bilimkurgu kulubu

Müzik PLAK

Tarih: 16 Nisan 2019 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Nostaljinin de Ötesi: Plaklar

Günümüzde sıradan müzik dinleyicisi için plaktan müzik dinlenilmesi nostaljik bir eylem olarak gözükebilir; ama odyofil olarak adlandırılan ve müziği en gerçekçi (yüksek sadakatli) haliyle dinleme kaygısında olan kitle için plağın apayrı bir önemi var. Spotify gibi müzik hizmeti sunan dijital servislerin giderek popülerleştiği günümüzde flac, mp3 ve CD gibi formatlar daha az tercih edilir duruma geldiler. Dolayısıyla plaklara burun kıvrılmasa bile, 40’lı yılların sonlarından beri varlığını sürdüren 33’lük ve 45’liklerin nostaljik bir yere konumlandırılması gayet doğal. Plakta yer alan müziğin kalitesi, iyi bir kayıt tekniği ile mümkündür. Analog temelli bir medya olan plak için günümüzde dijital kaynaktan ses kaydı yapılmaktadır; fakat dijital olarak tutulan kaynak dosya, D.A.C (Dijital Analog Dönüştürücü) sayesinde analog sinyale dönüştürülmektedir. Pratiklikten uzak olmasından dolayı plakların dijital müzik dünyasının bir adım gerisinde kalması anlaşılabilir bir durum; fakat aynı durum ses kalitesi açısından geçerli değil.

Plaklarda yer alan ses kayıtlarının dinamik alanlarının CD’lere kıyasla daha geniş olması onları halen çekici kılan unsurlardan biri. 16-bit ses 44.1khz örnekleme sayısı CD kalitesini temsil eder; flac gibi daha yüksek çözünürlüğe sahip formatlar da 96 khz/24-bit ve üzeri çözünürlüklere çıkabilmektedir. Plağa ses sinyallerinin analog yöntemle sıkıştırılmamış olarak kaydedilmesi, dinleme esnasında dijital müziğe kıyasla daha yumuşak ve sahnesi daha güçlü bir algı yaratır; ama işi, analog/dijital savaşının içine sokmak da son derece anlamsız. Analog ya da dijital müzik yalnızca bir tercih meselesi. Plakla müzik dinlemek meşakkatli ve masraflı; dijital dünya çok daha pratik ve ucuz. Önemli olan müzikal tercihimizi hangi dünya üzerine şekillendireceğimize karar vermek ve yolumuzu o yönde tayin etmek. Çok fazla kararsız halde olmak, işin teknik detayları içinde boğulmakla eşdeğer.

Pikap

Stanley Kubrick’in Anthony Burgess’in aynı adlı romanından uyarladığı distopik başyapıtı A Clockwork Orange (1971), Alex (Malcolm McDowell) ve çetesinin birtakım anarşist eylemlerle toplum düzenine başkaldırışlarını konu ediniyordu. Çetesiyle birlikte hırsızlık, tecavüz ve  masum insanlara şiddet uygulamak gibi eylemlerde bulunan Alex, aynı zamanda ince bir müzik zevkine sahipti.  Beethoven’in 9 Senfonisi onun şiddete karşı olan açlığını diri tutuyordu. Alex, evinde plak temelli bir müzik sistemine sahipti ve boş zamanlarını sürekli gittiği plak mağazasında geçirmekten hoşlanıyordu.  Alex, karıştığı onlarca suç neticesinde tutuklanarak hapse atılıyor ve sonrasında devlet kontrolünde rehabilitasyona alınıyordu. Şiddetten arındırma tedavisi sırasında ona zorla Beethoven müzikleri dinlettiriiliyor; en büyük ilham kaynağı olan sanatçıyı giderek dinlemeye tahammül edemez hale getirtiliyordu. Dikkatli gözler, bir sahnede, Alex’in uğradığı mağazanın tezgahında 2001: A Space Odyssey albümünü hemen fark edecektir. Kubrick’in amacı -önceki filmine gönderme yapmaktan ziyade- iki filminde bestelenen farklı, deneysel müziklerin arasındaki organik bağlardı. Romanyalı dâhi besteci György Ligeti, elektronik altyapılı senfonik çalışmasıyla 2001: A Space Odyssey’e damgasını vurmuştu. Benzer biçimde, Amerikalı müzisyen Wendy Carlos da A Clockwork Orange’ın deneysel tatlar barındıran elektronik bestelerine imza atmıştı.

