bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 2 Mayıs 2019 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

Yakın Geleceğe Bir Bakış

Gelecek belirsizliklerle dolu vahşi bir dünya. Peki insanların çoğunluğu nerede? Geçmiş zamanda mı, yoksa şimdiki zamanda mı? Belki de geniş zaman. Geniş zaman çok baskıcı değil mi? Rutinlerle ve değişmezlerle dolu. Peki kurduğumuz cümlelerin kaçı şimdiki zamanda kaçı geçmiş zamanda? Kaçımız gelecek zamanda yaşıyor. Gelecek belki düşündüğümüzden daha sıradan, hatta sıkıcıdır. Soğuk Savaş boyunca tüm zaman kipleri biraz paranoyaktı. Özellikle nükleer savaş tehdidi ile ilgili. Lakin II.Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç nükleer silah kullanılmadı. Yine de insanlık muazzam bir barış dönemine girmiş değildi.

Gelecekte şehirlerin panoraması devasa ağaçlarla dolu olabilir. Genetik teknolojisindeki ilerlemeler bir gökdelen kadar yükseklere tırmanabilen ve içinde odalara benzeyen ‘hücreler’ bulunduran ağaçlar yaratabilir. Bu ağaçlar şehrin hayat kalitesini yükseltecektir ama çok büyük bir tehlike teşkil ediyorlar. Böylesi dev organizmaların beslenmek için toprağa, bilhassa da suya ihtiyacı var. Dev ağaçlar kısa vadede büyük ferahlık sağlayacak ama sonrasında korkunç kuraklıklara sebep olabilirler. Kökleri kilometrelerce derine uzanan, hatta bir şehir kadar geniş  alana yayılan onlarca ağaç gökdelen, biyolojik bir savaş, insanlığın kendi kendine yarattığı bir Frankenstein kenti.

Biyolojik mühendislik şehirlere büyük faydalar sağlayabilir. Elektrik ile çalışan aydınlatma lambaları yerine biyolüminesant bakteriler kullanılabilir. Gelecekte güneş panellerinin yerini güneş ışığını emip daha büyük bir verimlilikle enerjiye çeviren bakteriler alabilir. İnsan ırkı binlerce yıl bakteriler ile mücadele etti ama aynı zamanda bazı faydalı bakteriler bu günlere gelmesinde yardımcı oldu. Gelecekte bakteri kozmosunu kendi lehimize fethetmeye başlamalıyız. Bakteriyel veri transferi sayesinde biyolojik bilgisayarlar yaratabiliriz. Aslında insanların bakteriler ile kuracağı bu çapta bir ilişkinin sonuçlarını tahmin etmek çok zor. Mutasyona uğramış süper bakteriler insanların soyunu kırabilir.

Yaşam mühendisliği yalnız şehirlerde değil aynı zamanda taşımacılık konusunda da etkilerini gösterebilir. Böcekler muhteşem vücutlara sahipler. Aslında insanların çoğunluğu için böcekler tiksindiricidir. Bir de bu varlıklara mikroskop altında bakınca o kitinsi vücutları ve kılları insanı tuhaf hissettirir. Lakin bu yapı muazzam hızlara ulaşmak, keskin manevralar yapmak için çok idealdir. Peygamber develeri, çekirgeler, arılar vesaire varlıklar her ne kadar tiksindirici gözükseler de biyolojik mühendislik sayesinde boyutları büyütülerek araçlara dönüştürülebilirler. Bilimkurgunun alt türlerinden biri, biopunk, böyle varlıklar ile doludur.

