bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 3 Temmuz 2019 | Yazar: Emre Bozkuş

0

Transhümanizm Übermensch’in Habercisi mi?

Nietzsche 1889 yılının bir bahar günü Torino meydanında yürümektedir. Dört bir yanda açan çiçeklerle doğa uyanmakta, insanlar sevinçle hep birlikte gönlünce eğlenmekte, kuşlarsa gelen güzel günlerin haberini getirmektedir. Doğa yürüyüşlerini, yeşili ve mutluluğun o sıcak tebessümünü çok seven Nietzsche için bunlar mutluluk sebebidir. Ancak meydanda bir atın, sahibi tarafından dayak yediğini görünce içine bir şey oturur adeta. O acıyla ata sarılır ve fenalaşarak yere yığılır. Nietzsche için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Hayatı boyunca yalnızlık çeken, reddedilen ve tüm yaşadıklarından ötürü derin acılar çeken ünlü filozof, Tolstoy’un, Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın” sözünü hatırlatırcasına, duyumsadığı acısıyla aklını yitirir. Ölümüne kadar geçen yaklaşık on bir sene kız kardeşi Elizabeth Förster‘in himayesinde yaşar. Kardeşi bu süre içerisinde mektupları ve eserlerini tahrif ederek kendi antisemitik fikirlerini kardeşi aracılığıyla yaymaya çalışmıştır.

Elizabeth Förster, ilerleyen yıllarda yükselen Nazilerin de içinde yer alarak Adolf Hitler‘in saf ırk kuramının felsefi tabanını, kendi uydurma fikirleriyle içini doldurduğu Übermensch kavramına dayandırmasına olanak sağlamıştır. Nietzsche’ye göre, “İnsan bir iptir, hayvan ile Üstinsan arasında gerilmiş -bir ip ki uzanır bir uçurumun üzerinde.” Bu şairane aforizma (tanım) ne yazık ki muğlak ve yoruma açık bir haldedir. Bundan faydalanan Hitler de Nazilerin yoğun propagandası ile Üstinsan kavramını Üstüninsan’a çevirir ve hastalıklı fikirlerine dayanak olarak kullanır. Üstüninsan tabiri, saf ırkı ifade etmektedir ve sözde insanlığın geleceği için her türlü fedakarlıktan kaçınmayarak gereken ortam ve koşullar sağlanmalıdır. Hatta bu fikri temsilen Güç İstenci adlı kitabı Nietzsche’nin kız kardeşi tarafından propaganda amacıyla ortaya çıkarılır. Kaynağının filozofa ait el yazmaları olduğu iddia edilse de, sansür ve tahrife maruz kaldığı bilinmektedir. Zira orjinal metinler keşfedildiğinde bariz farklar görülmüştür. Bu bağlamda Hitler’in Nietzsche ile olan münasebeti ve sonuçları, yalnızca çağının değil tüm zamanlarının sorunlarına dair bir ders olarak ele alınmalıdır. Peki ama nasıl?

Übermensch (Üstinsan) Nedir?

Hitler Goethe-Schiller Müze Evinde bulunan Nietzsche büstüne bakarken (Weimar-1934)

Üstinsan, birçok kişi tarafından yorumlanmış teorik bir kavramdır. Sıradan bir insandan çok daha güçlü, hızlı, zeki, dayanıklı ya da uzun ömürlü olarak tasarlanan bir insan imgesi ortaya koyan bu kavram, birçok kurgusal ürüne de ilham kaynağı olmuştur. En başta mitsel kahramanların bu fikrin arkaik temellerini oluşturduğu söylenebilir. Yunan mitlerini ele alalım mesela. Aşil, Atlas, Herkül gibi karakterlerin sahip oldukları yetenekler onları birer üst insan yapmaz mı? Atlas, gök kubbeyi sırtında taşıyacak kadar güçlüdür. Aşil neredeyse ölümsüzdür; ki su tanrıçası annesi Thetis, ölüler diyarından geçen Styks nehrine batırırken topuklarını yıkamayı es geçmeseydi ölümsüz olacaktı. Zaten Herkül’ü ve görevlerini de bilmeyen yoktur. Hülasa, bahsi geçen karakterler, sıradan insanlardan farkları ve nitelikleri dolayısıyla tebaa kıldıkları ölümlülerin geleceğine etki etmektedirler. Zaten mitlerin var olma, anlatılma amacı da budur. Bilinemeyen ya da açıklanamayan olayları olağanüstü varlıkların inisiyatifine ve dolayısıyla Deus Ex Machina denilen kavramın kullanımına bırakarak çözüm aranmaktadır.

