retro gelecek kapak

Vadesi Dolmuş Geleceklerimiz…

Bundan on yıl sonrasını hayal etmenizi istiyorum. Teknolojik anlamda bizi ne tür zımbırtılar bekliyor dersiniz? Sanal gerçeklik odaları? Daha büyük akıllı telefonlar? Uçan kaykaylar?

Teknoloji dur durak bilmeden ilerlese de on yıl sonrasını öngörmek çok da zor değil sanırım. Peki, çıtayı biraz daha yükseltmeye ve on yılı, yüz yıl yapmaya ne dersiniz?  2100’lü yıllarda bizi neler bekliyor olabilir? Herhalde böyle bir soruya Mars’ta bir koloni, fazlasıyla insansı robotlar veya moleküler transportasyon gibi cevaplar verilebilir. Ama burada önemli olan, bu öngörülerimizin isabetli olup olmaması değildir; önemli olan bizi o yıllarda bekleyen cihazların boyutları, renkleri, ara yüzleri, hangi materyalden yapıldıkları, ne ile çalıştıkları ve ne için kullanıldıklarıdır. Yani anlatmak istediğim, geleceğin teknolojilerinin ne olduğu değil, onların tasarımlarının nasıl olacağıdır.

Buna halk dilinde retro-fütürizm (geçmişin gelecek öngörüsü) deniliyor.  20. yüzyılın belki de en eğlenceli bilimkurgu yazarı ve senaristi olan Douglas Adams’ın, John Lloyd ile birlikte yazdığı The Meaning of Liff adlı kitapta da bu kavrama Zeerust adı verilmiştir. Bu, genel anlamda retro-fütürizm tabirine alternatif olarak kabul gören bir kelimedir. Retro-fütürizm veya Zeerust, herhangi bir zaman diliminde yazılan gelecek tasvirli bir hikâyenin, başta teknolojik olmak üzere mimari, sosyal, politik ve hatta ekonomik öngörülerinin, gerçekte harfiyen olma ihtimalinin çok düşük olması olarak tanımlanabilir. Bunun ana nedenlerinden biri, bahsi edilen gelecek tasvirinin, yazıldığı yıla ait çok fazla element ve izler barındırmasıdır. Yani özellikle teknolojik, mimari ve sosyo-politik öngörülerin, yazıldığı yıla ait tasarımlara sadık kalması ve onları öngörürken kendi döneminden çok fazla iz barındırması söz konusudur.

retro gelecek 2

Alien filmleri gibi aslen gelecekte geçen bir seride, hala kocaman kasetçalarların kullanılması ve 80’lerde bir hayli popüler olan türden müziklerin dinlenmesi buna şahane bir örnektir mesela. 50’li yıllarda yaşamış insanların, 2000’li yıllarda gerçekleşmesini öngördükleri teknolojiler, yaşam tarzları, enerji kaynakları ve politik durumlar da buna bir diğer örnek: füzyon reaktörlü çamaşır makineleri, alüminyumdan yapılmış moda kıyafetler, küçük yeşil adamların sokaklarda turist gibi gezinmeleri, kocaman fanus camların boş uzayda kasket olarak kullanılması ve nice gülünç tasarımlar…

Benzer şekilde, insanların 21 Ekim 2015 tarihinde Geleceğe Dönüş filmindeki gibi giyinip, partiler vermesi ve filmde yer alan bazı şeylerin henüz ortada olmamasından yakınması da buna örnek olarak gösterilebilir. Uçan kaykayların ve kendi kendini bağlayabilen ayakkabıların aslen zamansız olduğunu itiraf etmem gerekse de, şu günlerde gençlerin kocaman kırmızı deri ceketler ve ceplerini dışarı çıkarmayı tercih ettikleri pantolonlar giymesi pek de görülmüş bir şey değil. Filme göre yıl 2015 olsa bile, o tarihte olacağı iddia edilen teknolojinin ve nice elementlerin fazlasıyla 80’li yıllara hitap etmesi söz konusu çünkü.

retro gelecek

Burada yapılan, geçmişteki öngörülerle dalga geçmek değil elbette. Sonuçta yazının başında, bundan bilmem kaç yıl sonrasını öngörmenizi istediğimde de bu retro-fütürizm algısının zamansız olduğunu vurgulamak istemiştim. Şimdilerde gördüğünüz gelecek tasvirlerinin, aslen yaşadığınız yıla hitap etmediği algısına kapılabilirsiniz. Bunun nedeni, gerçekte o teknolojiden daha gelişmiş ve somut bir referans sistemine sahip olmamamız. Düşünün, 2016’da çıkan bir film 2050’li yıllardan bahsediyor. Ne görünürdü böyle bir filmde? Tabletler? Robotlar? Uzay istasyonları? Evet, belki de bunların birçoğu o zamanlarda bulunacak şeyler. Peki, bilgisayar ara yüzleri? Kıyafetler? Karakterlerin saç kesimleri? Konuşma biçimleri ve argoları? İşte retro-fütürizmin saklandığı ve zurnanın zırt dediği yer burası. Çünkü ne yaparsak yapalım, ne kadar uğraşırsak uğraşalım, gelecekte olmasını beklediğimiz teknolojilerin tasarımları her zaman yaşadığımız yıla ait estetikler barındıracaktır, tasarımı öngördüğümüz yıla değil.

Ne demek istediğimi bir kez daha dile getirmek istiyorum: Öngörünün olanaksız olduğunu söylerken, yazılan teknolojinin gerçekleşmeyeceğinden bahsetmiyorum. Olay, elementlerin (teknoloji, mimari vb.) öngörülemezliği değil; onların tasarımlarının -kullanılan teknolojinin materyali, rengi; inşa edilen binaların şekli ve söz konusu tasvirde bulunan insanların kıyafetleri, ev dekorları vb.) öngörülemezliğidir. Olay yirminci yüzyılın başlangıcında herhangi bir yazarın İnternet’i öngörebileceği, fakat onu kullanmamıza büyük oranda yardımcı olan Google Chrome yahut Windows 10’un ara yüzünü öngöremeyeceğidir. Çünkü gerek Windows 10, gerekse Google Chrome, çoğu kısmında 2015 yılına ait estetiksel şekiller barındırmaktadır. Yirminci yüzyılda öngörülmesi neredeyse imkânsız olan bir estetik. Her şey tasarımda yatıyor yani, fikirde değil.

retro gelecek 3

Tarihin akışında, başta bilimkurgu olmak üzere birçok alanı kullanan ve ileri görüşlü olmaya çaba gösteren insanlar olmuştur. -Ve elbette olmaya da devam edecektir.- Kimisi öngörüleriyle olacakları büyük oranda tahmin etmiş, kimisi yakınına bile yaklaşamamış, kimisi de gelişen teknolojiye dolaylı yahut doğrudan ilham kaynağı olmuştur. Bütün bunlar arasında, yaratılan gelecek elementlerinin en gerçekçi olduğu hikâye bile anlattığım sıkıntıyı yaşamıştır. Çünkü bahsi geçen yazarın gelecek öngörüsü, kendisi ne kadar doğru tahminlerde bulunursa bulunsun, vadesi dolmuş bir gelecektir ve insanlık, konu gelişme olduğunda çoğunun öngörebileceğinden fazla değişime açık bir türdür.

Hazırlayan: Burak M. Kılıç

Yazar: Konuk Yazar

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...

İlginizi Çekebilir

Star Trek’teki Ataların Kısa Tarihi

Star Trek: Discovery‘nin son sezonunda ekip, geleceği tehdit eden bir yapay zekâyla ya da galaksi …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et