splatterpunk, vahşetin bilimkurguya en çok yaklaştığı nokta sayılır. Diğer onlarca punk türünden farkı, bilimkurgudan ziyade korku edebiyatının bir alt türü olarak kabul edilmesi. Lakin bu, bilimkurgu ile tamamıyla alakasız olduğunu göstermiyor. Splatterpunk kitapları, adeta birer bizarro kurgu gibidir. Amaçları okuyucunun adeta midesini bulandırmak ve yerleşik kültüre saldırmaktır. Tahmin edebileceğiniz üzere bu akım 1980’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Artık alışılageldik korku edebiyatından sıkılıp, daha ne kadar ileri gidebiliriz fikri ile hareket ederler. Sonuç olarak kan gövdeyi götürür. Lakin bu neredeyse sofistike bir şekilde işlenir.

Postal 2 isimli oyun, her ne kadar kötü bir şöhrete sahip olsa da, splatterpunk ve bilimkurgunun ne kadar güzel iç içe geçtiğine bir örnektir. Postal 2 tabii ki bilimkurgu temalı bir oyun olarak nitelendirilemez ama içinde bilimkurgu öğeleri yok değil. Hikaye Paradise isimli bir Amerikan kasabasında başlıyor. Postal Dude isimli elemanımız karısı olduğu düşünülen bir kadından tamamlaması için her günün başında görevler alıyor; bankaya git, çeki bozdur, süt al gibi basit görevler. Postal Dude kasabada dolaşıp görevleri tamamlarken başına tuhaf şeyler gelmeye başlıyor. Çeki bozduracakken banka soyguna uğruyor mesela.

Hafta içi boyunca, her geçen gün kasabalıların psikolojisi daha da bozulmaya başlıyor. İlk gün video oyunlarının çocukları şiddete sevk ettiğini düşünen anne babalar karakterimizin çalıştığı video oyun şirketini silahlarla basıyor. Postal Dude da o esnada binanın içinde olduğu için bu saldırıya maruz kalıyor. Göstericilerin hıncına uğruyor ve nihayetinde hepsinin hakkından geliyor. Postal Dude birilerini öldürdükten sonra oldukça ironik cümleler söyler. Bunlardan biri şöyle, “Ne düşündüğünün farkındayım ama işin komik tarafı video oyunlarını SEVMEM bile”. Oyundaki şiddet düzeyi adeta splatterpunk seviyesinde. Tabii eline balta alıp birini doğramaktan ibaret değil bu şiddet. Sahiden sofistike bir vahşet içeriği var oyunun. Bunları burada anlatıp boş yere tepki çekmeyelim…

Esasında video oyunları şiddet eğilimine sebep olur savına bir güzelce gönderme yapılmış olmalı. Oyunu kötü şöhretli kılan şey, akıl almaz ölçülerdeki şiddet içeriği, lakin bu öyle bir seviyede ki artık sadece komik geliyor insana. Postal Dude ile napalm fabrikasından napalm silahı çalıyoruz mesela ve silahı çalıncaya kadar fabrikanın laboratuvar kısmında başımıza gelmeyen kalmıyor. Yani istemeden (!) pek çok insanın ölümüne sebep oluyoruz yine… İkinci gün yine Postal Dude görevleri tamamlarken kütüphaneye gitmek zorunda kalır. Bu sefer kütüphane Ağaçları Koruma Derneği tarafından kuşatılmış haldedir. Eylemciler “kitapları yak, ağaçları kurtar” gibisinden sloganlar atmaktadır. Postal Dude karısının okuyup okumadığı bile belli olmayan bir kitabı teslim edip kütüphaneden çıkacakken göstericiler binaya saldırır, kütüphaneyi ateşe verirler…

İlerleyen günlerde kasabadaki olaylar daha da saçma bir hâl almaya başlar ve Cuma günü kıyamet başlar. Postal Dude evine döndüğünde bir silah sesi duyarız. Oyun burada kopar. Hafta sonu, Postal Dude bir klinikte uyanır. Klinikten çıkmaya çalışırken, karakterin beynine aldığı hasardan dolayı halüsinasyonlar başlar ve adeta paralel bir evrene ışınlanırız. Bu paralel evren ise dünyanın çarpık, kabusvari bir versiyonudur. Zemin, tavan vesaire dokular eriyik insan organlarına benzer bir haldedir ve ortada zombi veletler koşturup karaktere makas ve bomba fırlatmaktadır. Postal Dude, bir halüsinasyon dünyası bir de gerçek dünya arasında gidip gelirken Paradise kasabasının kıyametten sonra aldığı yeni şekle tanıklık ederiz.

Kasaba adeta post-apokaliptik bir havadadır ve ortada gezinen zombiler vardır. Bunlar deli dana turet sendromu denen bir hastalığa yakalanmış insanlardır. Oyundaki can alıcı bilimkurgu esintileri de zaten buradadır. O ironilerle yüklü post-apokaliptik ortam ve zombi insanlar. Zombileri o hâle getiren durumuna bir zamanların korkutucu deli dana salgını da işlenmiştir. Gelgelelim oyunun sonuna doğru kasaba artık tamamen yaşanmaz bir hâle gelir ve Postal Dude patronundan aldığı görev sonucu bir nükleer başlığı rakip oyun firmasının binasına bırakmakla görevlendirilir. Postal Dude bu nükleer başlık ile bütün kasabayı imha eder.

Artık sırf galonlar dolusu kan ve yaratıcı adeta sanatkârane cinayet betimlemelerinin herhangi bir yenilikçiliği yok. Yahut sırf bilimkurgu adına yazılmış işler de bir noktadan sonra kendi kendini tekrar etmeye başlıyor. Bu da insana sahiden orijinal bir şey kaldı mı sorusunu sorduruyor. Oysa ki cevap basit. İlla orijinal bir şey yaratmak gerekli değil. Her özgün içerik iyi olmak zorunda da değil zaten. Ya da okuyucu/izleyici bunu istiyor diye hep aynı telden çalmaya da gerek yok. Yapmak gereken belki de hali hazırda var olan şeylere yaratıcı yorumlar getirmektir.

Yeni Dalga’nın yarı-tanrısı PKD en çok gerçeklikle kafayı bozmuş olması ile bilinir. Adam önce alt kültür, sonra uyuşturucular, sonra da dinle kafayı bozmuş bir hâldeydi. Kitaplarında da zaten yaşadığı kafanın etkisi mevcut. Lakin PKD’den yüzlerce yıl önce, ondan çok daha estetik ve ruhani bir biçimde, gerçekliği irdeleyen insanlar mevcuttu. Hurufiler. Onların varlığı PKD’nin eserlerindeki orijinalliği yok etmiyor. Yahut Matrix’in orijinalliğini. Simülasyon evren fikri Matrix’den önce vardı, lakin Matrix bunu bambaşka bir şekilde işlemiş, adeta bir mitoloji yaratmıştı. Halihazırda var olan şeylere yeni yorumlar katmak belki de özgünlüğe giden yolu gösterir.

Etiketler: , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Keşke dünya 2009'dan daha ileriye gitmeseydi.