bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 19 Ekim 2019 | Yazar: Ayşegül Yalvaç

0

Yıllar Geçti… Wall-E’den Bugüne Ne Değişti?

Tatlı bir şarkı, fakat iç burkan bir manzara ile başlıyor Wall-E. Bizi hazin bakışlı, çipil gözlü, sevimli bir robot karşılıyor. Robotun ismi Wall-E, zaman ise gelecek. Peki, mekân neresi? Bunu anlamak çok uzun sürmüyor. Bir ses şöyle söylüyor: ‘’Aşırı çöp, dünya kaplandı, dünya çapında acil durum ilan edildi…’’ Girişte izleyici tamamen filmin atmosferi içinde olmayabilir. Böyle bir cümle, izleyici filmin dünyası ile bütünleştiği sırada çınlatılsa ‘’ne türden bir felaket öyle’’ dedirterek, çevresel konuda vermek istediği mesajı yüzümüze tokat gibi çarpacaktı. Fakat bunu bilerek yapmamışlardı. Wall-E sevimli bir film, tatlılıkla geleceğin distopik kaderine dair mesajlar sıralıyor.

Film, bu sert girişi izleyici sükûnette ve yarım yamalak konsantre bir durumdayken yapsa da anlattıkları ile büyük etki yapıyor aslına bakarsanız. Zira Wall-E’den bugüne bir şeyler yapıldı, haliyle bir şeyler değişti. Öte yandan hiçbir şey değişmedi de. Bunu şöyle açıklayalım: Yazı film incelemesi olmadığından içerik hakkında uzun uzadıya konuşmayacağız. Wall-E çevresel uyanışa büyük katkı sağlamış değerli bir yapım. Wall-E ile yapılan iş o kadar değerli ki, çevreyi hunharca hırpalama üzerine ‘’sohbetine doyum olmaz’’ diye anılan bir kimse konuşacak olsa, insanlar böyle birini bile oturup 1 saat 30 dakika dinlemez. İnsanlar çoğunlukla bu meseleden sıkılırlar, zira hepimizin gezegenin başına gelenlerde katkısı var. Biz insanlar, özellikle Türk türü hatalarımız yüzümüze vurulduğunda biraz geriliriz. Eleştirilmeyi hiç sevmeyiz. “İğne bana, çuvaldız kendine,” deriz, darlanırız. Wall E yapımcıları bunun farkındalar ki böyle yapmıyorlar. Aslında senaristin ağzından bal da damlamıyor. Ancak gezegenin 11 yıl önceki çevresel talihsizliğinden yola çıkıp, bir gün ne hale dönebileceğini insanın gözleri önüne öyle bir döküyor ki, işte o zaman kimse sıkılmıyor. Çünkü Wall-E ‘’evimiz söz konusu’’ diyor. “Terk ediyoruz, yaşama imkânımız kalmadı, ev virane,” diyor.

walle

Wall-E ne işle meşgul? İnsan nerede, ne ile yaşıyor? İşte böyle olunca Wall-E izleyiciyi karşısına kilitliyor ve kitleler şöyle bir durup, ‘’Tamam, şimdi konuşuyoruz,’’ deyince olacaklardan haber vermeye başlıyor. Öncelikle neler olduğuna dair bir fikir edinmek anonslarla kolaylaşıyor. Şöyle ki, ikinci bir anons var: ‘’Etrafınızda hala çok fazla çöp mü var? Uzayda hala çok boşluk var. XXX uzay gemileri hala seferde, siz yokken çöpleri temizleriz biz de’’.

İnsanlar dünyayı kokuşmuş çöplerle kaderine terk etmiş ve birtakım firmalar temizliyor mu? Wall-E oralarda, çöp sıkıştırma tekniğiyle atık azaltma işleriyle meşgul göründüğünden aslında insan dünyayı kaderine terk etmemiş. Fakat canlıların da gezegenin de başına öyle bir çorap örmüş ki mavi gezegen kurak, kokuşmuş çöle dönmüş. Börtü böceğe, ot sapına zor rastlanıyor. Zaman zaman Wall-E bunları fark ediyor, bir nevi çipil gözleriyle, hüzünlü bakışlarıyla duygulandığını gösteriyor. İnsan uzayda başka bir yaşam alanı bulmuş ve dünya yaşanmaz hale gelmiş öyleyse.

wall_e

Wall-E’nin geleceğe dair tahminleri tutarlı. Yapay zeka, keskin bir algıya ve insanınkine yakın duygusallığa sahip. Wall-E gayet aşikar ‘’işimdeyim, gücümdeyim’’ havasında; hissiz, tepkisiz bir robot değil. Bunu yaşama dair bir teselli bulduğu anlardaki tavrında görmek mümkün. Üstelik meraklı bir kişilik. Bir de Eve ortaya çıkınca çok açık anlaşılıyor ki yalnızlıktan duyduğu bir rahatsızlık söz konusu. Eve’in gelişi, onu yağmurdan koruduğu sahneler insanın karnında uçan kelebeklere benzer kıpırtıların bu çöp robotunda da olduğunu düşündürüyor. Yapay zekanın insana çok yakın kabiliyetleri ve nitelikleri edinmesi, bugünlerde ‘’olur bu iş’’ dediğimiz mevzulardan. Uzay seyahati ve uzayda bir yerlerde koloniler kurma meselesi de keza öyle. Şimdi en kötüsünü söyleyelim: Çevre sorunları yüzünden dünyanın yaşanmaz hale gelmesi öngörüsü de çok kuvvetli ihtimal…

