bilimkurgu kulubu

Araştırma VHS

Tarih: 25 Ocak 2021 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Yitip Giden Koleksiyonlar

80’li yılların sonlarına doğru SB Products ismindeki firma Star Wars figürleri üretmişti. Fakat üretilen figürlerde bir tuhaflık vardı: Karakterlerin görünüşleri ve adları orijinal yapım ile farklılıklar gösteriyordu. Örneğin, Dart Vader “Kara Lider”, Chewbacca “Aslan Adam”, C-3PO ise “See Threep (C.PO.)” olarak adlandırılmıştı. Kutusunda Head Man ve Blue Stars olarak isimlendirilen karakterler ise filmlerde olmayan figürlerdi. Özellikle bu iki hayali karakter, Star Wars koleksiyoncuları için ayrı bir öneme sahip. Türkiye’de üretilmiş Star Wars: Uzay Savaşçıları figürlerini şu an bulmak oldukça zor. Netflix’te yayımlanmış olan The Toys That Made Us belgeselinin bir bölümünde, Türkiye’de üretilmiş figürler bahse konu bile oldu. Dolayısıyla çocukluğumuzda alınan ve sonrasında anne ya da babamızın komşularımıza ve akrabalarımıza oynamaları için dağıtmış olduğu bu figürler, şu an altın değerinde.

The Toys That Made Us belgeselinin Star Wars’a ayrılmış ilk bölümünde, koleksiyonerlerin farklı ülkelerden topladıkları sahte figürler gün yüzüne çıkıyor. Uzay Savaşçıları’nda meraklıları cezbeden favori karakter ise, Death Star’ın kontrolörlerinden biri olan Imperial Gunner; kutunun arka plan resminde figür, bir hesap makinesinin arkasına yerleştirilmiş ve tuşlara basar vaziyette pozlanmıştı. Star Wars evrenindeki karakterlerin isimlerinin değiştirilmiş olması ve tasvirlerindeki kimi absürt ayrıntılar, zaman içinde meraklıların Uzay Savaşçıları serisini fark etmesine neden olmuş. Orijinal Star Wars üçlemesinin tüm dünyada fırtına gibi esmesiyle, lisansız, sahte oyuncak pazarında hızlı bir hareketlilik yaşanmıştı. Türkiye’de üretilmiş ürünlerin artık neredeyse bulunamaz noktada olmaları, halen SB Products’ın figürlerine karşı olan ilgiyi devam ettiriyor.

Plak koleksiyonculuğu 2010’lu yıllardan sonra tekrar önem kazandı. Amaç sadece nostaljik duygularla müzik dinlemek değil, analog müziğin yaratmış olduğu deneyimlerden faydalanmaktı. Plakta yer alan sıkıştırılmamış sesi iyi bir pikap, stereo amfi ve hoparlör üçlüsü ile dinlediğimizde güçlü bir sahne duygusu yaşarız; vokalden ve enstrümanlardan gelen sesler birbirlerine karışmamış haldedir. 60’lı ve 70’li yıllarda altın çağlarını yaşayan plaklar, her hanede bolca bulunuyor; kataloglarda yer alan ses sistemleri, çekici modeller eşliğinde tanıtılıyordu. Kısacası pikaplar, ev mobilyalarıyla aynı öneme sahip, görsel olarak da oturma gruplarına çekicilik katan unsurlardı. 80’li yıllarda müzik kasetlerinin hızlıca yaygınlaşmasıyla plaklar, meraklıları haricinde unutulmaya başlandı; kasetten müzik dinlemek teyp ve Walkman gibi cihazlarla pratik bir hal almıştı. Kasetlerde kolayca ses kaydı yapılabilmesi de, plaklara gelen en büyük darbe olmuştu.

