bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 24 Nisan 2021 | Yazar: Erkam Ali Dönmez

0

Uzaylılar Neye Benziyor Olabilir? 7 Farklı İsimden 7 Farklı Görüş

Filmlerde ve TV dizilerinde gördüğümüz uzaylıların hep biraz insanı andırması tesadüf mü? İnsanlardan tek farkları biraz büyük (ve genelde kel) kafaları, yeşil derileri ve çılgın gözleridir hep. Peki bu klişenin doğruluk payı nedir?

Bilimkurgu yazarları, bilim uzmanları ve ET hastalarının uzaylıların neye benzeyebilecekleriyle ilgili farklı görüşleri var.

Kevin Anderson (Bilimkurgu Yazarı)

“Aynı gezegen kaynaklı olmalarına rağmen, Dünya’daki inanılmaz biyoçeşitliliğe bir bakın. Bizimkinden tamamen farklı biyokimyasal özelliklere sahip bir ortamda var olmuş bir uzaylının iki kolu, iki bacağı, iki gözü, kulakları, burnu olması mümkün gelmiyor. Hatta iki cinsiyeti olan sıcakkanlı canlılar olabileceklerini bile düşünmüyorum. Öte yandan, zekâ bakımından beyin kapasitesi belirleyici bir unsur olduğundan, uzaylı bedeninin beynin hayatî fonksiyonlarını koruyabilmek için bir dış iskelet, bir kafatası veya buna benzer bir şey geliştirmiş olacağını sanıyorum.

Araç gereçler inşa etmek için eşya kullanabilecek, parmak benzeri uzuvlara da sahip olmalılar (parmak yapısı olması şart değil, örneğin kavrayabilen, ahtapot benzeri dokunaçlar da olabilir). Bir üreme sistemleri de olmalı ancak bu sporlanmayla, tohumla, çiftleşerek, yumurtlayarak veya farklı herhangi bir yöntemle olabilir. Bizdeki duyu organları benzeri hissel organlara da sahip olsalar gerek. Tabii bir ‘gözleri’ varsa bile bizimki gibi değil, kendi güneşlerine uygun bir biçimde gelişmiş olacaktır.

Denizlerde mi yaşıyorlar? Bir gaz devinin bulutlarında mı? Karada mı? Çölde mi, ormanda mı? Enerji edinmek için besin tüketmeli, bir de boşaltım sistemine sahip olmalılar. Sesle mi iletişim koruyorlar? Feromonlarla mı? Yanıp sönen, fosforesan organlarla mı? İhtimaller sonsuz…”

Darren Campo (TV Yapımcısı, Yönetici, Yazar)

“Filmlerde ve televizyon dizilerinde, insanı andırmayan uzaylı ırkları yaratmak çok zor bir iş. Bu rolleri de aktörlerin oynaması gerekiyor nihayetinde. Gerçekte uzaylıların neye benzedikleri ise ortaya çıktıkları ortama göre değişecektir. Yıldızlararası uzayda evrimleşen bir uzaylı ile Dünya benzeri bir gezegende evrimleşen başka bir uzaylının birbirlerinden çok farklı fizyolojileri olacaktır.

Neredeyse kesin olan bir şey var ama: Bir uzaylı yaşam formu fiziksel olarak simetrik olacaktır. Yetişip büyüyen bildiğimiz her canlı simetrik bir düzeni takip ediyor. Bir ağacı boylamasına keserseniz, iki taraftaki dallar ve kökler birbirinin neredeyse aynısı olacaktır. Aynı şey insanlar, yaşayan tüm canlılar, hatta kristaller ve galaksiler gibi inorganik varlıklar için bile geçerli.

