mgla

Mgła: Nihilizm Sarmalında Karanlık Ezgiler

2023 itibariyle hayatlarımız gitgide daha da berbat bir hâle gelirken, yaşadığımız günlerin boğuculuğunu en iyi ifade edebilecek müzik türlerinden biri black metal olsa gerek. Gerçi black metal, özünde geniş kitlelere hitap etme niyetinde olan bir müzik türü değil. Hatta ana akımda yer almaya bile karşı. Yine de kaliteli bir eser er ya da geç insanlara ulaşmayı başarıyor. Nitekim Mgła grubu için de durum bu şekilde. Polonya kökenli grup, çıkış noktalarından çok uzaklarda, Türkiye’de bile azımsanmayacak bir dinleyici kitlesine sahip. Mgła ilk bakışta bir şeylerin kısaltması gibi görünüyor olabilir fakat bu bir kısaltma değil, Lehçe’de “sis” anlamına geliyor ve “mıgua” diye okunuyor.

Witcher, Behemoth, Stanislaw Lem gibi isimlerin ve markaların yetiştiği bir ülke olan Polonya, oldukça kanlı ve zorlu bir geçmişe sahip. Öyle ki, 2023 yılı itibariyle Polonya için yine büyük bir hegemonya çatışmasının orta yerinde kalma riski mevcut. Aslında sadece Polonya ve Doğu Avrupa coğrafyası değil, tüm dünya şu an büyük bir karar anının arifesinde gibi. Verilecek olan karar ise insanlığın pek de hayrına olacakmış gibi görünmüyor. Mgła da bu karanlık zamanların ruhuna uygun karanlık bir müzik icra ediyor. Ancak Mgła’yı diğer black metal gruplarından ayıran ve müzik arenasında ön plana çıkartan birçok unsur var. Bunları dört ana başlık altında toplamak gerekirse;

  • Melankolik atmosfer: Müzikleri karanlık ve melankolik bir atmosfere sahip. Şarkı sözleri genellikle içsel çekişmeler, yalnızlık, kayıp ve ölüm gibi temaları işliyor.
  • Sadelik ve minimalizm: Mgła, müziğinde sadelik ve minimalizme önem veriyor. Şarkı yapıları genellikle tekrarlayan riff’ler üzerine kurulu ve çoğu zaman uzun soluklu gitar soloları veya karmaşık ritmler içermiyor.
  • Yoğunluk: Müzikleri yoğun bir duygusal yük taşıyor. Sert gitar rifleri ve hızlı davul ritmleri, dinleyicileri sürükleyici bir müzikal deneyime çıkarıyor.
  • Şarkı sözleri: Grubun şarkı sözleri, black metal sahnesinde yaygın olarak kullanılan okültizm ve paganizm gibi temalardan ziyade insan psikolojisi, özgürlük, yalnızlık ve varoluşsal krizlere yoğunlaşıyor.

Kuşkusuz tüm bunlar, Mgła’yı black metalin özgün seslerinden birine dönüştürdü. Şimdi gelin biraz daha derinlere inelim ve Mgła’yı anlamak için yaptıkları müziğin karanlık anaforlarına doğru tedirgin edici bir yolculuğa çıkalım.

Grubun kurucularından M. ya da gerçek adıyla Mikołaj Żentara, en son çalışmaları olan Age of Excuse albümünün hemen hemen Exercises of Futility (Beyhude Alıştırmalar) albümüyle aynı şekilde kaydedildiğini söylüyor. Yani prova yaptıkları yerde şarkıları çalmış, sürecin gelişimini orada takip etmiş, düzenleme işini ise M’nin evine kurulan stüdyoda gerçekleştirmişler. Grubun hayranları tarafından büyük beğeni toplayan dördüncü albüm Age of Excuse, Eylül 2019’da grubun kendi şirketi No Solace tarafından Northern Heritage Records işbirliğiyle yayımlandı.

