bilimkurgu kulubu

Araştırma bilimkurgu koken

Tarih: 17 Temmuz 2021 | Yazar: İsmail Yiğit

0

Türkiye’de Bilimkurgu Üzerine Yazılan 10 Dikkat Çekici Tez

Bilimkurgu eserleri denildiğinde akla öncelikle romanlar, filmler, öyküler ve bilgisayar oyunları gelmekte. Bilimkurgu konulu akademik tezlerin üzerinde ise ne yazık ki fazla durulmamakta. Fakat bir ülkede bilimkurgu fikriyatının gelişmesinde, üretilen eserler kadar hem yerel hem de dünya genelinde üretilmiş bilimkurgu eserlerden yararlanarak yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinin niceliği ve niteliği de büyük öneme sahip. İşte bu yazıda, Türkiye’de şimdiye dek bilimkurgu konusunda yazılmış akademik tezler hakkında bilgi verilerek, aralarından 2010 sonrasında yapılmış en dikkat çekici olan 10 tanesi tanıtılacaktır. (Listede spesifik bir yazara ve esere odaklanmayan, nişten ziyade daha genel içerikte olan tezlere yer verilmiş olup, elbette “dikkat çekici” ifadesinin sübjektif niteliği göz önünde bulundurulmalıdır.) Umuyoruz ki bu yazı, Türkiye’de bilimkurgu üzerine tez yapmak isteyen okurlara fikir vermesi bakımından faydalı olacaktır.

Listeyi hazırlarken YÖK’ün Ulusal Tez Merkezi (1) internet sitesinden yararlanılmıştır. “Tez Adı” kısmında hem “bilimkurgu” hem de “bilim kurgu” şeklinde iki kullanım türü aratılarak çıkan sonuca göre Türkiye’de 1985’ten bu yana 24 adet doktora (1 tanesi sanatta yeterlilik olmak üzere) ve 95 adet yüksek lisans tezinin konu başlığında bilimkurgu ifadesi geçmektedir. Başlığında bilimkurgu ifadesi geçmese de özet kısmında bu kelimeye yer veren tezler aratıldığında ise çıkan sonuç toplam 260 adet olmaktadır.

Yukarıdaki grafikte, 1985-2020 yılları arasında Türkiye’de bilimkurgu temalı akademik tezlerin sayısı gösterilmektedir. (2021 yılında şu ana dek toplam 5 adet tez onaylanmıştır.) 1985’te yapılan iki öncü tezin ardından (Bu ikisi, Z. Merih Zıllıoğlu’nun “Sinematografik bilim-kurgu yayınlarının çocukların dünya görüşünün oluşumu üzerindeki etkileri” başlıklı doktora tezi ile Hüseyin Akça’nın “Sinemada bilim-kurgu” başlıklı yüksek lisans tezleridir.) 10 yıllık bir sessizlik göze çarpmaktadır. 2000 yılından sonra ise Türkiye’de her yıl düzenli olarak bilimkurgu temalı yapılan tezlerde bir yükseliş trendi görülmektedir. 2019 yılı, 15 adetle başlığında bilimkurgu ifadesi geçen en çok tezin yapıldığı yıl olarak kayda geçmiştir.

Türkiye’de bilimkurgu konusunda yapılan tezler bölümlere göre sınıflandırıldığında ise şunlar ön plana çıkmaktadır: Türk Dili ve Edebiyatı, Mimarlık, Sahne ve Görüntü Sanatları, Güzel Sanatlar Amerikan Kültürü ve Edebiyatı, İngiliz Dili ve Edebiyatı, Alman Dili ve Edebiyatı, Karşılaştırmalı Edebiyat, Batı Dilleri ve Edebiyatı, Radyo-Televizyon, Sosyoloji, İç Mimari, Felsefe, Mütercim-Tercümanlık, Antropoloji, Uluslararası İlişkiler, Eğitim ve Öğretim, Endüstri Mühendisliği ve Bilgisayar Mühendisliği.