Modern dünyada ise çizgi romanlar aracılığıyla yaratılan karakterler üst insan düşüncesinin yansımalarıdır. Bilhassa Supermen bu kahramanlar içinde en belirgin örnek. Hızı, gücü, dayanaklılığı ve neredeyse yok edilemeyecek oluşu onu tanrısal bir niteliğe büründürür. Ancak tüm bu gücüne rağmen zayıf noktasının, noksanının oluşu Aşil gibi onun da aynı mitsel, arkaik kaynaktan beslendiğini ama çağa uygun şekilde güncellendiğini gösterir. Dolayısıyla anlatıların temelinde aynı düşünce ve çıkarımların çağın diline adaptasyonu kaçınılmaz olduğundan, birçok başka yönden benzeşmeler bulunması da muhtemeldir. Buna örnek olarak modern metinlerde de, arkaik metinlerde sıkça başvurulan bir ortak noktaya, Deus Ex Machina’ya odaklanmak gerekir. İçinden çıkılamayacak bir durumda, tanrının olaya müdahalesi ve her şeyi çözmesi zaten Tragedyalardan bugüne kadar yazarların elinin altında bulundurduğu bir yöntem. Tam her şey çıkmaza girmişken namludaki tek mermiyi kullanır ve metne bir anda aslında var olduğu dahi bilinmeyen bir faktör katar. Bu tekniğin kullanımını modern anlatılarda da görürüz. Buna örnek Superman karakterinin 1978 yapımı sinema uyarlamasıdır. Dünyayı tersine döndürerek zamanda geriye gider ve aslında var olmayan bir etki ya da faktörle senaryo açığını kapatır. Modern çağda bu tekniğin kullanımı hem anlatım geleneğinin devamlılığını hem de modern tanrıların olaya dahil olarak modernizmin “öze dönüş” anlayışını bir bakıma pekiştirmiş olduğunu gösterir. Bu noktada ise sormak gerekir; Übermensch yaratmanın kurgusal düzlem haricinde bir yolu var mıdır?

Transhümanist Hareket Übermensch mi Yaratacak?

Transhümanizme giriş yaptığımız yazıda bilinmesi gerekenlere değinmiştik. Transhümanizm, insanlığın değişimine dair en önemli yol haritası olarak görülmektedir. Zira doğal seleksiyonun var ettiği Sapiens, eğer belirli şartlar ve etmenler sonucu elenerek yok olmak istemiyorsa, uyumluluğunu arttırmak zorunda. Bunun için iki aşamalı plan üzerinden çalışmalar yürütülmektedir. İlki, biyolojik olarak ölümsüzlük yolunda çalışmalar yapılarak organların ve dolayısıyla organizmanın noksanlarının giderilmeye çalışılmasıdır. Kanser, diyabet gibi hastalıkların, telomer kısalması gibi doğal ölüm habercilerin ve diğer birçok aksaklığın giderilmesinin neticesi insanlığın makus talihini aşarak azılı düşmanı ölümü yenmesi. Nihayetinde bedenimiz ölmeye programlanmıştır. Ayrıca doğal seleksiyonla oluşan farklılaşmanın yalnızca neslin devamlılığını sağladığı ve ölümün nihayetinde bu süreçte sürdürebilirlik açısından faydalı olduğu düşünüldüğündeyse insanın inisiyatifi alması gerektiği gerçeği ortaya çıkar. Bu da demektir ki doğal seleksiyonun bilinçsiz ve rastgele çalışan düzenine karşın, daha düzenli ve belirsiz, bilinmeyen etmenlerin etkisi ortadan kaldırılarak planlı hareket eden yeni bir seleksiyon yönteminin tasarlanması gerekmektedir.

