bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 28 Ocak 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

Ütopyalar Neden Distopyadır?

1974 yapımı John Boorman’ın yönettiği, en iyi James Bond olduğu kabul edilen Sean Connery’nin ilginç kıyafetiyle, bir barbarı oynadığı bir film var: Zardoz. Değeri pek bilinmemiş kitsch bir filmdir “Taş Tanrı Zardoz”… (IMDb notu: 5,8) Söylemi serttir.

Zardoz çağının ötesinde bir filmdir. Ama yazı tamamen film üzerine değil. (Merak ettiyseniz, internette bulabilirsiniz.) Filmdeki ütopik toplum eleştirisine değineceğim. Arthur Frayn 300 yaşında, yaşamaktan fena halde sıkılmış, ölümsüz biridir. Geleceğin dünyasında ütopik bir kentte yaşar ama bu cennet gibi kentin etrafındaki dünya ilkelleşmiş, insanlık barbarlık çağına dönmüştür.

Bu ütopik toplum ile ilkeller arasındaki bağlantıyı ise uçan taş bir kafa sağlar. O taş kafa Tanrı Zardoz’dur. İsmi “Wizard of Oz”dan gelir. (wi ve of kapa, geriye kalan.)

Zardoz

Sean Connery ise Zed adlı bir barbardır. Zed’in uçan taş kafanın içine saklanıp, ütopik kente girmesiyle sahte cennetin sonu gelir. Filmde Frayn’in toplumu dinlerin sunduğu cennet gibidir ama atalet (durağanlık) içindedir, dejenere olmuştur. Bu açıdan ütopya distopyadır.

Ütopya yapısı itibariyle bir süreç değil, sonuçtur. Statik olmak zorundadır, değişime, gelişmeye, yeniliğe kapalıdır. Birçok bilimkurgu romanı veya filminde ütopik toplumların yıkılması anlatılır. Ne adına, gelişme ve değişim.

Asimov’un ünlü “Robot Serisi”nde insanların her işlerini robotların yaptığı, hastalıkların yok edildiği “uzaycı toplumlar” yine bu açıdan distopiktir. Zira uzun yaşamları ve robotların bakıcılığı onlara bir hapishane olmuştur. Bundan çıkmak istemezler. İnsanlık bu nedenle yeni gezegenler bulmayı ve yerleşmeyi bırakmıştır.

OROROR

Ütopya bilimkurgu açısından bir “rahim” gibidir. İnsanlık o sıcak, korunaklı ortamdan çıkmak, yani “doğmak”, hayat ile karşılaşınca ağlamak ama güçlenmek, mücadele etmek zorundadır.

“Logan’s Run” adlı bilimkurgu filminde ise insanlık yeryüzünü mahvedince, yeraltında bir kent kurulur. Düzeni sağlamak için insanların 33 yaşında öldüğü bir din uydurulur. Ama bu insanlar ölmek yerine, teknolojik bir gösteriyle “cennete yükseldiklerini” düşünmektedir. Zamanla yeryüzü yaralarını tedavi eder, tekrar yaşanılabilir olur ama uydurulan din artık kurumsallaşmıştır. Yöneticiler, halktan bu gerçeği saklar. Yani ütopya olmuştur, distopya. Filmin kahramanı Logan, ilk başta düzeni koruyan gücün bir parçasıyken, gerçeği öğrenmesiyle, sistemi yıkan kişi de olur. Filmin sonunda insanlar kentten çıkıp yeryüzüne ve gökyüzüne bakar.

Efsanevi Star Trek dizisinin bir bölümünde, mürettebat cennet gibi bir gezegene iner. Bu gezegendeki yaratıklar hastalık nedir bilmemekte, sürekli aynı seviyede yaşamaktadır. Onlara bunu sunan ise tanrı olarak bildikleri bir taş heykeldir. Kaptan Kirk ve Mr. Spock bunun bir makine olduğunu keşfeder. Makine yaratıklara cenneti sunmuştur ama karşılığında gelişmelerini almıştır. Tek istediği kendisine tapmalarıdır. Sonunda Atılgan mürettebatı makineyi yok eder ve yaratıklara özgürlüklerini verir. Yani cenneti sona erdirirler.

“The Matrix” serisinin bir sahnesinde mimar, daha önce de insanlara her istediklerinin sunulduğu bir matrix inşa ettiklerini, -yani cennet- ama başarısız olduklarını söyler.

İnsanoğlu ne ister, ne yapmalıdır?

Gelişmeli ve özgür olmalıdır. Hayatta mutluluk kadar acı da vardır. Zorluklar bizi güçlendirir. Herkese her istediğinin sunulduğu bir ütopyada insan niye yaşar? Eğer böyle bir dünyada insanların sadece sanatla uğraşacaklarını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sanat da kaynağından mahrum kalmış olacaktır. Ve gereği kalmayacaktır.

Diyelim ki bu dünyada ideal toplumu oluşturduk, uzayı keşfetmenin, bir başka gezegeni koloni etme sürecindeki zorluklara kim katlanacaktır? Böyle bir durumda insanlık gezegenine hapsolur ve sonu da gezegenle birlikte gelir. Bir süper volkan, meteor, manyetik kutupların yer değiştirmesi, okyanusların asit dengesinin değişmesi, güneşin ölmesi, yakınlarda bir süpernova patlaması insanlığı rahminde öldürür.

news-cro-magnon

Tarihe baktığımızda barbarlık ve uygarlık arasında bitmeyen bir mücadele görürüz. Mezopotamya’da şöyle bir kısır döngü yaşanmıştır: kentler daha barbar bir toplum tarafından ele geçirilir, onlar kent yaşamına geçince başka bir barbar akınına teslim olur. Her barbar kültür, uygarlaşınca başka bir barbar akınına yenik düşer. Çin’de ise barbar istilacılar kentlere yerleşip uygarlaşınca asimile olur. (Bu tarihsel kısır döngü uygarlığın teknolojik gelişimi ile bozulmuştur.)

2006 yılında TBD Bilimkurgu Öykü Yarışması birinciliğini kazanan “Rahim” adlı öykü ütopyalara bakış açımı birey üzerinden anlatıyor esasında (Kızıl Vaiz adlı kitabımda bu öykü var). Zor bir göreve giden astronota onu koruyan ve her istediğini sağlayan bir elbise veriliyor. Rahim adlı bu elbisenin görevi içindekini korumak, beslemek, yaşamasını sağlamak. Ama elbise varlık nedeni olan bu görevi abartınca astronot elbisenin içinde hapis kalıyordu.

İşte ütopya bu nedenle distopyadır.

Hazırlayan: Orkun Uçar

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...