Zaten hâlihazırda birçok işe birlikte imza attığı grup arkadaşı Darkside (Maciej Kowalski) ile aralarında muhteşem bir uyum olduğunu belirtiyor Żentara ve tam olarak nasıl bir eser ortaya koymak istediklerini en baştan bildiklerini vurguluyor. Aynı zamanda elde etmek istedikleri sonuç için gerekli ekipmanları birlikte topladıklarının ve müzikal yöntemleri de yine birlikte öğrendiklerinin altını çiziyor. Selefine kıyasla, Age of Excuse biraz daha soğuk bir albüm. Ancak zaten albümün daha kuru bir sese sahip olması hedeflenmiş; yani olduğu gibi, fazla işlenmeden ve çok az veya hiçbir şekilde sonradan yapılan düzenlemeler ile müdahale edilmeden. M, prodüksiyon öncesi demolarla çalıştıklarını ve şarkıları kısım kısım kaydettiklerini söylüyor. Yani önce davul, sonra gitar ve devamında diğer enstrümanlar kayda alınmış.

M, albüm kayıt sürecinin her şeyi temel düzeyde doğru yapmaya odaklanan katı ve idealize edilmiş bir yaklaşıma sahip olduğunu belirtiyor. Eğer enstrümanları çalarken hedefledikleri noktaya ulaşamazlarsa, ta ki içlerine sinene dek durmadan çalmaya devam etmişler. “Nasıl olsa daha sonra düzenleme yaparız,” diye düşünmenin nafile olduğunu söylüyor M, çünkü nihayetinde yapamıyorsan yapamıyorsundur. Bunun haricinde önemli bir noktanın altını çiziyor. Eğer müzik ile uğraşıyorsanız ve bir albüm kaydediyorsanız, endüstri standardı ekipmanlar kullandığınızdan emin olmalısınız. Yani elinizde yüksek kalite bir müzik aleti varsa ve bir şeyler istediğiniz gibi gitmiyorsa, kabahati çaldığınız alette değil, kendinizde aramanız gerektiğine emin olabilirsiniz…

M, Exercises of Futility’de en çok ilgilendiği noktalardan birinin de davul düzenlemesi ve icrası olduğunu söylüyor. Darkside, 2008’deki ilk albüm Groza’dan itibaren grubun dört stüdyo albümünde de pedalın başındaydı. Bu nedenle dinleyiciler tarafından gelişimi takip edilebiliyor ve nasıl yavaş yavaş grubun müzikal kimliğinin ayrılmaz bir parçası hâline geldiği gözlemlenebiliyor. Darkside’ın gruptaki ayrılmaz rolü, salt perküsyondan ibaret değil. Tüm materyaller M ile Darkside tarafından birlikte düzenleniyor. Bilindiği kadarıyla, Darkside davul çalmayı kendi başına öğrenen alaylı müzisyenlerden. Bu da tabii ki Darkside’ın sahip olduğu acımasız özeleştiri kabileyetinden, ilerleme tekniğinden ve irade gücünden ileri gelen bir başarı.

İlk zamanlarında grup, farklı davul ritmlerini müzik yazılımlarını ve kes-yapıştır yöntemini kullanarak icra etmeye çalışmış. Bu yöntem, M’nin elektronik müzikteki kapsamlı geçmişinden kalma bir eğilim. Zira kendisi, kariyerinden de anlaşılacağı üzere her şeyi kendi başına üstlenmeye alışkın bir isim. Bu nedenle M, bir dizi müzisyenle birlikte çalışmayı hep boğucu bulduğunu belirtiyor. Şarkıları katman katman kaydedip birleştiren bir yalnız kurt o. Evet, böylesi bir yöntem metal müzik tutkunları için pek de kulağa hoş gelmiyor. Ancak o da zaman içinde değişip geliştiğini söylüyor. Cut-up davulları en son Groza albümünde yaptıklarını belirtiyor. Hatta “With Hearts Toward None(2012) albümünün ilk versiyonunda da bu yola başvurduklarını, ancak sonuç beklentilerin altında kalınca her şeyi yeniden kaydettiklerini itiraf ediyor.

