bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 30 Ocak 2018 | Yazar: Konuk Yazar

0

Yalnızlık Distopyası

Birkaç yıl önce evinde yalnız başına ölen, aylar sonra yatağında iskelet halinde bulunan biri hakkında bir haber vardı. Annem, “Ne yazık, yalnız başına ölmüş,” diye tepki verdi. İlk başta bu tepkiye eşlik ettim, onayladım ama sonra, “Bunun nesi kötü ki, adamcağız huzur içinde, sessiz sedasız ölüme kaymış,” diye düşündüm. Üstelik ortada ayağı kırılıp da bir çukurda günlerce can çekişme veya o evde yardıma muhtaç vaziyette bir ölüm yoktu. O zaman bütün toplumsal ve ekonomik düzenin insanı çift olmaya yönlendirdiğini fark ettim. Yalnızlık kötü, çift olmak iyiydi. Aile olmak, üremek kutsanıyor, yalnız olmak lanetleniyordu. Oysa modern toplum, teknoloji ve şehir yaşantısı insanları yalnızlığa zorluyor.

Devlet, gelenekler, kurumlar (din gibi), ekonomi toplamında sistem insanları çift olmaya zorlarken, insanların aile kavramının gereksiz olduğu bir geleceğe doğru gidişatına önlem almaya çalışmaması imkansız. 2015 yapımı, Yorgos Lanthimos’un yönettiği “The Lobster(Istakoz) filmi insanların çift olmaya zorlandığı distopik bir dünyayı anlatıyordu. Belli bir sürede çiftinizi bulamazsanız hayvana dönüştürülüyor veya ormanda vahşi şekilde kaçak yaşayan ve avlanan, dışlanan bir gruba dahil oluyordunuz.

Aşırı sağcı bir saldırgan tarafından öldürülen milletvekili Jo Cox

Henüz işler yalnız olanların öldürüldüğü bir noktaya ulaşmadı ama gelişmiş toplumlarda yalnızlar, ihtiyarar ve düşük üreme oranı çok büyük sorun. İngiltere de bu sıkıntıyı çekenlerden… Nüfus yaşlı ve çoğu yalnız. Avrupa ülkelerinde yaşlı insanların ekonomiye yükü çok fazla, bu nedenle emeklilikleri için başka ülkelere gitmeleri teşvik ediliyor. Örneğin on, on beş yıl önce Norveç’in emekli vatandaşları için Türkiye’de bir şehir kurma planları vardı. Türkiye giderek Ortadoğu ülkesine dönüşürken bu plan da rafa kalktı sanırım. İngiltere’de yalnızlar, toplumsal ve ekonomik sorun oluyor. Bu nedenle yalnızlar bakanlığı kurulmuş.

Haberi özetlersek projeyi ortaya atan ve 2016 yılında bir aşırı sağcı tarafından öldürülen İşçi Parti milletvekili Jo Cox, uygulamaya sokan ise Theresa May. Bakan olarak Muhafazakar partiden Tracey Crouch görevlendirilecek. (Bu üç isim de kadın… İnsanların yalnızlığını daha çok dert edenler kadınlar. Bizim ülkede de böyle değil midir? Yaşlı teyzelerimiz, annelerimizin bütün derdi evlenmenizdir. İş bul, evlen, üre.) İngiltere’de 9 milyon yalnız olduğu düşünülüyor. Bunun 2 milyonunun haftalarca hiçbir sosyal temas kurmayan yaşlılar olduğu söyleniyor.

İnsanlar üzerinde baskı kuran özel günleri, dini bayramları düşünelim: Yılbaşı, sevgililer, anneler, babalar günleri… İnsanları aileleriyle bir arada olmaya, temas kurmaya zorlayan dini bayramlar, ticari ürünler… Hepsi yalnız olmama, çift ve aile olma üzerine. Bir yandan devlet, aile kurumu sizi evlendirmeye, çift olmaya zorlarken, ekonomik zorluklar, modern metropol yaşamı ve teknolojik gelişmeler yalnızlığa itiyor. Çift olmanın, evlenmenin ve çocuk sahibi olmanın maliyeti sürekli artıyor. Sevgili olmak bile pahalı iken, evlenmek binlerce lira masraf ve birkaç yıl ödeyeceğiniz borç olabilir. Nişan, nikah, (olabilirse) balayı, ev kurma ile başlıyor. Doğum ise şirket kurmaktan pahalı. Bebek ürünleri, sağlık, kıyafetler… Okul yaşı gelirse ana okulu ve çalışma hayatına kadar sürekli masraf. Devlet ve toplumun varlığını sürdürmek için ailelere, çocuklara ihtiyacı var. Bir gün bunları zorla elde etme çözümüne gidilmesi çok da uçuk bir hayal olarak görülmemeli.

Peki yalnızlar niye tehlikeli? Sadece ekonomik ve toplumsal değil, yalnızların yol açacağı beklenmedik başka sorunlar var. Güvenlik ve suç. Devlet gözünde örgütlü yapıların kontrol altına alınması daha kolaydır. Mesela yüzlerce birey ile uğraşmak yerine örgütlü yapıların başındakileri kontrol eder. Bir aile aynı zamanda devlet gözünde daha az sorun, bireysel sorumluluk ve sıkıntılı durumlarda rehindir. Bir adam, eşi ve çocukları varsa risk almakta zorlanır veya tehlikeli düşüncelere düşük bir ihtimalle girebilir. Ne zaman kafasından muhalif bir düşünce geçse veya riske girip bazı şeyleri göze alsa ailesini, eşini, çocuklarını düşünecektir; onların barınmasını, yiyeceklerini, eğitimlerini, geleceklerini…

Evlenmemiş bir birey bir gün aklına esip, bütün malını mülkünü satıp dünya gezisine çıkabilir. Ve bu ekonomik sistemi kıran bir “bug”dır. Çünkü devlet, toplum ve ekonomi insanı yaşamını sürdürmek için bazı şeylere zorlar. Mesela bir insan ölümünden sonra kalacak kadar büyük bir para kazanmaya, mal mülk edinmeye niye çalışır? Çünkü geride kalanlara bırakmak ister. Bu da onu ekonomik ve diğer kurumların devamlılığının bir parçası yapar. Ama yalnız bir insan bütün bunların bireyin içine atıldığı, parmaklıkları ve duvarları olmasa da hapishane olduğunu fark edebilir. O yüzden yalnızlık lanetlenir; sevgi, çift olma, aile, soy, üreme yüceltilir.

Ek olarak, Doğu Yücel’in son romanı “Kimdir Bu Mitat Karaman?” adlı fantastik, mizahi polisiye romanını okudum. Romanın sonunda bu yazının konusuna değinen bir yer var. Çok fazla ayrıntı vermeyeyim, alıp okursunuz.

Hazırlayan: Orkun Uçar

Etiketler: , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...