Bir uzaylının büyüklüğü ve şekli bulunduğu ortamın kütle çekimine, ortam yoğunluğuna ve kullandığı başlıca enerji kaynağına bağlı olarak değişecektir. Bitki benzeri uzaylı formları küçük bir olasılık zira fotosentez kompleks yaşam formları ortaya çıkarmaya elverişli değil. Besini kovalama gereksinimi hareketli bir yaşam şeklini zorunlu kılıyor. Böylesi bir yaşam formu kalın bir atmosferde ortaya çıkarsa, uzaylı yatay bir şekle sahip olacaktır. Tam tersine, seyrek bir atmosferde yetişen bir uzaylı ise çok uzun boylu olacaktır. İki kol ve iki bacak dört bacaktan çok daha efektif; simetri faktörünü de göz önüne alırsak, insana benzer, iki bacaklı ve dik yürüyen uzaylıların var olabilmesi hiç de imkânsız değil.

Evrenin yüzde 95’ini sahip olduğumuz duyular ve teknolojiyle algılayamadığımızı (kara madde ve enerji) düşündüğümüzde, uzaylıların bu kısımda var olduklarını da söyleyebiliriz. Yani, uzaylıların hiçbir şeye benzemedikleri, çünkü görünmez oldukları da söylenebilir.”

Aaron Rosenberg (Bilimkurgu Yazarı)

“Uzun pençeleri, akrepsi kuyruğu ve jilet gibi keskin dişlerle dolu ağzı olan cılız, iskeletsi figürü unutun. Koca koca gözleri, küçücük ağızları ve aşırı büyük kafaları olan minik yeşil veya gri adamcıkları unutun. Kedi insanları, köpek insanları, kertenkele insanları, mavi derileri ve bedenlerindeki tuhaf, dövme benzeri işaretleriyle garip kaşları ve sivri kulakları olan insanımsıları da unutun. Bir uzaylı neden bir insana benzesin ki?

İşin aslı, çift taraflı simetri gerçekten berbat bir tasarım. Evet, göze hoş geliyor ama amacı nedir? İki tarafı da birbirinden tamamen farklı bir yapının, iki tarafı da birebir aynı olan yapıya göre dezavantajı nedir? Dalekler bile bunun farkında ki, bir taraflarında emici kolları varken diğerinde lazer silah tutuyorlar. İki ayaklı forma ne demeli? Biri biraz itse düşüyoruz. Neden başka bir dünyada gelişmiş bir ırk aynı tasarım hatalarına sahip olsun? Neden başka bir dünyada gelişmiş bir ırkın gözleri, kulakları, burnu, ağzı ve bizde olan diğer sallantılı parçaları olsun? Olmaz.

Yaşayan canlılar etraflarıyla etkileşime girerek evrimleşir. Bir şeyleri rahat kavrayabilmek için eklemli parmaklarımız gelişti. Maymunların ise aynı sebepten kavrayıcı kuyrukları oldu. Gözlerimiz var çünkü yaşadığımız gezegende ışık kırılarak elektromanyetik spekturumun görülebilir kısmının denk geliyor.

Eğer farklı sıcaklığa, topografiye, floraya ve faunaya sahip bambaşka bir gezegende ortaya çıkmış olsaydık, bambaşka bir şekilde evrimleşirdik. Eğer bu diğer dünya bambaşka kimyasal bileşenlerden oluşuyor olsaydı, biz de öyle olurduk. Dünya’daki tüm yaşam formları karbon temelli ama bu başka bir yerde böyle olacak değil. Silikon temelli, demir temelli veya bambaşka elementlerden oluşan yaşam formları var olabilir. Farklı sayıda kolları ve bacakları olabilir, belki hiç olmayabilir de.

Belki diğer gezegenlerde yaşam fiziksel bir form olmadan veya fiziksel olsa da sabit bir formu olmadan gelişmiştir. Belki bilinç sahibi bulutlara benzeyen veya o an neye ihtiyaçları varsa ona dönüşebilen bedenlere sahip uzaylılar vardır. Belki uzay boşluğunda hiçbir desteğe ihtiyaç duymadan süzülebiliyorlardır, enerji kaynağı olarak yıldızlardan yayılan radyasyonu kullanıyorlardır, yarasaların ses dalgalarındaki değişimleri hissettikleri gibi radyasyon dalgalarındaki değişimleri hissedebiliyorlardır. Tüm bedeniniz tınlama yeteneğine sahipken gözlere neden ihtiyacınız olsun? Bilinciniz bedenlerimizdeki sinir hücreleri gibi yayılmış bir ağ halindeyse beyin denen organa ne gerek var? Vücudunuz elektrostatik şok ve zihinsel kontrol ile bir arada tutulabiliyorsa, istediğiniz anda genişleyebiliyor veya küçülebiliyorsanız deriniz neden olsun?