Analog müzik dünyasının adeta mihenk taşı olan plaklarda Vangelis, Jean Michel Jarre; Kraftwerk, Tangerine Dream gibi elektronik müzik yapan kişi ve grupların eserlerini dinlemek benzersiz… Anolog temelli bir hi-fi ses sisteminde gene analog kaydın yoğun olarak kullanıldığı bir albümü dinlerken, müzik dinlemenin aslında “ciddi” bir iş olduğu sonucu ortaya çıkıyor. İyi bir pikap, pre afi, stereo amfi, kablo ve hoparlör bileşenlerinin uyumluluğu, gerçek ses kalitesi için bir zorunluluk. Yukarıda ismi zikredilen sanatçı ve gruplar kayıt aşamasında Moog Modular benzeri karmaşık synthesizerlar (Sentezleyici) kullanmaktaydı. Cihazlar birbirlerine bağlı olmadığı için kayıt esnasında her bir müzik aletinin eş zamanlı olarak kullanılması gerekiyordu. Analog sinyaller herhangi bir sıkıştırma işlemine maruz kalmadığı için plak ve bantlara doğrudan aktarılıyordu. Dolayısıyla plaklarda sıkıştırılma işlemine maruz kalmayan saf müzik dinlenilmektedir. Ses aralığı geniş olduğu için, özellikle kayıt kalitesi yüksek olan albümlerde, sahne duygusu belirgin olarak hissedilmektedir.

Kraftwerk

Kraftwerk

Pikap almaya karar verirken iyi bir araştırma yapılmalı ve teknik olarak şu iki seçeneğe dikkat edilmelidir: Doğrudan tahrikli (direct drive) ya da kayışlı (belt drive) pikap. Doğrudan tahrikli olan sistemde plağın konulduğu tabla, bağlı motor tarafından çevrilir. Sistem, kayışlı olana göre daha stabil, iğnenin sürtünme kuvveti hassas ve bakım ömrü daha uzundur; ama motor direkt olarak tablaya bağlı olduğundan gürültüler daha fazla iletilir. Kayışlı sistemde ise sürtünmeden kaynaklı sesler en aza indirgeniyor; ama kayışın zamanla esnekliğini kaybetmesi bakım süresini kısaltıyor. İki tarafın da avantaj ve dezavantajları son kullanıcıya göre farklılık arz ediyor. Pikap iğnesi çok hassas bir yapıya sahip olduğundan, çevresel olumsuz sinyallere karşı duyarlıdır. Plak yüzeyine konmuş tozları temizlemeden pikaba koyarsak, iğnenin toz taneciklerinin üzerinden geçişi sırasında küçük patlamaları andıran sesler duyarız; ses sistemimizde topraklama yapmadıysak frekans anlamında yoğun bir dip gürültüsüne maruz kalabiliriz. Teknoloji marketlerde satılan nostaljik görünümlü, hatta CD çaları da olan pikap sistemlerine güvenmemeli, hi-fi mağazalarına gidip  konunun uzmanlarına danışılmalıdır.

Çok hassas bir yapıda olan pikap iğnesinden çıkan sinyaller düşük frekanslıdır ve yükseltilmesi gerekmektedir. Bazı tanınmış üreticilerin pikapları dahili phono pre amfiyle gelebiliyor; ama çoğunlukla pikaplar iyi bir pre amfiye ihtiyaç duyar. Pre amfi, pikaptan gelen ses sinyalini yükseltip stereo amfiye aktarma görevini üstlenir. Ses kalitesi üzerinde belirleyici bir etken (stereo amfi gibi) olamasa da, frekansları bozulmadan ve doğru olarak aktarması için kaliteli bir pre amfi almak gerekmektedir. Pikap iğneleri de MM (Moving Magnet) ve MC (Moving Coil) olarak ayrılmaktadır. Pikap iğnesi değişiminde MM ya da MC farkına dikkat edilmelidir. İğnenin bağlı olduğu pikap kolu manuel ya da otomatik olabilmektedir. İğnenin hassas bir biçimde plağa yerleşimi için manuel kola sahip olan pikaplar tercih edilmektedir.

PLAK

Evet, pikap dünyası oldukça teknik detaylar barındırıyor. Bu dünyaya yeni adım atan birisinden konunun tüm detaylarına hakim olması beklenemez. Önemli olan temel teknik unsurları öğrenip, ona göre bir sistem almaya karar vermek. Kulağımız plak dinledikçe daha iyisini zamanla isteyecektir. Analog müzik dünyasında ses kalitesi sürekli yükselmeye açık; bu işin sonu yok. Plaklara karşı ilginin halen revaçta olması ve plak mağazalarının ülkemizde de giderek çoğalması çok sevindirici. İnternet üzerinden hizmet veren müzik servisleri karşısında ayakta durmak gerçekten zor. Artık CD’ler eskisi kadar çok satmıyor. İnternet üzerinden kısa yoldan bir esere ve sanatçıya ulaşabilme lüksü, dışarıda bir albüm almak için harcanacak zamanın gerekliğini sorgulatacak duruma getirdi.

Sinemada Equilibrium (2002), Looper (2012)X-Men: First Class (2011)Star Trek Into Darkness (2013) gibi bilimkurgu yapımlarında karakterlerin halen plaktan müzik dinlediğini görebiliyoruz.  Plakla müzik dinlemek için adeta törensel adımlar izlenir:  Kutusundan özenle ve kenarlarından tutularak çıkarılır, özel fırçasıyla tozu alınır, tablaya konulur ve iğne kolu dikkatlice yüzeye bırakılır; geriye yalnızca gerçek sesin keyfini çıkarmak kalır…

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.