Listede yer almasa da, Türk Dili ve Edebiyatı ile Eğitim ve Öğretim bölümlerinde yapılmış birkaç tezden bahsetmek yerinde olacaktır. Bunların arasında Yılmaz Açık’ın 2021’de onaylanan doktora tezi 1980 sonrası Türk edebiyatında bilimkurgu romanlarını incelerken, Melek İlayda Sarı’nın yüksek lisans tezi “Bilim kurgu ve Türk romanlarında bilim kurgu üzerine bir araştırma” başlığını taşımaktadır. Murat Volkan Güngör 2016 yılında yaptığı yüksek lisans tezinde Türk sinemasında bilimkurgu ve uzaylı kavramlarını incelemektedir. Eğitim alanında yapılan tezler arasından ise 2017’de Esra Karadeniz’in yaptığı ve bilimkurgu kitaplarının ortaokul öğrencilerinde fen merakı uyandırmaya etkisini incelediği yüksek lisans tezi dikkati çekmektedir. Buna ek olarak 2005’te Gül Banu Bayuk yüksek lisans tezinde bilimkurgu türünün resim-iş dersinde yaratıcı sürece katkılarını sunarken, 2003’te Hatice Acar yine yüksek lisans tezinde fizik eğitiminde bilimkurgu hikâyelerinin kullanılmasının faydalarını incelemiştir.

Türkiye’de 2010 sonrasında bilimkurgu hakkında yapılmış en dikkat çekici 10 akademik tez ve YÖK veri tabanındaki kısa özetleri ise şöyle sıralanmakta…

Bilimkurgu Filmlerinin Mimari Açıdan Gelecekle İlgili Fikirlerin Oluşmasına Katkısı: Özlem Topuz’un 2013’te İTÜ Mimarlık Ana Bilim Dalında, Prof. Dr. Arda İnceoğlu danışmanlığında Türkçe olarak hazırladığı bu yüksek lisans tezinde geleceği yansıtan bilimkurgu filmlerinin mekânlara, kentlere dair verdiği referanslarla nasıl bir gelecek kurguladığını, bunu yaparken nasıl davrandığını, gelecek denen olgunun aslında nasıl bir durum yaratılarak oluşturulduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır.

Teknoloji, Beden ve Toplumsal Cinsiyet: Yeni Doğum Teknolojilerinin 21. Yüzyıl Bağımsız bilimkurgu Sinemasında Temsilleri: Özüm Ünal’ın 2013’te Kadir Has Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Ana Bilim Dalında, Doç. Dr. Murat Akser’in danışmanlığında İngilizce olarak hazırladığı bu doktora tezi, son yıllarda hayatlarımıza giren yeni teknolojilerdeki hızlı değişim ışığında teknoloji, vücut ve toplumsal cinsiyet konuları üzerine disiplinler arası eleştirel ve kuramsal bir söylem oluşturmayı hedeflemektedir. Ünal bu tezde kadın bedeni yaklaşımlarını (feminist eleştiri, teknoloji çalışmaları ve post-insan yöntemleri) temel alarak, yeni doğum teknolojilerinin hamilelik ve hamile kadın bedeni söylemi üzerindeki etkilerini yeni bir kuramsal karma teori üretimi üzerinden tartışmaktadır. Yeni doğum teknolojileri insanoğlunun geleceği ile birebir ilgili olduğu için ortaya çıkan temsilleri çözümlemek için 21. yüzyıl bağımsız bilimkurgu sinemasından Michael Winterbottom’un yönettiği Code 46 (2003), Alfonso Cuarón’un yönettiği Children of Men (2006) ve Vincenzo Natali’nin yönetmenliğini üstlendiği Splice (2009) adlı örnekler incelenmiştir.