Dünya’da bile, bizden kavrayamayacağımız kadar farklı olan yaratıklar var. Bir ahtapotun kendini cam bir akvaryumdaki küçük bir çatlaktan dışarı çekmesini izleyin. Bir domates kurdunun yapısını inceleyin. Bir peygamber devesine yakından bakın. Sonra da gezegenimizin evrenin kalanına kıyasla ne kadar küçük olduğunu düşünün. Dünya’da karşımıza çıkan yaratıklar bir şeker paketinde şekli bozulmuş bir şeker bulmaya, sonra dönüp baktığınızda çoğunun adını bile bilmediğiniz yüzbinlerce farklı şekerle dolu bir şeker dükkânında olduğunuzu fark etmeye benziyor. Gerçek bir uzaylı bugüne kadar hayal ettiğimiz her şeyden o kadar farklı olacaktır ki, varlığını kavrayabilmemiz bile belki mümkün olmayacaktır. Aynı şekilde biz de ona inanılmaz derecede farklı, uçuk bir varlık olarak görüneceğiz.”

Harry Keller (Columbia Üniversitesi, Kimya Profesörü)

“Evrende bir yerlerde farklı gelişmiş uygarlıklar var olmalı; belki çoktan var oldular, belki zaten varlar, belki de ortaya çıkacaklar. Şu anda hayatta olan herhangi bir insanın onları görmesi veya onlarla iletişim kurması ihtimali son derece düşük. Tabii, tüm bunlar bizi onları hayal etmekten alıkoymamalı.

Öncelikle, gerçek bir uzaylı çift taraflı simetrik yapıya sahip, müthiş manipülatif yeteneklere olan, ısı alan, beynini korumak için sağlam dış iskelet geliştirmiş bir varlık olacaktır.

Ya gözler? Muhakkak. Bir uygarlık inşa etmek için görmeniz gerekir. Mürekkepbalıklarının gözleri bizimkilerden daha iyidir, üstelik bu göz kendi başına en az birkaç defa evrim geçirmiştir. Bizim uzaylımızın gözleri de bizimkilere çok az benziyor olacaktır. Bir merceği ve göz bebeği olması neredeyse kesin. Beyaz kısmı beyaz olmak zorunda değil. Aynı şekilde göz bebeği de bizimkiler gibi renkli olmayabilir. Kaç gözü olur peki? Bir göz kesinlikle yetmez. Uzaklığı algılayamamak bir türün yok olmasına yol açacaktır. Çok gerekli bir nedeni olmadıkça ekstra gözler de evrimsel bir yüktür ve kalıcı olmayacaktır, örümcekler de buna istisna değil. Göz önemli bir organ olduğundan korunaklı bir organ şeklini almalılar. Uzaylılarımız böcek gözlü olmayacaktır muhtemelen ama bu kesinlikle imkânsız değil tabii.

Burun? Burun yapısı simetrik olmalı. Yüzün tam orta yerinde olması şart değil ama ağızla aynı kanalı paylaşabilmeleri için böylesi daha münasip. Diğer özellikleri çok da önemli değil.

Ağız? Yiyecek tüketecek bir organ şart. Tüm büyük hayvanların yiyeceği yakalayıp yutmak için bir organları vardır. Bazısı yiyeceğini çiğner, bazısı çiğnemez. Dünya’da dişler yaygın görülür ama başka yeme ve çiğneme araçları da yok değil. Sorun şu ki, gezegenimizde bitkiler ve hayvanlar binlerce yıl boyunca evrimsel bir savaş içindelerdi. Bizler bu savaşın çıktılarını miras aldık. Evrimsel olarak yenmeye karşı dirençli olabilmek için daha da lifli olan bitkilere karşı hayvanlarda da dişler gelişti. Tabii bitki yemenin başka yolları da var, örneğin kuşlarda olduğu gibi kursakta da ‘çiğnenebilir’.

