bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 25 Temmuz 2015 | Yazar: İsmail Yamanol

1

Uzaylıların Geldiği Gün: İlk Temas

Bir gün dünya dışı yaşamı keşfetme ihtimalimizden az olmayan bir başka ihtimal daha var: Dünya dışı yaşam tarafından keşfedilmek. Evet, şu anda orada bir yerde varlıklarını sürdüren zeki uzaylılar, günün birinde üzerinde yaşadığımız “soluk mavi nokta“yı ziyaret etmek isteyebilirler. Bu bir olasılıktır ve bu olasılığı işleyen bir yığın bilimkurgu üretimiyle karşılaştık, karşılaşmaya da devam edeceğiz. Çünkü uygarlık tarihimizde bundan daha heyecan verici ne olabilir? Sadece bir an durun ve hayal edin: Dünya dışı bir yaşam türü tarafından keşfedilseydik neler olurdu?

Elbette uygarlığımızın köklü bir değişim yaşaması kaçınılmaz hale gelecektir. Dahası, hayata ve evrene dair bakış açımızı tümden değiştirmek zorunda kalacağız. Bu durumun, düşünüş biçimimizi ve yaşam tarzımızı etkileyeceği kadar, dinsel inançlarımızı da etkileyeceğini öngörebiliriz. Kozmik yalnızlığımızdan kurtulup, geleceğin uzayda olduğunu sarsıcı bir şekilde kabullenmeye zorlanacağız. Kendi küçük dünyamızdan kopabilecek olma düşüncesi bile, uygarlığımız adına mecburi bir atılımı da beraberinde getirecektir. Peki ama “uzaylıların geldiği gün” dendiğinde bundan tam olarak ne anlıyoruz?

resistance_concept_art_1920x1080_20390

Bugüne dek uzaylı saldırısını işleyen sayısız film, dizi ve kitap üretilmiştir.

Özellikle pek çok insan, gelişmiş gemileriyle Dünya yörüngesine giren ya da büyük kentlerimizin üstünde beliren varlıklar hayal etmekte. Oysa popülist kültürün bir dayatması sonucu oluşan bu “dünya dışı yaşam ziyareti” algısı gerçeği yansıtmayan niteliktedir. Ayrıca söz konusu ziyareti “kötüye” ve “iyiye” yorabilecek olan iki çeşit düşünce eğilimi vardır. Kötüye yoranlar, olası bu ziyaretin uygarlığımız üzerinde tahribata yol açacağını ve hatta gezegenimizin yağmalanacağını düşünen gruptur. İyimserler ise tam tersine bu olası ziyaretin bizlere maddi ve manevi getirileri olacağını ileri sürmektedirler. Her şeyden önce uzay gemilerinden inip, eğer varsa ellerini kollarını sallaya sallaya karşımıza geçerek “merhaba dünyalılar, biz dostuz” ya da “savulun bre ilkeller, biz geldik” diyebilecek varlıklar hayal etmek biraz fazla absürt bir düşünce biçimi. Şunu kafamıza iyice sokmalıyız ki, uygarlığımızın dünya dışı bir uygarlıkla birebir temasa girme olasılığı çok ama çok düşüktür.

Bunun en önemli nedeni de hiç şüphesiz içine hapsolduğumuz uzayın büyüklüğüdür. Bu uçsuz bucaksız evrende bir uygarlığın başka bir uygarlığı ziyaret edebilmesi için, ya çok sistemli bir kolonizasyon yöntemi uygulaması ya da oldukça gelişmiş bir seyahat teknolojisine sahip olması gerekir. Unutmayın ki kendi Güneş Sistemimizin bir üyesi olan Plüton‘a bile daha geçtiğimiz günlerde ulaşabildik. Üstelik Dünya ile Plüton arasındaki mesafe, kozmik ölçekte komik ve anlamsızdır. Bu da bizlere, devasa mesafeleri aşıp başka canlılarla temas kurabilecek bir uygarlığın ne denli gelişkin olması gerektiği konusunda az çok fikir verir niteliktedir. Amma ve lakin yazının başında da belirtildiği gibi, küçük de olsa dünya dışı bir uygarlık tarafından ziyaret edilme olasılığımız vardır. Şimdi hep birlikte bu olasılık üzerinde duralım ve söz konusu ziyaretin nasıl gerçekleşebileceği konusunda biraz fikir yürütelim. Hatta bunun için bir örneklendirmeye de başvurabiliriz.

the_athena_by_roen911-d5uper4

Böylesi devasa bir uzayda, uzak mesafeleri katedebilmek için çok ileri seyahat yöntemlerine gereksinim vardır.

