bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 3 Haziran 2020 | Yazar: Murat K. Beşiroğlu

0

Şehirlerin Şaşırtıcı Matematiği

Teorik fizikçi Geoffrey West, geçtiğimiz yıllarda yaptığı geniş çaplı veri çözümlemeleri sonucunda “bir yerleşim yerinin nüfusu her ikiye katlandığında kişi başına düşen milli gelir ve inovasyon %15 artar” biçiminde bir formülasyon ortaya koydu. Geoffrey West çalışmalarında gelişmiş ülkelerin verilerini analiz etmiş olsa da Türkiye’deki durumun bu ülkelerden farklı olduğunu sanmıyorum. Kişi başına düşen gelirdeki ve inovasyondaki artış köyden başlayarak, kasaba, şehir, büyük şehir, megapole doğru gittikçe her seferinde artıyor. Kişi başı milli gelir ve inovasyon kültürü ülkeden ülkeye farklılaştığından yukarıda ifade edilen formülasyonu sadece bir ülke içindeki yerleşim yerlerini kıyaslarken kullanabiliriz.

Yerleşim yerindeki nüfus arttıkça kişi başına düşen gelir ve inovasyon miktarı neden artıyor? Bu soruyu kısaca, büyük nüfus uzmanlaşmayı mümkün kıldığı için biçiminde yanıtlayabiliriz. Şehirlerin ekonomisi insanların oluşturduğu ilişki ağlarına dayanıyor. Mega şehirlerde nüfusun geneline hitap etmeyen niş uzmanlık alanlarında faaliyet göstermek ve hizmet almak mümkün oluyor. İstanbul ve benzeri mega şehirlerde seramik ya da yoga kursuna gidebilir, bir çello tamircisi bulabilir, kalça estetiğinde uzmanlaşmış bir hekime görünebilirsiniz. Siber güvenlik uzmanları, yapay zekâ alanında çalışanlar ve kıyametin artık yakın olduğunu düşünenler bilgi ve deneyimlerini birbirleriyle yüz yüze paylaşabilirler.

İnsanların küçük bir yüzey alanı üzerinde yoğunlaşmaları uzmanlaşma olanağı dışında da bariz faydalar sağlıyor. Bir şehri karakterize eden altyapılar nüfus yoğunluğu arttıkça daha etkin biçimde kullanılmaya başlanıyor. Kişi başına düşen elektrik şebekesi, kanalizasyon, internet hattı, su dağıtım hattı, yol ağı gibi altyapı yatırımları nüfus yoğunluğu arttıkça azalıyor. Yapılan geniş çaplı veri analizleri yerleşim yerinin nüfusunun her ikiye katlanışında kişi başına yapılması gereken altyapı yatırımlarında %15 tasarruf sağlandığını gösteriyor. Geoffrey West bu durumun bilimsel şehir teorisinin şaşmaz bir matematiksel kuralı olduğunu ifade ediyor.

İstanbul gibi mega şehirlerde oturmak her ne kadar ekonomik anlamda avantajlı olsa da çok sayıda insanın küçük bir alanda toplanması trafik, çevre kirliliği, doğadan kopuş, emlak fiyatlarının pahalılığı gibi dezavantajları da beraberinde getiriyor. Büyük şehirlerde insanlar farklı fikirler ve kültürlerle birlikte dünyanın her yanından gelmiş bin bir türlü mikrop ve virüsle de karşılaşıyor. Böylece kişi başına düşen gelirin diğer illere kıyasla yüksek olmasının yanı sıra nüfusa oranla en yüksek COVID-19 vakası da İstanbul’da görülüyor.

Yukarıda sıraladığımız dezavantajlarına rağmen mega şehirlerin insanı büyüleyen bir tarafı var. Şehri insan bedenine benzetecek olursak her bir konut ya da işyerini bir hücreyle eş tutabiliriz. Aynen insan bedeninde olduğu gibi şehirde de bir fonksiyonu yerine getirmek konusunda uzmanlaşmış bölgeler bulunuyor. Şehirler elbette insan bedeni kadar net bir örgütlenme yapısına sahip değiller. Fonksiyonel bölgeler birden çok yere dağılmış olabiliyor, şehrin dış sınırları da insan bedenininki kadar net değil. Şehirleşme tarih boyunca tutarlı bir biçimde devam eden az sayıdaki trendden biri. Bilimkurgu öykü ve romanları yazan bir kişi olarak bu nedenle şehirleşme olgusuyla yakından ilgileniyorum. 1800 yılında dünya nüfusunun sadece %3’ü şehirlerde yaşıyordu. 20. yüzyılın sonunda bu oran %47’ye ulaştı. Çocukluğumda Türkiye nüfusunun sadece %30’u şehirlerde yaşıyordu, şimdilerde bu oran %88. 2050 yılında Türkiye nüfusunun %95’inin şehirlerde yaşayacağı tahmin ediliyor.