M, kendini bir müzisyenden çok bir yapımcı ya da ses mühendisi olarak gördüğünü söylüyor. Dolayısıyla herhangi bir müzik aletinde uzmanlaşmak onun için kendi başına bir amaç değil. Gitarı “eğlenmek için” hemen hiç eline almıyor ve kendi müzikleri dışında hiçbir şey çalmıyor. Buna karşın, kendi şarkılarını saatlerce çalabildiğini ya da bir diğer müzik projesi olan KRIEGSMASCHINE‘deki el burkan akorları çılgınca basabildiğini aktarıyor. “Ancak Stairway to Heaven’ı çalmamı isterseniz nereden başlayacağımı bile bilemem,” diyor. Öte yandan oldukça çalışkan ve azimli biri olduğunu da belirtmek gerekiyor. Çok zor bir riff bulduğunda, işe yarayana kadar pratik yapıyor ve canlı performans becerilerinin bozulmaması için sık sık provalara giriyor.

Dinleyici, M’ye ait vokallerin giderek daha tiyatral hâle geldiğini gözlemleyebilir. Age of Excuse VI’ten bir örnek verelim:

Empires get wrecked / İmparatorluklar yıkıldı
Principles get crushed / İlkeler çiğnendi
Saviours get crucified / Kurtarıcılar çarmıha gerildi
History gets what? / Tarihe ne geçer?
History fucking gets over it all / Tarih hepsinin üzerinden geçer

M, şarkıdaki bu kısmın daha ilk denemede başarıya ulaşan nadir örneklerden biri olduğunu söylüyor. “Bu bölüm için iyi bir fikrim var ama açıklamak yerine göstersem daha iyi olacak,” demiş ve işe koyulmuş. Bir Mgła şarkısı, genellikle yüksek duygusal gerilimden beslenir; çok fazla sert olma veya sinematik iz bırakma derdinde değildir. Bunu yaratmak için çeşitli ve etkileyici bir tarzdan ziyade tek tip ama güçlü bir ses sunumuna yönelmeyi yeğlemişler.

Age of Excuse albümün girişindeki o rahatsız edici sesin diş gıcırtısı mı olduğu sorulunca, M bunu doğruluyor. Canlı performans gitaristlerinden E.V.T.‘nin izniyle kaydedilmiş. Black metalde bu tarz kayıtların oldukça yaygın olduğu da söylenebilir. Örneğin Bathory’de mezar taşı gıcırtısı, Gorgoroth’ta rüzgâr ve karda yürüme sesi veya Darkthrone’da kırbaç şaklamaları duymaya alışkınız ne de olsa… “Duygusal içeriği göz önüne alındığında, diş gıcırtılarının bir black metal albümünün tonunu belirlemede iyi olabileceğini düşündüm,” diyor M.

M, duyguları çoğu insanın deneyimlediği gibi deneyimlemediğinden bahsediyor. Kendisini “duygusal açıdan kısır biri” olarak tanımlamasına karşın icra ettiği sanatla, yarattığı heyecan verici ve melankolik atmosferle dünya çapında ün kazanması ise alabildiğine ironik. Peki, ilhamını nereden alıyor olabilir? Yalnızca bu işe odaklanmış kasıtlı bir entelektüel süreç mi, yoksa daha çok bilinç akışı durumuna benzer bir şey mi? Onu, Muse’unki gibi ezoterik kavramlarla eğlenen biri olarak tasavvur etmek çok zor. M, “dead inside” mem’lerinin gerçek hayattaki bir karşılığı olarak tanımlıyor kendini. Bu duygudan yoksun tutumunun en azından çoğu zaman ve çoğu insana karşı giydiği bir zırh olduğunu söylüyor. Tabii ki mevcut tutumunun değişmesine sebep olan istisnalar var ve bu değerli anlardan bazıları sanatsal üretimine de dâhil oluyor. Bununla birlikte, müzik kaynakları hususunda bir ilk filtre görevi gören Darkside’ı anmadan edemiyor. M, daha sonra değerlendirmek için kelimenin tam anlamıyla yüzlerce fikri kaydettiğini ve ardından da incelesin diye Darkside’a gönderdiğini belirtiyor.