Diyelim ki Titan’a bir uzay aracı gönderdik ve burada bizim orta çağdaki gelişmişlik düzeyimize denk bir uygarlık olduğunu fark ettik. Elbette, bu çok büyük bir keşif. Keşfi, binbir pare top atışıyla kutladık, sevindik, duygulandık, gururlandık, coştuk, hoplayıp, zıpladık… Peki ya sonra? Sonra ne yapardık? Hemen özenle seçtiğimiz bir grup insanı uzay aracına doldurup “titanlılar’la bir güzel kaynaşın” diyerek yolcu mu ederdik? Bu pek de muhtemel görünmüyor. Hem onların evrimsel süreçlerine müdahale etme hakkını bize kim veriyor ki?

Zaten böyle bir şey titanlılar’ın tüm toplumsal düzenlerini de altüst ederdi. O zaman bu durumda yapılabilecek en doğru hamle ne olabilir? Aslında çok basit: Titan’ın yörüngesine çok amaçlı bir uydu yerleştirmek. Böylelikle hem doğal yaşamlarına karışmamış olurduk ve hem de onları kendi hallerindeyken gözlemleme olasılığımız bulunurdu. Kaldı ki, gezegenlerinin yörüngesinde bir uydu olduğunu anlayamayacakları için fark edilme tehlikesi de olmazdı. Bu oldukça sağduyulu bir yöntem.

ET-Satellite

Uzaylı robotları tarafından gözlemleniyor olma ihtimalimiz bulunsa da elimizde bu varsayımı destekleyen herhangi bir kanıtımız yoktur.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da, Titanlılar’ı ilk olarak geliştirdiğimiz araçlar sayesinde ziyaret etmiş olduğumuzdur. Aynı zamanda bu bizlere, gezegenimize gerçekleşebilecek olası bir dünya dışı yaşam ziyareti konusunda ipuçları da veriyor. Büyük bir olasılıkla eğer uzaylılarca ziyaret edileceksek bu şekilde gerçekleşecektir. Elbette uzaylı makinelerinin neye benzediğini, nasıl çalıştığını ve onları fark edip fark edemeyeceğimizi öngörmek çok zor. Hatta belki de bu makinelerce keşfedilip, şu an gözlemleniyor bile olabiliriz. Nasıl titanlılar bizim uydumuzu fark edemeyecekse, biz de uzaylıların makinelerini hiç fark edemeyebiliriz. Çünkü gelişmişlik düzeylerinin ne boyutta olacağını bilemiyoruz.

Öte yandan uygarlıkların birbirleriyle doğrudan temasa girmeleri, ancak “eşit gelişmişlik” ya da “örgütsel yapılanma” gibi nadir durumlarda söz konusu olabilir. Bu gibi durumların dışında farklı gelişmişlik düzeylerine sahip uygarlıkların birebir temasa girmeleri çok küçük bir ihtimal olup, ancak taraflardan birinin buna mecbur kalması sonucu vuku bulabilir. Tabi bizim gibi erken gelişmişlik düzeyine sahip bir uygarlık, pekala çok gelişmiş bir uygarlığın radyo sinyalini de yakalayabilir. Ama buna ziyaret değil de “iletişim” demek gerekir. Ayrıca kozmik iletişimlerde herhangi bir sınır söz konusu değildir. Bu yolla gelişmişlik düzeyleri fark etmeksizin her uygarlık birbiriyle iletişim kurabilir. Bu olasılık dahilindedir.

uzayli-insan52454721

Aslında insan ırkı olarak başka yabancı uygarlıklarla tanışmak için çok hevesliyiz ama, eğer yakınımızda bizi bilen gelişkin uygarlıklar varsa bile onlar bizim kadar hevesli görünmüyor.

Varsayalım ki, o en küçük ihtimal gerçekleşti ve gelişmiş bir uygarlık bizimle birebir temasa geçti. Niyetleri ne olabilir? Hangi amaçla gelmiş olabilirler? Gelenler kaşif mi yoksa istilacı mı? Şunu belirtmeliyiz ki, böylesi devasa bir evrende o kadar büyük mesafeleri aşıp gelen bir uygarlığın “sadistik” duygularla hareket eden varlıklardan oluştuğuna pek ihtimal vermek istemiyoruz. İstila ya da “gezegen yaşamını tümden yok etme” gibi bir tutum; ancak ve ancak, herhangi bir eksantrik maddeye yaşamsal derecede gereksinim duyan ve uzay keşiflerini de bu gereksinim etrafında şekillendiren bir uygarlığın, söz konusu maddenin Dünya’da var olduğunu anlaması ve bizim de kendilerine şiddetle direnmemiz sonucu başvurabileceği bir yoldur. Ama rahatlıkla fark edileceği gibi bu ve buna benzer kurgular, aşırı zorlama ürünleridir. Rahat olunuz.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…