Bacaklar? Büyük ihtimalle. Diğer hareket yöntemleri görece daha yavaş kalacak ve genelde daha zırhlı hayvanlara ve deliklerde yaşayanlara uygun olacaktır. Bu yaşam biçimlerinden hiçbiri de yüksek zekâlı bir forma evrilmeye yol açmaz. Kaç bacakları olur peki? İnsanlar, ön kolları dört bacaklı hayvanlardan devşirdiler. İç iskeleye sahip karada yaşayan hiçbir hayvanda daha fazla bacak yok. Kısacası, uzaylıların iki bacaklı olmaları dört bacaklı olmalarından daha olası.

Kürk? Saç? Tüyler? Pullar? Tamamen farklı, başka bir şey? Bedeni kaplayan herhangi bir deri türü olabilir. Gerçek tüyler çok olası değil. Tüyler uçmak için kullanıldığından, tüyü olan bir yaratığın beyni küçük olacaktır. Pullar da pek olası değil çünkü pul soğukkanlı hayvanlarda vücut ısısını dengelemek için vardır, yine de pullu bir deri çok da imkânsız değil. Kürk olabilir ama. Eğer kürklü olurlarsa, muhtemelen kısa bir kürkleri olacaktır.

Baş? Eğer kafayı gözlere, burna ve ağza evsahiplik eden, aynı zamanda beyni koruma vazifesi gören kemikli kapalı bir yapı olarak düşünürsek, bir kafaları olması çok muhtemel. Burun, ağzın üstünde de olabilir altında da. Üstünde olması yüzme eylemi sırasında kolaylık sağlar ama bu çok da önemli bir çevresel faktör değil.

Boyun? Hiç şart değil. Başı oynatmak için kullanışlıdır ama farklı taraflara bakmanın başka yolları da bulunabilir. Üstelik boyun dediğimiz güçlü kedigillerin atılıp çeneleriyle yakalayabilecekleri, oldukça dezavantajlı bir bölgedir.

Kollar? Bir şeyleri kullanabilmek, kontrol edebilmek için bir şeye ihtiyaç duyacakları kesin. İyi bir kontrole izin vermediği için dokunaçlar pek olası değil. Dokunaç dediğimiz şeylerin genelde vantuzları vardır ve eşya yapımından çok daha farklı amaçlara hizmet eder. Birkaç eklem yeri fazladan olabilir, ayrıca kıvrılma açıları da bizimkilerden değişik olabilir.

Parmaklar? Bir şeyleri sıkıca tutmak, küçük objeleri kavrayıp çevirebilmek için hassas dokunma organları olduklarından, epey kullanışlıdır. İki parmak muhtemelen az gelir. Beş de çok fazla olabilir. Çizgi film karakterleri gibi, üç veya dört parmakları olacaktır tahminen. Parmaklarda üç eklem bana ideal görünüyor. Tek eklem yetmez. Baş parmağımızda olduğu gibi iki eklem olması da bana pek olası gelmiyor.”

Bernard Bates (Puget Sound Üniversitesi Fizik Profesörü)

“Dünya’da var olan, gelmişmiş bir uzaylı analojisine en yakın örnek ahtapotlar. Ahtapotlar oldukça zekidir (neredeyse insan zekâsı seviyesinde) ve bizimkine göre bambaşka bir ortamda yaşarlar. Evrimin, karada yaşayan biz memelilerin karşı karşıya kaldığı basınçtan çok daha farklı bir basınç ortamında yaşayan bu yaratıklar için farklı, orijinal çözümler bulmuş olması gerekir.