Bilim Kurgu Sineması; Gelecek ve Mobilya: Merve Gerçek’in 2014’te Karadeniz Teknik Üniversitesi İç Mimarlık Ana Bilim Dalında Yrd. Doç. Dr. Filiz Tavşan danışmanlığında Türkçe olarak hazırladığı bu yüksek lisans tezinin amacı, sinemanın en gelişmiş türlerinden bilimkurgu ile iç mekânın bütünleyicilerinden mobilya üzerine yeni bir bakış açısı sunabilmektir. Bu bağlamda, gelecekteki mekânlarda kullanılacak olası mobilya stilleri, ele alınan filmler (Bunlardan bazıları Gerçeğe Çağrı, Tron Efsanesi, Açlık Oyunları, Ada, Yıldız Savaşları: Sith’in İntikamı) üzerinden öngörülmeye çalışılmıştır.

Bilimkurgu Sinemasında Güncel Korkuların Yansıması: Post-Apokaliptik Filmler: Fatih Yürür’ün 2015’te Kocaeli Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Ana Bilim Dalında Doç. Dr. Mehmet Aslantepe danışmanlığında Türkçe olarak hazırladığı ve 323 sayfalık yoğun bir içeriğe sahip bu yüksek lisans tezinde kıyamet sonrası filmlerin temel unsurları ekolojik sorunlar, yabancı korkusu, pandemi ve salgın korkusu, nükleer felaketler, yeni ahlâk anlayışıyla değişen sosyal yaşam, genetiği değiştirilen organizmalar ve mutantlar, aşırı nüfus artışı, kıtlık ve bunun sonucu olarak yamyamlık olarak sınıflandırılmıştır. Tezde incelenen filmlerin (Bunlardan bazıları Snowpiercer,  Mad Max: Fury Road, Su Dünyası, Terminator) tarihsel bir perspektifle II. Dünya Savaşı sonrası, Soğuk Savaş Dönemi, ABD başkanlarından Reagan ve Bush Dönemi, 11 Eylül sonrasının etkileri bağlamında değerlendirildiği görülmektedir. Fatih Yürür daha sonra bu tezinden yola çıkarak 2017’de “Kıyametin Sineması: Post Apokaliptik Filmler” başlıklı bir kitap da çıkarmıştır.

Bilişim Teknolojilerinin Toplumu Etkileme Düzeyinin Bilimkurgu Filmleri Açısından İncelenmesi: Habibe Gülen’in 2016’da Marmara Üniversitesi Gazetecilik Ana Bilim Dalında Prof. Dr. Cem Sefa Sütcü danışmanlığında Türkçe olarak hazırladığı bu yüksek lisans tezinde, hayatı kolaylaştırdığı, güven verdiği için tercih edilen bilişim teknolojileri, beyaz perdede inşa edilen rıza imalatıyla arzu nesnesi haline getirilmekte ve tüketilmekte olduğu savunulmaktadır. Gülen bu teziyle, bilişim teknolojilerinin toplumu dönüşüme zorlayıp zorlamadığını ortaya koymayı amaçlamakta, bilişim teknolojilerinin bilimkurgu filmlerinde kullanıldığı kavram ve kuramlardan hareketle toplumu etkileme düzeyini ölçmeye çalışmaktadır. Tez sonuç olarak toplumun bilişim teknolojileriyle barışık yaşadığı, dönüşüme gönüllü olarak ayak uydurduğu, bilimkurgu filmlerin tüketime yönelik rıza oluşturduğu, toplumun gözetim ve denetim olgularına güvenlik gerekçesi ile sahip çıktığı ve bu tür olguların tehlike olarak karşılarına gelmelerinden rahatsız olduğunu ortaya koymaktadır.