Çekirgelerden bahsetmişken yakın gelecekte insanlar artık yaygın bir şekilde böcek tüketmeye başlayabilir. Bunda korkunç yahut yadırganacak bir durum yok. Günümüzde yüz milyonlarca insan halihazırda böcek tüketiyor. Ekosistemi harap etme yarışında fabrikalar ile boy ölçüşen bir diğer yapı büyükbaş hayvan çiftlikleri olmalı. Yağlı, şirin bir sığır muazzam bir hamburgere dönüşmek üzere buzulların erimesi pahasına semirtilir. Bu döngü nereye kadar devam edebilir peki? Bir de böceklere bakalım. Hem küçük, hem de protein bakımından son derece besleyiciler. Üstelik yiyenlerin söylediğine göre öyle korkunç bir tadı da yok. E şirketler, fabrikalar, aç gözlü sermayeciler ekolojiyi mahvetti diye gelecekte böcek mi yiyeceğiz diye isyan etmekte haklısınız. Lakin güzel bir PR çalışması ve bir grup bilim insanının böcek yemenin faydalarıyla alakalı yaptığı çalışmalar ile bu fikriniz değişebilir.

Yakın gelecekte uzaya belki de henüz yer yok, çünkü insanlar ısrarla bu gezegene yapışıp kalmak istiyor. Üstelik uzaydaki koloniler birer mezbahadan farksız olacak. Radyasyon, farklı yer çekimi, farklı basınç ve psikolojik etkenler. İnsanlar henüz bu yolculuğa çıkmaya hazır değil. Yine de biyolojik mühendislik yerleşilecek gezegenlere uyum sağlayabilen insanlar yaratabilir. Hatta ilk uzay kolonileri insanlardan değil robotlardan oluşabilir. Çünkü günümüzde dahi robotlar heyecan verici gelişmeler kaydediyor. Yakın gelecekte bizim yerimize uzayı kolonize etmeye başlayabilirler. İnsanlar bilinç transferini de keşfederse milyonlarca kilometre ötedeki bir robotu kendi bilinçleriyle kontrol ederek hem bu metal varlığın yaşadığı deneyimleri yaşayabilir hem de robotlarla alakalı yaşanabilecek sorunları önleyebilir.

koloniGemisi

Günümüz tam anlamıyla bir iletişim ve beynelminellik çağı. Yakın sayabileceğimiz bir gelecekte bu son safhasına ulaşarak artık büsbütün melez insan toplulukları yaratabilir. Yahut günümüzdeki bu uluslarası etkileşim gelecekte giderek yavaşlayarak paranoyaklaşmış insan topluluklarının kendi sınırları içine çekilmesi ile sonuçlanabilir. Özellikle zararlı bakterilerin hız kesmeden geliştiği gerçeğini göz önünde bulundurursak tüm dünyayı kasıp kavuran bir hastalık limanları, hava alanlarını ve sınırları tümden kilitleyebilir. Bakteriler üzerinden gelişen bir milliyetçilik duygusuna kapılan insan toplulukları birbirine karşı kin gütmeye başlayabilir. Öbürleri hastalıklı, biz ise sterileyiz. Böyle bir gelecekte paranoyaklaşan ulusları nasıl suçlayabiliriz ki? Hastalıktan kırılan bir ülkenin sağ kalan vatandaşları sağlıklı komşularına sığınmak için yollara düşer ve komşularının sınırlarına yığılır, kamplar, sefalet, adeta kıyamet sonrası göçebeleri. Şimdi sterile olan komşu ülkeler kapılarını bu göçebelere nasıl açabilir. Kendi vatandaşlarının hayatını nasıl tehlikeye atabilirler. Korkunç ama olası bir gelecek. Antibiyotikler artık işe yaramıyor, silahlanma yarışı yerini ilaçlanma yarışına bırakmış.

Gelecek genelde biraz karamsardır. Biraz değil, aslında kime sorsan şu sıralar başımıza taş yağacak taş diyor. İnsanlar haklı ne de olsa. Şimdiki zaman ne kadar iyimser ki gelecek de iyimser olsun. Lakin gelecek felaketlerle dolu olabilir. Tabii bu felaketler önce bölgesel olacak ama etkileri dünyada da hissedilecek. Örneğin yoğun şekilde kakao yetiştirilen bir bölgenin terör saldırıları ya da politik dengesizlik yüzünden azar azar terk edildiğini düşünün. Öyle bir çağdayız ki artık her şey birbiriyle bağlı.