80’li yıllarda yaşanan gelişmelerin neticesinde evlerde bulunan plaklar depolara kaldırılıp çürümeye terk edildiler. Kimi pikaplar çocuklara oyuncak oldu, kimileri de cihazları Dj eğlencesine dönüştürerek bir çok plağı heba etti. Şu anda koleksiyon değeri çok yüksek olabilecek bir çok plak yıllar önce kendi ellerimizde yok olup gitti. Saturday Night Fever Soundtrack, The Beatles: Let It Be, Pink Floyd: The Dark Side of the Moon; 2001: A Space Odyssey, Star Trek: The Motion Picture, Barbarella ve Flash Gordon gibi albümler ardiyelerde parçalandılar. Günümüz de ise plaktan müzik dinlemek oldukça masraflı; iyi bir müzik deneyimi için toplanılmak istenen sistemler yüksek meblağlara çıkabiliyor. Dolayısıyla günümüzde analog temelli sistemler, dijital donanımlara kıyasla çok daha meşakkatli.

Film koleksiyonculuğunda ise durumlar biraz karışık; çünkü film formatlarının çok uzun denilmeyecek zaman dilimlerinde gelişmesi, sinefilleri bütçe açısından zorlayan bir durum. 70 yıllarda Sony’nin Betamax’ı, JVC’nin ise VHS video kaseti piyasaya sürmesi, sinemaseverlere büyük bir konfor alanı sundu. Hali hazırda analog temelli Videodisc formatı mevcuttu, fakat hantal ve bozulmaya karşı çok hassas oluşuyla çok fazla popüler olamadı. 80’li yıllarda birbiri ardına açılan video kiralama ve satın alma mağazaları, film arşivcileri için adeta cennetten bir köşeydiler. VHS ve Betamax arasında yaşanan format savaşları da görülmeye değerdi; ama VHS, savaştan galip çıkan taraf oldu. 90’lı yılların sonlarına kadar büyük bir pazar payına sahip olan video piyasasında Pal ve NTSC görüntü formatları kullanılıyordu; Avrupa’da Pal, Amerika kıtası ve bazı Uzak Doğu ülkeleri NTSC formatını benimsemişti. Kullanıcı açısından ilk başlarda sorun teşkil etse de, iki video formatını da oynatabilen donanımlar üretildi.

93’te Philips, Sony, Panasonic ve JVC gibi büyük firmaların ürettiği VCD (Video Compact Disc), video kaset piyasasına darbe vuran bir teknoloji olmadı; fakat 96’da DVD’in ortaya çıkışı –deyim yerindeyse- tüm dengeleri alt üst etti. VCD’ye kıyasla daha yüksek bir görüntü kalitesine sahip olan DVD, Dolby Digital ve DTS ses formatlarını destekliyordu. Ev sinema ses sistemlerinin canlanmasına neden olan yeni görüntü teknolojisi, VHS piyasasına çok büyük bir darbe vurdu. Ellerinde binlere varan film koleksiyonlarıyla adeta ortada kalan sinefiller, mecburen bu yeni dünyaya geçiş yapmak zorunda kaldılar. Üreticilerin birer birer video piyasasından çekilmesi, doğal olarak video oynatıcıların da sonunu getirdi. Maalesef arşivcilerin birçok video kasetli zamana yenik düştü ve düşmeye de devam ediyor; istemeye istemeye yok olup gitmekte olan bir dünya…

Video Kiralama

Koleysiyonculuk çok geniş alanlara yayılan, zaman, sabır ve maddiyat isteyen bir olgudur. Çocukluğumuzda kutu kutu sakladığımız ama sonrasında unuttuğumuz oyuncaklar, video oyunları ve müzik albümleri, günü geldiğinde ebeveynlerimiz tarafından atılabilmekte; evlilik gibi durumlardan ötürü de hali hazırda biriktirdiklerimizi eşlerimize kabul ettirebilmek için –tabiri caizse- dört takla atabiliyoruz. Koleksiyon sahiplerinin karşı taraftan beklentileri yalnızca bir empati. Evet, internet ortamında film ve müzik hizmeti veren dijital platformlar fiziksel medya satışlarını azalttı. Yeni neslin arşivcilik anlayışını zamanın teknolojik şartları belirleyecek. Yakın gelecekte internet hızının artması ve bulut teknolojisinin (cloud computing) hayatlarımızın her alanına girecek olması, fiziksel medyaya olan bağımlılığı ciddi oranda azaltacak. Her yeni teknolojik atılım, kimi koleksiyonların yitip gitmesine sebebiyet verecek…

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.