Posthümanizm ve Bilimkurgu Sineması: Yasin Yeşilyurt’un 2017’de Maltepe Üniversitesi İletişim Bilimleri Ana Bilim Dalında Doç. Dr. Özlem Oğuzhan’ın danışmanlığında Türkçe olarak hazırladığı bu doktora tezinin birinci bölümünde ilk olarak posthümanizmin kuramsal çerçevesi ile insanlık ve doğayla ilgili çoklu bakış açıları açıklanarak tartışılmıştır. Sonrasında ise transhümanizmin inançla ve bilimsel zihniyetle olan tarihsel bağlarına değinilmiştir. İkinci bölümde gelecekteki olası bir beden-bedensizleşme düşüncesi ile bugünün tüketim toplumundaki beden kavrayışı kısaca ele alınmıştır. Bedenin günümüzde önem kazandığıyla ilgili bir düşünceler var olsa da bunun transhmanizme benzer şekilde bir kendini aşma eğilimi olduğu belirtilmektedir. Bugünkü beden algısıyla gelecekteki olası bedensizleşmeye değinilmesinin, film çözümlemelerindeki beden algısının mantıksal zeminini daha iyi anlamamıza yarayacağı düşünülmüştür. Araştırma kısmında transhümanizmin popüler Amerikan bilimkurgu sinemasındaki yansımaları örnek film çözümlemeleri aracılığıyla (Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, Dr. Moreau’nun Adası, Robocop, Transcendence ve Lucy) tartışılmıştır. Tezdeki film çözümlemelerinin odak noktası, transhümanist düşünce ve iddiaların filmlerde ele alınışı, inançsal göndermelerin ve benzerliklerin araştırılması ve bunların olası toplumsal etkileridir.

Bilim Kurgu Sinemasında Mars: Abdülkerim Tunç’un 2018’de Marmara Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Ana Bilim Dalında Dr. Öğr. Üyesi Meliha Elif Demoğlu danışmanlığında Türkçe olarak hazırladığı bu yüksek lisans tezinde, bilimkurgu sinemasında Mars konulu filmlerin, tarihsel süreç içerisinde bilimsel ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle yapısal ve söylemsel olarak ne şekilde değiştiği ele alınmaktadır. Sinemanın oldukça erken dönemlerinden itibaren bilimkurgu türünün içinde kendine yer bulmuş olan Mars, yaklaşık yüz yıl önce bilinmezlerle dolu olan gezegen iken, yirminci yüzyılın ikinci yarısıyla beraber bilimsel gelişmelerin ve Dünya dışı keşiflerin hız kazanması, Mars’ı da insanlık için uzak ve bilinmez bir gezegen olma konumundan çıkarmıştır. Önce bir hayal diyarı, sonra düşman gezegen olan Mars, günümüzde artık yeni bir yuva olarak algılanmaktadır. Bu algının bilimkurgu filmleri üzerinden nasıl ilerlediğinin görülmesi adına tez kapsamında önce bir tür olarak bilimkurgu, ardından da Mars gezegeni incelenmiştir. Son olarak tarihsel film eleştirisi yaklaşımıyla Mars’ı konu eden bilimkurgu filmleri örneklem olarak ele alınıp incelenmiştir. Bu incelemeyle bilimkurgu sinemasında Mars gezegeni algısının ne şekilde değiştiğinin belirlenmesi amaçlanmış, bu değişimin kendi döneminin bilimsel gelişmeleriyle olan ilgisi saptanmaya çalışılmıştır.

21. Yüzyılda Aşk: Bilimkurgu Sinemasında Sevme Biçimleri: Selen Gökçem’in 2019’da Anadolu Üniversitesi Sinema Televizyon Ana Bilim Dalında Dr. Öğretim Üyesi Canan Uluyağcı danışmanlığında Türkçe olarak hazırladığı bu doktora tezinde, bilimkurgu sinemasının romans kavramını merkezine alarak aşkı sorguladığı filmler üzerinden yirmi birinci yüzyılda sevme biçimlerinde meydana gelen değişiklere odaklanılmaktadır. Romantik aşkın bugün bilinen anlamına en yakın şekilde kullanılmaya başlandığı on ikinci yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar geçirdiği evrim büyük farklılıklara yol açmazken aşkın teknolojik gelişimin ışığında geçirdiği dönüşüm yirmi birinci yüzyılda üzerinde durmayı gerektirecek kadar büyük olmuştur. Kişisel bilgisayarların herkesin kolaylıkla ulaşabileceği teknolojik aletler haline gelmesi ve internet kullanımının yaygınlaşması, insanlığa atfedilen biricik kavramlardan olan aşkın gelecekte nereye evrileceği sorunsalını da beraberinde getirmektedir. İnternet kullanımının yaygınlaşması siber âlemde çevrimiçi ilişkiler kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu yeni sevme biçimi, yapay zekâ ve robotik alandaki gelişmeler ile birleşerek bugünden yola çıkarak gelecekte yaşanması muhtemele aşk hikâyeleri hakkında varsayımlarda bulunan bilimkurgu sinemasında çeşitli şekillerde işlenmiştir.