Yunuslar ve şempanzeler tür olarak bize oldukça yakın; hepimiz memelileriz. İnsanlar ve yunusların son ortak atası 100 milyon yıl önce yaşadı, maymunlarla olan son ortak atamız ise yaklaşık 10 milyon yıl önce. Zekânın ortaya çıkışını sağlayan evrimsel tercihlerin çoğunluğu muhtemelen bu ayrımlar gerçekleşmeden önce yapılmıştı. İnsanlarla ahtapotların son ortak atası ise çok, çok daha eskiden, muhtemelen 800 milyon yıl kadar önce var olmuştu.

Gelişmiş teknolojiye sahip uzaylılar muhtemelen karada yaşıyor olacaklardır (teknolojinin gelişebilmesi için ateşe ihtiyaç vardır). Bizimki gibi gelişmiş bir teknolojiye ulaşmak için neleri olmalı peki? Parmaklı eller nesneleri daha kolay kontrol edebilmek için önemli. Hareket için en az iki bacak lâzım. Eğer dört bacak olacaksa da, sentor benzeri yaratıklar olacaklardır: Bir şeyler inşa edebilmek için eller şart.

Ava olan uzaklığı ölçebilmek için iki göze ihtiyaç var. Avcıları görmek için yüksekte duran bir baş. Görsel sinyallerin iletiminde gecikmeleri veya bozulmaları önlemek için gözler beyne yakın olmalı. Ses ve koku duyargaları olmalı. Hayatta kalma şansını arttırabilmek için yiyeceğin, çiftleşecek bir eşin ve avcıların yerini tespit edebilecek tüm imkânlara sahip olmanız gerekir. Atmosferi olan bir ortamda yaşıyorsanız gürültülü, kokan bir avcının sesi ve kokusu size önden ulaşacak demektir.”

Nnedi Okorafor (Bilimkurgu Yazarı)

“İnsanlara özgü üç şey var: Bir, her şeyi bildiğimizi sanıyoruz. İki, her şeyin odağında biz varız sanıyoruz. Üç, bir şeyleri umursamak için bizimle ilgili olması gerekir sanıyoruz. Bu yüzden de uzaylıları konu alan neredeyse her hikâyemizde, uzaylılar bize ulaşıyor (bu ister bizi öldürmek, ister köleleştirmek, isterse de araştırmak olsun) veya çok sevdiğimiz bazı şeyleri almaya geliyorlar. Ayrıca genelde bu uzaylılarla ilk teması kuran hep biz oluyoruz ve nedense hep bize benziyorlar veya bir şekilde bizi andırıyorlar.

Ben uzaylıların var olduğuna inanıyorum. Ne var ki küçük yeşil adamcıklar miti bence saçmalık. Uzaylıların insansı, karbon temelli olacaklarını hiç sanmıyorum, hatta bizim ‘yaşayan canlı’ tanımımıza bile uymuyor olabilirler. İnsanlar uzayda hayatta kalabilecek şekilde evrimleşmemiştir. Uzaylılar Dünya’ya gelebilecek olsalar bu, uzayda hayatta kalabildikleri ve gezegenimizin atmosferine de adapte olabildiklerinin göstergesi olurdu. Bu yüzden de bize benzeyeceklerini hiç sanmıyorum.

Lagün adlı romanımda Nijerya’nın Lagos bölgesine gelen uzaylılar bilinçleri olan ve şekil değiştirebilen yaratıklar; bedenleri üstünde moleküler seviyede kontrolleri var ve bu moleküller Dünya’ya özgü hiçbir şeye benzemiyor. Bir madde kullanıyorlar (bu madde her ne ise ve her nereden geliyorsa) ve nereye giderlerse oraya uyum sağlıyorlar. İstekleri ve davranış biçimleri insanlara tamamen yabancı.

Bana kalırsa uzaylıların mikroskopik yaratıklar olmaları veya insanın algısının ötesinde dalga boylarında görülebiliyor olmaları ya da onlara bir bakışın bile insanı bayıltabilecek kadar insan kavrayışının ötesinde bir doğaya sahip olmaları hiç de imkânsız değil. Uzaylıların bizim öngördüğümüz hiçbir şeye benzemeyeceklerini düşünüyorum.”