Ölümü yenmek için düşünülen ve uygulamaya alınan ikinci çalışma planı, sanal olarak zihnin bedenden başka mecraya ya da mecralara aktarılması. Böylelikle doğal seleksiyondan, yapay seleksiyona yani insanın bilinciyle hareket edecek yeni bir yönteme geçilmesi planlanmaktadır. Bedenin tahakkümünden kurtulan zihnin özgürleşmesi, ölümsüzlüğe ve sonsuz bir bilince ulaşmaya kapı aralayacaktır. Ayrıca zihnin özgürleşmesi, beden menşeli hastalıklar yüzünden işleyişinin bozulmasının önüne geçerek benliği kendini bağlayan prangalardan kurtaracak, daha hızlı ve daha serbest şekilde verilere ulaşabilmesini ve böylece aklın sınırlarını tarihsel gelişimin çok daha ilerisine taşıyabilmesini sağlayacaktır. Bunu Atlas‘ın sırtında taşıdığı yükle bağdaştırabiliriz. Birçok dahi, bedenin ve ortaya çıkardığı sorunların yüküyle cebelleşmekle geçirmiştir ömrünü. Şayet bu yük sırtından alınsaydı, gücünü esaretin altında tüketmiş olmayacak, bittabi özgürce üreterek daha fazla katkı sağlayabilecekti.  Ya da Atlas’ın kardeşi Promete gibi prangalar içinde ağır ağır ölmekle ve bunun bitişini beklemekle sınanıp durmayacaktı. Üstelik zamanla imkanları genişledikçe, insanlığın ilerleyişini sekteye uğratan tüm mukavemeti kolayca aşabilecekti. Dolayısıyla, Transhümanizmin hayalleri, tanrıların bahşettiği yazgıdan kurtulma ve kendi yolunu çizme konusunda önemli bir adımı teşekkül etmektedir.

Öte yandan, yazgısıyla mücadele eden ve buna isyan eden insanın çaldığı ateşle karanlıkları aydınlatmasının bir yolu ve yöntemi olarak ele alınırsa, insanın da kendi varoluşuna dair fedakarlıklar yapması gerekmektedir. Yine Nietzsche, değişimde insanın üstlenmesi gereken rolü şöyle tarif etmiştir: “İnsanı büyük yapan onun bir amaç değil, bir köprü olmasıdır. İnsanın sevilebilecek yanı bir öteye geçiş ve bir batış olmasıdır. Severim batmaktan başka bir yaşam bilmeyenleri, çünkü öte tarafa geçenlerdir onlar.” Değişime, gelişime ve farklılaşmaya açık olmanın ne denli önemli olduğunu, bu sürecin doğal ya da iradeye bağlı olarak gerçekleşmesine dair tavrın akılcı belirlenmesini ve nihayetinde evrimin temel hususu gereği yalnızca en uyumlu bireylerin yaşayabileceği gerçeğini unutmamak gerekir. Zaten şartlara bağlı olarak koşullanan bedenin ve zihnin önüne engeller koymak sadece ilerlemeyi geciktirir. Üstelik önyargılarla inşa edilen fikirler de gelişimin yönünü bozarak akışını sekteye uğratabilir. Haddizatında iyice düşünüldüğünde, insan iradesinin seleksiyonu doğanın elinden alarak kendi benliğine tabi kılacağı bir gelecek hayali içinde, geçmişin yargıları ve hayalleri ile yürümek makul karşılanabilir mi?

Mark Twain de İnsan Nedir adlı kitabında şartların değişimine ve insanın durumuna dair şöyle bir yorum getirmiştir: “Her şeyin bir sınırı vardır, demir madeni altın olmak için yetiştirilemez. Altından insanlar, tenekeden insanlar, bakırdan insanlar, kurşundan insanlar, çelikten insanlar ve daha niceleri vardır ve her biri kendi doğasından, kalıtımından, eğitiminden ve çevresinden kaynaklanan sınırlara sahiptir. Bu metallerin her birinden makineler inşa edebilirsin ve her biri de işleyecektir fakat zayıf olandan güçlü olanın yaptığı işin aynısını beklememelisin. Her durumda en iyi sonuçlar elde edebilmek için metali, ona engel olan önyargılardan yetiştirme yoluyla, eritme, rafine etme vb. yollarla kurtarmalısın.” İnsanın doğasına dair söylenmiş önemli sözdür. Zira değişimin ne denli acımasız ve koşulların ne kadar sert olduğunu sarih şekilde ifade eder Twain. Ne kadar ahlaka aykırı, insanlık dışı olarak düşünülse de aslında alınan inisiyatif gereği, seleksiyonun bireyler arasında yapacağı seçimler zaten insanın ödevi olarak kabul edilir. Yani kişinin seçimine dayanır. Dolayısıyla bahsi  geçen fark, üstün insan ile üst insanın ayrıldığı noktadır tam olarak. Üstün insan fikri saf ırk arayışından doğmuştur ve bu mantıksız fikrin haliyle tutarlı bir yanı da yoktur. Çünkü saf ırk düşüncesi pratikte karşılığı olmayan bir hayaldir. Ayrıca seçkin bir güruhun keyfi, kişisel tutkularını gözetir. Ama üst insana giden yol, hümanist yani insan merkezli bir gelişimden ve tekamülden geçtiği için, tüm insanlığın ortak gayesi ve amacı olarak öne çıkar. Neticede hümanizm insanlığın gelişiminin her koşulda ve şartta sağlanması mefkuresini gütmektedir. Bu bağlamda, Transhümanizmin insandan üst insana geçişini, dönüşümü sağlamakta önemli rol alacağı kesin.