Siborg, android, humanoid ve robotların varlıklarının gündeme gelmesi ve Öteki olarak adlandırılan bu yapıların duygu geliştirebilme özellikleri üzerinde çalışılması sonucu insanın sevme duygusu geliştirebilecek Ötekiler karşısında neye dönüşeceği de sorgulanmaya başlanmıştır.  Özellikle 2010 sonrası bilimkurgu sinemasının ağırlıklı olarak üzerinde durduğu aşkın ve insanın evrimi, farklı varsayımlarla işlenmiş ve bu çalışmada üzerinde durulan üç farklı yapıda meydana gelmiştir. Bunlardan ilki fiziki dünyada bir bedene sahip olmayan yapay zekâ ile yaşanacak ilişkilerdir. İkincisi, birebir insan görünümlü ve “gerçek” insanı manipüle edebilecek kadar gelişmiş duygu geliştirme özelliklerine sahip robotik yapay zekâ ilişkilerdir. Üçüncüsü ise gelecekte var olması beklenen distopik yapıdaki ideolojik bir sistem altında yaşayan ve duygulanmaları yasaklanan insanların ne pahasına olursa olsun bugün bilinen aşkı yaşatmaya çalışacakları ilişki biçimidir. Değerlendirilen filmler sonrası ortaya çıkan sonuç ise, insanlığın önüne geçemediği teknolojik gelişmeler sonucunda kendi duygularını geliştirebilen yapılar karşısında evrilmek durumunda kalarak alışılagelmiş romantik aşk kavramının dışında ilişkiler yaşamaya hazır olmaları gerektiğidir.

Çağdaş Bilimkurgu Romanında Geleceğin Dil Kavrayışları: Can Koparan’ın 2019’da Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalında Doç. Dr. Özlem Öğüt Yazıcıoğlu danışmanlığında İngilizce olarak hazırladığı bu doktora tezinde, özbelirlenim imkânlarından mahrum bırakılıp güvencesizliğe terkedilen grupların, biyopolitikanın olumsuz etkileriyle mücadelesini ele alan üç çağdaş bilimkurgu romanına (Suzette Haden Elgin’in Native Tongue, Neal Stephenson’ın Snow Crash ve China Miéville’in Embassytown) adlı eserlerine odaklanılmaktadır. Biyoloji ve siyasetin kesişme noktası olarak insan nüfusunun sağlığını amaçladığı iddia edilse de, biyopolitika en nihayetinde kimi yaşamları elden çıkarılabilir ve düzen için tehlikeli addederek marjinalleştirmektedir. Siyasi yaşam (bios) ve biyolojik yaşam (zoe) arasındaki tarihsel ayrım bu çelişkiyi idame ettirmektedir. İnsanlığa özgü emsalsiz siyasi varoluşun zirvesi olarak görülen dil, çıplak hayatın nesneleştirilip tahakküm altına alındığı alanı oluşturmaktadır.