Tobias Buckell (Bilimkurgu Yazarı)

“Sivri kulaklı ve çıkık alınlı uzaylılar Hollywood’un aktörlere küçük protezler takarak kısa yoldan hikâyeyi ilerletebilmeleri için uydurulmuş kurgular aslında. Bir uzaylının insana benzemesi düşüncesi bile çok tuhaf. Öte yandan doğada paralel evrimin örnekleri de var: Örneğin ahtapot gözleri insan gözlerine çok benzer. Bu yüzden bizimki gibi bir uygarlık seviyesine ulaşabilecek uzaylıların bizi andırması gerektiğini savunanlar da yok değil.

Dünya’da, zekâ sahibi uzaylıların neye benzeyebilecekleri konusunda bize ipucu verebilecek örnekler var. Ahtapotlar ve mürekkep balıkları şaşırtıcı derecede yüksek zekâ sahibi, öğrenebilme yetenekleri olan yaratıklardır ve bedenleri bize tamamen yabancı bir ortamda yaşamalarını sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. Dokunaçlar ve büyük beyinler, düşük yerçekimine sahip veya su altı ortamları için çok sıra dışı çözümler olarak karşımıza çıkıyor. Bedenlerindeki ışıkları yakıp söndürerek iletişim kuran canlılar olduğunu biliyoruz. Bilimkurgunun anlaması güç dokunaçlı korku hikâyeleri konusunda uzun bir geçmişi vardır.

Son zamanlarda bazı çekirge türlerinin bacaklarında keşfedilen çark benzeri yapılar oldukça ses getirdi. Biyoloji ve evrimin çoktan çarklı sistemleri kullanıyor olması, bizim bilmediğimiz başka nelerin doğada çoktan var olduğu konusunda büyük merak uyandırıyor. Doğal seçilimle silikon devrelere dönüşmüş zihinler var olabilir mi? Bizim hayal bile edemeyeceğimiz, steampunk öğelerle dolu, radyasyonla beslenen yaşam formları mümkün müdür? İhtimaller neredeyse sonsuz. Doğa bizi daima şaşırtagelmiştir.

Uzaylı davranışlarıyla iletişime geçmek karşımıza çıkacak en zor problem olacaktır. İnsanlar olarak, farklı kültürlere sahip ırklar arasında bile karşılıklı anlayış ve iletişim konusunda çoğunlukla sabırsız ve anlayışsız davranıyoruz. Yunuslar, ahtapotlar, filler gibi, yüksek düşünme kapasitesine sahip olduğunu bildiğimiz yaratıklar ile ne doğru dürüst iletişim kurabiliyoruz, ne de onlarla ortak yaşadığımız gezegeni paylaşabiliyoruz. Ya uzaylılarla karşılaşırsak ne yapacağız? Davranışlarını nasıl yorumlayacağız?

Kısacası, bugüne kadar uzaylılarla karşılaşma konusunda tasarlayıp tahayyül ettiğimiz onca senaryo düşünülünce, bence yanlış anlamaya çok müsait bir karşılaşma olacaktır bu. Üstelik, davranışları yetiştikleri ortama ve içinde bulundukları gruplara göre çokça değişiklik gösterecektir. Yalnızlığı mı seviyorlardır, yoksa sürüler hâlinde mi dolaşıyorlardır? Genellikle yalnız yaşayan zeki bir yırtıcı neler düşünür? Gerçekten başka bir yaşam formuyla karşılaşırsak, bu çok daha fazla sayıda yaşam formunun da var olduğu anlamına gelecektir. Az önce saydıklarımın hepsiyle karşılaşabiliriz. Hem bize çok benzeyen uzaylılarla, hem de algı sınırlarımızın ötesinde varlıklarla karşılaşabiliriz. Şurası kesin ki bu, bizim için kabullenmesi çok zor bir gerçeklik olacak…”

Kaynak

Etiketler: , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Oyun sever, oyun oynar, oyun çevirir, oyun yapar.