Hal böyleyken, işin bir de gerçekleşmesi mümkün olan karanlık yüzü var. Ortaya atılan düşünceler ve teorik yaklaşımlar ne kadar iyi niyetli olursa olsun, uygulamada yaşanacaklar her daim insanın kararlığıyla sınırlı kalacaktır. Haliyle rasyonellikten uzak neticeler elde edilmesi ihtimali de her daim olası. Zira David Hume‘un da dediği gibi “Mantık, arzunun kölesidir” ve ne kadar akılcı yaklaşırsak yaklaşalım çıkarlarımız ve arzularımızın güdümünde hareket ettiğimiz, her olayı kendimize yontacak şekilde yorumladığımız bir gerçektir. İnsanın arayışı, yola çıkışı ve varışı kendinedir. Maddeyi değiştirirken, manayı yorumlarken her daim benliğine dair arayıştadır. Bu bağlamda incelendiğinde, üst insanın yeniden üstün insana dönüşebileceğini düşünmek işten bile değil. Elbette teknolojinin gelişimini, teknolojik imkanların belirli zaman aralıklarıyla zenginlerden fakirlere doğru geçiş yaptığı ve zamanla erişimin sağlandığını yadsıyamayız. Fakat bir de şöyle düşünmek gerekir: Kirlenmiş bir fikrin ve kötü niyetle sarmalanmış eylemin telafisi nasıl sağlanır? Nietzsche, üst insan derken bilişsel ve fiziksel olarak gelişmeye devam eden insanlığın kendini aşacağını öngörerek konuşmuştur. Fakat kendi kız kardeşi kişisel çıkarları uğruna tüm yüce efkarını koskoca bir bataklığa çevirerek Avrupa’yı ve tüm dünyayı derinden etkileyecek derin yaralar açmamış mıdır?

Dolayısıyla, Transhümanizm, eğer Übermensch yaratacaksa yolundan dönmeyeceğine dair garantiyi kim verebilir? İnsanlığın kişisel hırs ve çıkarlar uğruna yaptıkları halihazırda ortadayken hem de. Yalnızca 74 sene evvel iki adet nükleer bombayı atan Amerika, elinde insanlığın kaderini tuttuğunda neler yaptığını yeterince gösterdi. Hakeza diğer tüm ülkeler ve insanlık gücün mutlak yozlaştırıcılığı karşısında rasyonel kararlar almaktan epey uzak ve imtihanını felaketlerle vermesine rağmen henüz yeterince ilerlemiş sayılmaz. Irkçılığın, sınıfsal ayrımların, insanlık ayıbı olayların her daim göz önünde yaşandığı bir çağda eşitsizlik bu denli bariz şekilde ortadayken, hangi akla ve vicdana güvenilebilir? Doğal olarak onca imkan içinde, caydırıcılık yalnızca maddi yoksunluk içinde bulunanlaraysa, idealizm ile gerçeğin arasındaki makasın açılması şaşırtıcı olmayacaktır. Kaldı ki, kabuslara ve distopyalara teşne olduğumuz bir çağda, kavramların içinin yeniden boşaltılıp posasının demagoglar aracılığıyla sergilenişine şahit olmamız kimseyi şaşırtmayacaktır. Zira geleceğe dair temelsiz beklentilerle, mütemadiyen aşılanan taraflı gelecek muhayyilesi düşünen insanı Skolastik bir keşişe çevirecektir.

Kaynakça:

  • Erhat, Azra, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, Kasım 2017.
  • HITLER, Adolf, Kavgam (Mein Kampf), Çev. Mine Toker, Toker Yayınları, Nisan 2017.
  • Hume, David, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma, Çev. Ferit Burak Aydar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Şubat 2019, İstanbul.
  • Nietzshe, Friedrich, Böyle Söyledi Zerdüşt, Çev. Mustafa Tüzel, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ekim 2015, İstanbul.
  • Nietzshe, Friedrich, İyinin ve Kötünün Ötesinde, Çev. Mustafa Tüzel, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Şubat 2019, İstanbul
  • Nietzshe, Friedrich, Ahlakın Soykütüğü – Bir Polemik, Çev. Zeynep Alangoya, Kabalcı Yayınları, Ekim 2011, İstanbul.
  • Twain, Mark, İnsan Nedir, Çev. B. Utkan Atbakan & Gamze Keskin Yurdakurban, Dedalus Kitap, Mart 2018, İstanbul

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bir Garip Merdümgiriz...