Bu öngörüler ve gezegendeki yaşama dair kara haber 2008 yılına ait. Şimdi yıl 2019, Wall-E’den bugüne ne değişti? 11 yıl öncesine dönüp baktığımız zaman iklim değişikliğinin gerçekliği sorgulanıyordu. İklim şüphecileri arasında bilim insanları, üst kadro akademisyenler, gerek karar mercilerinden gerekse halktan insanlar vardı. Bununla birlikte, iklimin değiştiğine dair ciddi kanıtlar ta o zamandan söz konusuydu. Tabii iklim değişikliğini savunanlar da  azımsanacak bir kitle değildi. Zaman içerisinde bu mevzu her gün biraz daha kabul edilebilir oldu. Zira son zamanlarda iklim değişikliğine dair kanıtları, düşünceyi savunan bilim insanları değil de gezegen kendi kendine ortaya çıkararak uyarmaya başladı. Belki de iklim hissedilir şekilde değişti artık desek yalan olmaz. Wall-E gibi bir yapım çevresel sorunlara dikkat çekmesi açısından son derece değerli. Yine bu konudaki uyanışta sivil toplum örgütlerinin, tanınmış akademisyenlerin payı yok sayılamaz. O günden bugüne en önemli değişiklik ciddi aksiyonların alınmış olması. Örneğin Paris Anlaşması…

wall-e-2

Film aslında çevresel konuya gezegendeki atık sorunu ve kirlilik üzerinden değindi. Fakat yaşanamaz duruma gelmiş bir gezegeni gözler önüne duygusallıkla sererek, insanları kapsamlı bir bakış açısıyla ve bütünsel bir şekilde konuya odaklanmaya davet etti. Bunu yaparken Wall-E izleyiciye hala bir umudun varlığına dair mesaj vermeyi ihmal etmedi. Wall-E bu nedenle yeri geldi börtü böcekle karşılaştı, yeri geldi bir ot sapı ile derin düşüncelere yapay zekasıyla gark etti.

Wall-E’nin haberini verdiği umut, insanlığın gözünden kaçmadı.

Derken Paris Anlaşması ile taraflar, atmosferde ısıyı alıkoyarak havanın, iklimin dengesini bozan gazların atmosfere bırakılmasında kısıtlamalara gidileceğine dair söz verdi, taahhütlerde bulundu. Bu iş için el birlik olundu, temiz enerji sektörü güçlendi, temiz enerjiye gücü yetmeyen memleketlere de imkanı, kabiliyeti olan memleketler destek versin denildi. Belirli aralıklarla milletler şimdi toplanıp mevzu üzerinde konuşuyor.

Buna ek olarak su sektörü de heyecanla üzerine düşeni yapmaya başladı. Sektör her ne kadar konu hakkında bilgi sahibi bir sektör olsa da, dışarıdan bu konulara gelen destek de azımsanacak durumda değil. Önceleri yeni teknolojiler yadırganırdı. Özellikle su sektöründeki geleneksellik, kemikleşmiş ve kırılamaz durumdaydı. Fakat bugün sektör merkezi olmayan su sistemlerini geliştiriyor, kemikleşmiş gelenekselci karar veren merciyi alışılagelmiş dev, taşınmaz, tamiri, bakımı sorunlu sistemlerden uzaklaştırmaya ikna ediyor. Bunu yapabiliyor zira su tükeniyor. Bu durum atık suyu, sektörün gözünde zaten su kaynağı yapıyor. İleri görüşlü öncüler de buna destek vererek suyun döngüsünü sağlayan teknolojilere yöneliyor. Böylece suyun geri kazanıldığı ve yeniden kullandığı sistemler yaygınlaşıyor.

wall-e

İşte bir ot parçası, minicik bir böcekle Wall-E’nin gezegenin kaderine dair bulduğu o ufak umut, kitlelere istediği mesajı verebiliyor. Tabii ardından eğer 1.5 C den fazla gezegeni ısıtmamaya başlarsak… Eğer gezegendeki su döngüsünü taklit ederek kullanılabilir suyu döndürmeyi sürdürebilirsek… Eğer atıklarımızı sıfırlarsak… (Sıfır Atık Hareketi)… Bu düşünceler üzerine yoğunlaşmaya, bu konularda aksiyon almaya dünya genelinde başladık. Ancak bunların hiçbiri Wall-E’nin haber verdiği distopik gelecekten kurtuluşumuza güvence sağlamıyor. İşte aslında bu nedenle Wall-E’den bu yana hiçbir şey değişmedi. Bugün de türler tehlikede, bugün de su kaynakları hızla kirlenerek tükeniyor, bugün de iklim değişimi hızla devam ediyor.

Huzursuzluğumuz bundan, yaşanacak başka bir gezegen arayışı da yalnızca meraktan değil, ki uzaya araç göndermek, uzayda kolonileşmek artık ne bir bilimkurgu anlatası ne de bir hayal. Artık bir iş kolu bu. Ve yalnızca meraktan doğmuş da değil. Biraz da Wall E’den bugüne, 11 yıl sonrasında hem birçok şeyin değişmesinden hem de hiçbir şey değişmemesinden…

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Çevre mühendisliği eğitimi aldı. Şu anda özel sektörde mesleğini kıyısından köşesinden icra ediyor, artan zamanında da suyun yeniden kullanımı üzerine ABD’de bir laboratuvara danışmanlık yapıyor. Bunlara ve berbat bir zaman yönetimi olmasına rağmen okumaya, gezmeye, yazmaya, izlemeye çalışıyor. Yazarın hayal gücüne hayran bırakan her hikâyeyi okumaktan, dinlemekten ve/veya izlemekten hoşlanıyor. Paylaşmayı seviyor. En çok da düşünceleri paylaşmayı…