Mgła’da riff temizleme (müzikte bu işlem, kaydedilen gitar riff’lerinin temizlenmesine ve kaydın daha net bir şekilde duyulmasına yardımcı olur) oranının yüzde seksenin üzerinde olduğu söylenebilir. “Her şarkı için seçim ve yapıyla ilgili o kadar çok çalışma ve deney var ki, tam anlamıyla derin bir odaklanma gerektiriyor. Bence herhangi bir sonuç daha sonra titiz denetimlerden geçmeden pişmiş sayılmaz.” Her ne kadar büyük çaplı şirketler Mgła’ya oldukça sıcak baksa da (ne de olsa artık dünya genelinde bilinen bir black metal fenomeni), grup hâlâ kendi şirketleri üzerinden yayın yapmayı uygun görüyor.

M, büyük şirketlerden teklif aldıklarını, ancak, “Teşekkür ederiz, ama almayalım,” diyerek reddettiklerini söylüyor. Dahası, resmi internet sitelerinden gelen siparişlerin paketlenip postalanmasına kadar her şeyi bizzat grup üyeleri üstleniyor. M, tüm bunların çoğu zaman sıkıcı ve devasa bir iş yükü olduğunu kabul ediyor. Ancak kendileri için görmezden gelinemeyecek bir tatmin duygusu doğurduğunu da söylüyor. Bu inatçı bağımsızlık, yeterince emek sarf edildiği takdirde büyük yayın şirketlerine ihtiyaç duymadan da sanatçıların geniş kitlelere ulaşabileceğini gösteriyor. Üstelik bu sayede elde edilen kazancın büyük kısmı kendilerine kalıyor. Age of Excuse (Mazeret Çağı) albümü ile birlikte, grubun artık bireyselden ziyade daha büyük çaplı bir perspektif kazandığını, toplumsal bir bakış açısını sahiplendiğini görüyoruz. M, albümlerinin ismini ve temasını şu şekilde açıklıyor:

“Genel kanı, Homo sapiensin en azından 100.000 yıldır var olduğu yönünde. Yani modern insan, Homo habilis, Homo erectus ve benzerlerinin geçirdiği milyonlarca yılın ardından var oldu. Tarım devrimi en erken M.Ö. 10.000 civarında gerçekleşti. Sanayi devrimi ise M.S. 1800’lerde. Bilgi toplumu 2000 dolaylarında ortaya çıktı. Bir insan nesli yirmi beş yıl olarak varsayılabilir. Türümüzün evrimi, birbirini izleyen nesiller boyunca biyolojik popülasyonların kalıtsal özelliklerindeki değişiklikler olarak tanımlanır. Homo sapiens, doğuşundan tarım devrimine kadar 3600 nesil geçirdi. 472 nesil sonra sanayi devrimi geldi. Bu, bugün bulunduğumuz çağdan sadece dokuz nesil önceydi.”

M’ye göre insanlığın sosyal ve entelektüel gelişimi, biyolojik gelişimini çoktan geride bıraktı. Deyim yerindeyse insanın biyolojik varlığı, bilişsel varlığının gerisinde kalmaya başladı. İnsan zihni esasında, meyve toplamak ve av için silah geliştirmek üzerine evrimleşti. Nitekim insan psikolojisi de öyle on milyonların bir arada yaşadığı metropoller için değil, hemen hemen 100-150 kişi aralığında birbirine sıkı sıkıya bağlı topluluklar için tasarlandı.

“Günümüze bir bakalım. Artık bilgi çağında yaşıyoruz ve bu bilgi çağının engizisyonu da medyadan başkası değil. Peki sonuç? Küresel bir varoluş krizi…”

Kaynaklar ve İleri Okuma:

Yazar: Tuğrul Sultanzade

2000 yılında Bakü'de doğdu. Uzun bir süredir Kuzey Kıbrıs'ta yaşıyor.

İlginizi Çekebilir

bilimkurgu film muzik

Soundtrack’leriyle Hatırlanan Bilimkurgu Filmleri #2

Yazı dizimizin ilkinde müzikleriyle sinema tarihine adını yazdırmış 10 filmi listelemiştik. Kimi kültleşmiş filmlerin soundtrackleri …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et