Bilimkurgu eserlerinde artan dünya nüfusunun etkilerini net bir biçimde gözlemlemek mümkün. William Gibson‘ın Sprawl Üçlemesi olarak adlandırılan Neuromancer (1984), Count Zero (1986), ve Mona Lisa Overdrive (1988) romanları Sprawl isimli bir mega şehirde geçer. Bu şehir ABD’nin doğu sahilindeki tüm şehirlerin birleşmesi sonucu oluşmuştur. Kendi iklimi ve gece gündüz döngüsü olan bu şehirde insanlar sanal dünyayla iç içedirler.

Trantor

Isaac Asimov‘un Vakıf serisinde söz konusu edilen Trantor, 45 milyarlık nüfusu ve dünyamızın %40’ı kadar olan yüzölçümüyle galaksinin merkezi konumundadır ve bulunduğu gezegeni tümüyle kaplamıştır. Asimov’un Vakıf serisini yazarken esinlendiği Roma İmparatorluğu’nun başkenti olan Roma milattan önce 1. yüzyılın sonunda 1 milyon nüfusa sahipti. Roma’nın nüfusu orta çağın başlangıcında 20.000’e kadar düşmüştü. Alışılmış trendin oldukça dışında bir durum. Nüfusu 10 milyonu aşan yerleşim yerleri mega şehir olarak isimlendiriliyor. Bir şehrin sınırlarını merkezde bulunan belediye alanı ve onu kesintisiz bir biçimde çevreleyen yerleşim alanları belirliyor. Bu bölgeyle bağlantılı yerleşim alanları da dahil edildiğinde şehri oluşturan büyükşehir alanı tanımlanmış oluyor. Bu kentsel alan fonksiyonel ve ekonomik bir bütünlük oluşturuyor.

2018 yıl sonu itibariyle dünyada 42 mega şehir bulunuyor. En çok mega şehre sahip ülke olan Çin‘de 8 mega şehir var. Çin’i 6 mega şehir ile Hindistan izliyor. Dünyanın en büyük şehri 38,5 milyonluk nüfusuyla Tokyo. Avrupa’daki 4 mega şehir nüfus büyüklüğüne göre Moskova, İstanbul, Londra ve Paris biçiminde sıralanıyor. Kuzey Amerika’nın mega şehirleri New York, Mexico City ve Los Angeles.

Dünya genelinde en hızlı nüfus artışı Afrika‘da yaşanıyor. Bu nedenle 2050 yılında çok sayıda Afrika şehrinin mega şehre dönüşeceği öngörülüyor. Bu şehirler arasında Kongo Cumhuriyeti’nden Kinshasa, Nijerya’dan Lagos 30 milyonu aşacağı tahmin edilen nüfuslarıyla öne çıkıyor. 2050 yılında dünyanın en büyük nüfuslu şehrinin 42,4 milyon nüfusla Bombay olacağı tahmin ediliyor. Mega şehirler görece iyi ekonomik olanaklar sağlasa da yaşam kalitesi anlamında sakinlerine güzel bir ortam sundukları söylenemez. Bu durum mega şehirlerin çoğunlukla gelişmekte olan ülkelerin bir parçası olmasından da kaynaklanıyor olabilir.

Bir yandan şehirler büyüyüp kalabalıklaşırken diğer taraftan sanal toplanma yerleri insanların hangi şehirde yaşadığının önemini azaltıyor. Servet yaratmanın ve nesilden nesile aktarmanın başlıca aracı olan emlak sahipliğinin yanına şimdilerde internet portallarının sahipliği ekleniyor. Şehirler turistleri ve iş insanlarını kendilerine çekmeye çalışırken sanal platformlar kullanıcıları cezbetmeye çalışıyorlar. Uzaktan çalışmayı mümkün kılan dijitalleşme şehirlerin şaşırtıcı matematiğinden kaynaklanan sonuçları etkilemeye aday görünüyor. Umarım bir gün, çoğumuzun hayali olan şirin bir Ege kasabasında stressiz bir biçimde yaşayıp büyük şehir seviyesinde gelir elde etme durumu gerçek olur.

Yararlanılan Kaynaklar:

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1971 Trabzon doğumlu. 1994 yılında Gazi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Özel bir bankada 21 yıl uzman ve yönetici olarak çalıştı. Ogox, Aşk Algoritması, Rüya Sanatçısı, Dördüncü Dünya ve Schrödinger'in Papağanı kitaplarının yazarıdır. Bilimkurgu öykü ve romanları yazmaya devam etmektedir.