Ekonomisi tarım üzerine kurulu olan bölgeler iklim değişikliklerinden dolayı harap olur. Zamanında böylesi bir felaket ön görülmediği için gereken yatırımlar yapılmamıştır. Yahut bir iklim değişikliğine gerek yok. Yanlış tarım politikaları ile toprak verimsizleştirilmiş de olabilir. En nihayetinde buranın insanları akın akın göçe başlar. Şehirlere yerleşirler hayatta kalmak umuduyla ama neye yarar. Şehirler giderek kalabalıklaşır, alt yapı yetersizdir, bu kalabalık nüfusun içerisinde suç, hastalık ve ölüm kol gezmeye başlar. Sonra içlerinden bazıları çareyi küresel bir terör örgütünün hücre yapılanmasına katılmakta bulur…

Gelecekte ülkeler arası göçler savaşlara neden olabilir. Tarihte bunun örnekleri var. Mesela El Salvador ile Honduras arasında patlak veren 100 saatlik Futbol Savaşı’nın başlıca sebeplerinden biri göçlerdi. Lakin gelecekte göçlerin ‘yıkıcı olmayan’ yönlerini de görebiliriz. Açıkçası şahsi tahayyülüm gelecekte silahlı savaşların giderek azalacağı yönünde. En azından bu savaşlar devletler arasında değil, bir örgüte karşı verilecektir. Bu gün tarihte daha önce örneğine hiç rastlanılmamış bir terör örgütü ile karşı karşıya dünya. IŞİD. İlk ortaya çıktığı Suriye ve Irak’ta saha hakimiyetini tamamen yitirmiş gibi gözükse de Batı Afrika’dan Filipin ormanlarına kadar pek çok yerde hâlâ yoğun faaliyetler gösteriyor, dünya çapında on milyonlarca sempatizanı var.

internet

Meksikalı uyuşturucu kartelleri de vahşet konusunda IŞİD’ten geri kalmıyor, hatta IŞİD’i fersah fersah geçiyorlar diyebiliriz. Bu mafyalar neredeyse otonom sayılabilecek bölgelere, ölmeye, savaşmaya hazır adamlara, silahlara, paraya ve güce sahip. Lakin hiçbir zaman ortak bir dava için birleşmediler. Hep daha fazla para ve hakimiyet için birbiriyle mücadele edip durdular. Oysa tek bir amaç uğruna birleşirlerse kısa vadede kendi bölgelerini kasıp kavurabilirler. Gelecek devletler arasında konvansiyonel savaşlar yerine örgütler ya da mafyalar ile yapılan gayri nizami savaşlarla dolu olabilir.

Günümüzde bilginin bu kadar hızlı yayılması hem tehlikeli hem de oldukça mucizevi bir şey. İnternet tahmin edilmesi en güç ama en önemli icatlardan biri. Gelecekte paranoyaklaşan devletler bireysel internet erişimini kesebilir mi? Ya da internet daha da ‘demokratikleşerek’ adeta bir foseptik çukuruna mı benzer? İnsanlar giderek dijitalleşen bir dünya içerisine kendini kapatıp önce hikikomorilere, sonra bitkilere mi dönüşür? Gelecek ve insan o kadar tehlikeli, o kadar mide bulandırıcı ama aynı zamanda o kadar etkileyici ki spekülasyonlar yetersiz hatta gülünç kalıyor. Yine de hayal etmekten kaçmamak lazım.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Rüya ve gerçeklik arasında sürüklenen bir göçebe. Uçsuz bucaksız doğum öncesi steplere ve de aklın ötesindeki uğultuya vurgun. Gizemli, eksantrik ve aykırı olana karşı varoluşunun başından beri bir çekim duyuyor. Bilincin nereye kadar sürdüğünü, nereye uzandığını ve pazartesi sabahları kavuştuğu o menhus şeklin kaynağını merak ediyor.