Öyle ki, yirminci yüzyılda bilimkurgu çoğu zaman dili düşüncenin hapishanesi ve toplumsal kontrolün aracı olarak işlemiştir. Ancak, insan doğasının kültürel kurgusallığını savunarak gelişmekte olan insan sonrası kuramın etkisiyle, söz konusu romanlar dil ve bedenleşmenin birleşikliğini siyasi direnişin etkili bir unsuru olarak ele almaktadırlar. Native Tongue’da (1984) kadınlar deneyimlerini ifade etmek ve baskıcı biyopolitik düzeni dönüştürmek için bir dil inşa ederler. Benzer bir anlayışla, Snow Crash (1992), dilsel çeşitliliği iktidara ve viral söylemlere karşı bir direniş aracı olarak görmektedir. Embassytown (2011), insan ve insandışı varlıkların dilin eğretileme özelliğini siyasi tertiplerin keyfiliğini ortaya çıkarmak ve otoriteye karşı direnmek için kullandığı bir gelecek tahayyül etmektedir. Sonuçta, çıplak hayatın söylemsel bir kategori olarak temsil edilmesi, bios ve zoe arasındaki temel ayrıma dayanan biyopolitikanın mantığını sorgulatmaktadır.

Yapay Zekâ ve Geleceğin Toplumu: Bilimkurgu Sineması Üzerinden Bir Yakın Gelecek Tasavvuru: İrem Yakın’ın 2021’de İstanbul Üniversitesi Sosyal Yapı-Sosyal Değişme Ana Bilim Dalında Dr. Uğur Dolgun’ın danışmanlığında Türkçe olarak hazırladığı bu yüksek lisans tezi, geleceğe dair düş kurma gücünü, bilimkurgu sinemasındaki yapay zeka tahayyülleri etrafında şekillenerek yaratılmış dünyaları inceleyerek kullanmayı amaçlamaktadır. Tezin ilk bölümünde makinenin tarihi, sanayi devrimleri öncesi dünyaya kısa bir bakış ile başladıktan sonra birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sanayi devrimleri konu edilmiştir. Dördüncü sanayi devrimi, tezin ana konusu olan makinenin günümüzdeki en gelişmiş hali olan yapay zekânın içinde geliştiği dönem olarak ele alınmış ve bu yeni teknolojinin hayatlarımızı nasıl dönüştüreceği incelenmiştir. İkinci bölümde ise yakın gelecek tahayyülü için insanın düş gücüne başvurulmuş ve bilimkurgu sineması yapay zekâ bağlamında incelenmiştir. Buna göre insanların makineye karşı fikirlerinin dönemin toplumsal koşulları altında nasıl şekillendiği ve sinemada yansıtıldığı tartışılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde distopyan bilimkurgu sinemasına ait yapay zekâyı konu edinen örneklerle (Terminatör, Blade Runner ve Her) film analizleri yapılarak, yapay zekâ algısı distopyan bilimkurgu filmlerindeki yansımaları ile incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda gelecekte yapay zekânın insan hayatında nerede konumlanacağı, toplumları nasıl etkileyeceği ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Dileriz ki Türkiye’de bilimkurguyu merkezine alan akademik çalışmaların sayısı artarak daha nice nitelikli bilimsel eserler verilsin. Bilimkurgu sever okurların ve izleyicilerin sadece roman ve filmlerle yetinmeyerek, bu konularda yapılmış yüksek lisans ve doktora tezlerini de okumaları, bu damıtılmış bilgileri edinmeleri bakımından oldukça faydalı olacaktır.

Yararlanılan Kaynaklar:

  1. Yükseköğretim Kurulu / Ulusal Tez Merkezi

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1982 Ankara doğumlu. Türkiye Bilişim Derneği’nin 2016 yılında düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında “İhlal” adlı öyküsü üçüncülüğe seçildi. Fabisad'ın düzenlediği 2017 GİO yarışmasında “Satır Arasındaki Hayalet” adlı öyküsüyle öykü dalında başarı ödülü kazandı. İlgilendiği ana konular: Teknolojinin toplumsal inşası, sosyoteknik tasavvurlar, siber savaşlar, otonom silahlar, transhümanizm, post-hümanizm, asteroid madenciliği, dünyalaştırma... Ursula K. Le Guin, Philip K. Dick, Michael Crichton ve Kim Stanley Robinson, kalemlerini örnek aldığı yazarlar arasında. Parolası: “Daha iyi bir dünya pekâlâ mümkün!”